Doctor Strange – Garip Bir Büyücü Hikayesi

Eskiden Amerikan çizgi roman serilerinin numaraları üç haneli sayılarda dolaşır, hatta bazıları dört haneye doğru yaklaşırdı. Bu durum, on yıllardır çizgi roman okumaya niyetlenen bir dünya kişinin aynı soruda takılıp kalmasına sebep oluyordu: “Nereden başlayacağım?!”

DC Comics 2011 yılında Flashpoint olayı sonrası yeni bir evren yaratıp, bütün dergileri 1.sayıdan başlatarak bu sorunu kökünden çözmüştü. Marvel ise bunun ardından Marvel Now, Avengers Now gibi olaylarla tek tek dergilerinin numaralarını sıfırlasa da bu zamana kadar bütün dergileri etkileyen bir şey yapmamıştı. Bu yaz ise 2013 yılından beri devam eden Avengers ve New Avengers dergilerindeki (İlk cilt Avengers Dünyası, Gerekli Şeyler tarafından da basıldı) olayların sonucu olarak, Marvel’ın şu ana kadarki en büyük olayı olan Secret Wars başladı.

Bir süredir Marvel Çokluevreni yavaş yavaş yok oluyordu. Dr. Doom ise bunu durdurmaya çalışırken kısmen başarılı olup, Battleworld adında, bildiğimiz evrenlerden/hikâyelerden parçalar taşıyan yeni, tek bir dünya yaratmıştı. Secret Wars ve yan serileri de geçtiğimiz birkaç ay boyunca bu dünyada geçen hikâyeleri anlattılar. Bugün ana Secret Wars serisi gecikme yüzünden hala sonlanmamış olsa da, bütün bu olayların 8 ay sonrasında geçen yeni Marvel evrenimiz yayın hayatına başladı.

All-New, All-Different Marvel Previews-006_007

Bu sefer Marvel da daha bu sene başlamış seriler bile dahil bütün serilerini tekrar 1.sayıdan başlattı. Bu yeni dönemin adı ise All-New, All-Different Marvel oldu. Bu akımın bir parçası olan Doctor Strange’in de bu ay itibariyle 3.sayısı yayınlandı.

Kısaca özetlemek gerekirse: Dr. Stephen Strange bir kaza sonucu ellerindeki sinirler zedelenen eski bir cerrah (Dr. Kısmı buradan geliyor). Bu olaydan sonra şifa aramak için çıktığı yolculuğun sonunda ise bizim boyutumuzun Sorcerer Supreme’i oldu. Göreviyse bu boyutu mistik tehlikelere karşı korumak.

Büyücü deyince aklımda temelde iki stereotip canlanıyor: İlki yaşlı, bol sakallı, güçlü büyücü ekolü (Merlin, Gandalf, Fizban, Dumbledore, Zifnab…) diğeriyse daha çok şehir fantezilerinde karşılaştığımız pek de bilge olmayan, trençkotlu, karizmatik abiler (John Constantine, Harry Dresden). Benim için Doctor Strange kendisini gördüğüm bunca yıl boyunca ilk ekole daha yakın, fazla ciddi, bana uzak bir karakter olarak canlanmıştı. Avengers/New Avengers ve Secret Wars serilerinde ise bu durum daha da belirgin olmuştu.

Aaron ve Bachalo ise karşımıza yepyeni bir Doctor Strange ve tam bir şehir fantezisi hikâyesi koymuş. Doctor Strange kendini beğenmiş, olayları tiye alan, enerjik, çapkın bir karakter olmuş. Evde hala klasik cüppesiyle dolaşsa da sokağa çıktığında cüppeyi şık bir atkıya çevirip öyle gezmesi (Cumberbatch’e hazırlık bunlar hep) bile bu yeni imajını destekliyor.

Ne kadar klişe olsa da sadece büyücülerin takıldığı mistik bir barı çok sevdim. Bunun dışında hem yaşadığı şehrin hem de yaşadığı evin (Sanctum Sanctorum) de geçmişini ve mistik olarak neden önemli olduğunu anlaması şehir fantezisi hissini daha da kuvvetlendirdi.

Serinin çizeri ve renklendiricisi, daha önceden Amazing Spider-Man ve Uncanny X-Men’den tanıdığım Chris Bachalo gerçekten iyi bir iş çıkarmış. Bachalo’nun çizimlerini Amazing Spider-Man’de ilk gördüğümde ne yalan söyleyeyim, garipsemiş pek de sevmemiştim. Kötü çizdiği için değil ama fazla kendine has tarzından dolayı, başka bir çizerden sonra alışamamıştım. Ancak tam da bu garip hali sayesinde Doctor Strange’in dergide de bolca vurgulanan garip dünyasını anlatmak için ideal bir seçim olmuş.

Kısacası, hazır filmi de yaklaşırken (Kasım 2016) herhangi bir ön bilgiye ihtiyaç duymayan bu eğlenceli seriye eski/yeni bütün çizgi roman okuyucuların bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. İyi okumalar.

Yorumlar