Kahramangiller

Disney Çizgi Filmlerinde Sembolizm: Küçük Deniz Kızı

Disney çizgi filmlerini sever misiniz? Hadi hadi, rol yapmayın. Hepimiz onları seviyoruz. Tabii “Prensle prenses evlenir ve mutlu olurlar! Öff, ne kadar çocukça, ne banal!” demekte serbestsiniz. Malum, Disney çoğu trajik olan hikayeleri fazla mutlu resmettiği için sayısız eleştiri almıştır. Ancak, bu yargıyı verirken bazı şeyleri kaçırıyor olabilir miyiz acaba? Hadi bana bir şans verin de ne demek istediğimi anlatayım.

Tanrıların bir zamanlar erkek değil, kadın olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak semavi dinler sahneye çıktığında, kadınlar bu inançlardaki aktif rollerden dışlandılar, ancak böyle düşünmeyen bazıları, ataerkil düzende kelleyi kaybetmekten korktukları için ibadetlerini sembollerle gizlediler. Disney filmlerinde kör gözüm parmağına var olan “Kutsal Dişi”, veya “Tanrıça” göndermelerini, -bildiğim kadarıyla- ana akım edebiyatında ilk defa Dan Brown dile getirdi. Da Vinci Şifresi’nde ünlü simgebilimci Robert Langdon, Sophie’ye Kutsal Kâse hikayesini anlatırken hayranı olduğu Walt Disney’den “modern çağın Leonardo da Vinci’si” diye bahsediyor ve pek çok filmine koyduğu derin kutsal dişi sembolizmi anlatıyordu.

Tabii çok fazla Disney filmi var, ben şimdilik sadece bir tanesine değineceğim. Merak eden olursa bunu bir yazı dizisi yapabilirim.

Küçük Deniz Kızı

Disney’in Küçük Deniz Kızı’nı nasıl bir sembolizmle ördüğünü anlamak için, önce Hans Christian Andersen’in bize anlattığı Danimarka masalını bilmemiz gerek. Kesin çocukluğunuzda defalarca dinlemiş, hatta izlemişsinizdir, ama atlanmaması gereken bir kaç önemli detayı herkes hatırlamayabilir.

Küçük Deniz Kızı

Öncelikle, Küçük Deniz Kızı’nın belirgin bir ismi yok. Sadece ırkı ve gençliğiyle tanımlanıyor. Dul bir kral olan babası, büyükannesi ve kız kardeşleriyle denizin altında yaşıyor. Anne figürü yok. On beş yaşına geldiğinde (on altı değil), denizin dışındaki hayatı görmesi için karaya yüzmesine izin veriliyor. Bunu aklınızda tutun, önemli. Kız kardeşleri yaşça ondan büyük olduğu için her sene bir kere karaya yaklaşarak insanları izlemişler.

Küçük Deniz Kızı, ablalarının hikayelerini dinleyip, dışarıdaki hayata imrenerek büyüdüğü için çok heyecanlı. Suyun yüzüne çıktığında bir gemi görüyor. Gemide yakışıklı bir prensin doğum günü kutlanıyor. Prensi uzaktan bir görüşüyle, bizim kızın aklı gidiyor, aşık oluyor. Ancak o sırada muazzam bir kasırga gemiyi vuruyor, Küçük Deniz Kızı hemen harekete geçerek baygın prensi karaya taşıyor. Hem insanlar kendisini görmesin diye, hem de prensin iyi olduğundan emin olmak için bir kayanın arkasına saklanarak birileri onu bulana kadar bekliyor. Tesadüf bu ya, yakınlardaki bir tapınağın genç rahibesiyle arkadaşları buluyorlar prensi. Rahat bir nefes alan Küçük Deniz Kızı da okyanusa dönüyor.

Hikaye burada bitmiyor tabii. Kızın durumu fena, sırılsıklam aşık. Gidip büyükannesinden akıl istiyor. Bu noktada, büyükanne torununa tüyler ürpertici bir gerçeği açıklıyor: Deniz halkı 300 yıl kadar yaşıyor, ama ruhları yok ve öldüklerinde deniz köpüğüne dönüşüyorlar. İnsanların ömrü çok daha kısa ama gerçek bir ruha sahip oldukları için öldüklerinde cennete gidip sonsuza dek yaşıyorlar. (*)

(*) Bu tabii ağır bir Hristiyanlık sonrası belirtisi. Normalde gerçek bir ruha sahip oldukları için yeniden doğuyorlar demesi gerekiyor. Hristiyanlık öncesi kuzey inançlarında reenkarnasyon çok güçlü bir yere sahip.  

Küçük Deniz Kızı, bunları dinlediğinde büyük bir haksızlığa uğradığına inanıyor. O da sonsuza kadar yaşayacak bir ruha sahip olmak istiyor. Okyanusun “tehlikeli bölgesine” girmeyi göze alıp “Deniz Cadısı”nı buluyor. Cadı (Bilge Kadın motifinin burada oldukça fırsatçı bir versiyonunu görüyoruz), ona şöyle diyor; “Ah, istediğin mümkün Küçük Deniz Kızı. İnsan olmanı sağlayacak iksiri ben sana verebilirim. Ama sen de karşılığında bana dilini ve sesini vereceksin. Ama iyi düşün, eğer insan olursan bir daha denize dönemezsin!”

Bizim kız düşünmeden iksiri dikiyor. Bedeninde müthiş bir acı hissediyor; sanki ortasından bir kılıç geçirmişler gibi. Bu kadarla kalsa ya? Kalmıyor. Her adım attığında bıçakların üzerine basmış gibi acı çekiyor. Alışamıyor. Çünkü bacakları aslında gerçek değil, onlarla doğmamış. Ama bir iyi yanı var; dünya üzerindeki her insandan güzel dans ediyor artık. Eğer prensle evlenebilirse, prensin ruhunun bir parçası ona akacak ve o da ölümsüz bir ruha sahip olacak. Ama evlenemezse, deniz köpüğüne dönüşerek yok olacak.

Yorumlar

  • Hkardicali

    Nefis, eline sağlık! 🙂

    • Özlem Buket Duru

      Teşekkür ederim Halil 🙂

  • Nesim

    Kesinlikle harika bir yazı olmuş, elinize sağlık

    • Özlem Buket Duru

      Okuduğunuz için çok teşekkürler 🙂