Kahramangiller

Melez Vampir Avcısıyla Tanışın: D

Vampir miti… Her türlü filmi, dizisi, oyunu, çizgi romanı vs. üretildiğinden, tüketilme potansiyeli bulunan, gece hayatına doğal süreç gereğince düşkün olan, ayna düşmanı arkadaşların konu edildiği bir mit olarak bilinmekte. Öyle de zaten. Bu arkadaşlardan bir tanesini buraya konuk olarak davet etmek istedim. O da sağ olsun kırmadı geldi. D ile tanışın, melez vampir avcısı.

Yıl 1983. Hideyuki Kikuchi’nin yazıp, Yoshitaka Amano’nun çizimlerini yaptığı novellada hayatına başlar D (melez anlamında kullanılan Dampir’in D’si). Kafasında şapkası, sırtında pelerini, konuşabilen sol eliyle D oldukça karizmatik bir karakter olarak tasarlanmış. Babası vampir olan bu arkadaş, insanların yaratıklarla olan mücadelesinde avcı olarak yer almakta ve verilen işi en iyi şekilde yerine getirmektedir. Bizim D ile olan tanışıklığımız; ilki 1985 yılında ikincisi ise 2000 yılında yapılan anime filmleri ile oldu. Fimlerde neler yapmış şöyle bir göz atalım:

hunterD1

Vampir Hunter D (1985)

Yönetmenliğini Tooda Ashida’nın yaptığı ilk D filmi; 1985 yılında yayınlandı. Hikayemiz şu şekilde gelişiyor: Doris Ran adında genç kızımız, gece vakti bir çeşit canavar avındayken o bölgede ikamet eden bir vampirin saldırısına uğrar. Saldırının ardından vampiri öldürmesi için bir avcı tutmak ister. Bir gün kasaba yolu üzerinde avcı olduğunu düşündüğü, pelerinli ve siyah şapkalı, uzun mu uzun bir kılıcı olan D ile karşılaşır (bilmese de bulabileceği en iyi avcı). Aradığı avcıyı bulan Doris, başından geçenleri anlatır ve işi kabul etmesini ister. Vampirleri sevmeyen melez avcı, görevi gereği 10.000 yaşındaki hasmının yaşadığı kaleye doğru yola çıkar. Bir çok gece yaratığı da, yol üstünde kendisine eşlik eder.

Diğer yanda ise vampirimizin, yani Kont Magnus Lee’nin; Doris’e saldırmasındaki amacı ise can sıkıntısına (o kadar yaşayınca tabi) yeni bir eş ile ara vermek istemesi gibi “romantik” bir düşünceden başkası değildir. Bu birlikteliğe her ne kadar kız karşı çıksa da, genç vampir evlenmeyi kafasına koymuştur. Peki ama D bu hadiseye izin verecek mi? (Tabii ki hayır) İzleyince göreceğiz.

 Vampir Hunter D: Bloodlust (2000)

İlk filmden on beş yıl sonra D, Bloodlust filmi ile ekranlara geldi. Bu sefer yönetmen koltuğunda Yoshiaki Kawajiri (Ninja Scroll ve Animatrix’in de yönetmeni) bulunuyor. Hellsing adlı animedeki Enrico Maxwell’inin de sesi olan Hideyuki Tanaka, bu filmde melez avcıya sesiyle hayat veriyor.

pf_02_anime_vamp_slg_glad01.jpg

Efendim olay şu; varlıklı bir ailenin kızı olan Charlotte, Meier Link adında yakışıklı bir vampir tarafından bir gece vakti (çok ilginç) kaçırılır. Bu hadise üzerine, ailesi kızlarını onlara geri getirmesi için avcı kiralamaya karar verir. Tahmin edildiği gibi bu görevi D alır. Fakat görevdeki tek avcı değildir. Marcus Kardeşler adında, 5 kişiden oluşan bir ekipte bu yüksek getirili işi (10 milyonluk) kabul eder.

Meier Link ve genç kurbanını bulmak için yola çıkan D ve Marcuslar bolca karşılaşırlar. Bu karşılaşmalarda, Leyla adındaki (Leyla mı?) Marcus biraderlerin dişi üyesi ile D istemsiz olarak arkadaş olurlar. Takip onları Barbarois denilen bir yere götürür. Her türlü lanetli yaratığın, literatürde adı geçmeyen her cinsten gudubet yaratığın kol gezdiği bir bölge Barbarois. Peşlerindeki avcılardan kurtulmak için buraya sığınan Meier, bunda kısmen de olsa başarılı olur. Zaman geçtikçe genç kızın Meier elinde tutsak olmadığı, aksine kendi rızası ile orada olduğu (yasak aşk) anlaşılır.

Takip sürer ve kaçaklar Cheytha Şatosuna varana kadar da devam eder. Senin benim gibi normal insanların girmeyi aklından bile geçirmeyeceği, (Barbarois halt yemiş) dıştan görünüşü itibari ile gotik mimarinin en güzide örneklerinden birisi olarak gökyüzüne yükselmektedir Cheytha Şatosu. Görevlerinin gereğini yapmayı kafasına koymuş olan D ve Marcus biraderler, hiç düşünmeden şatoya girerler. Bu, üzerinde laneti sabah doğan güneş kadar ortada olan şatonun mahzenlerinde ve koridorlarında onları nelerin beklediğinden habersiz, aşıkları bulmaya kararlıdırlar.

hunterD3

Filmler Güzel de…

Bloodlust bir ayrı güzel. Öncelikle karakterleriyle kendinden on beş yaş büyük olan filme karşı öne geçiyor. Tasarımları olsun (D gördüğüm en karizmatik karakterlerden birisi, net.) filmdeki rolü olsun, her bir karakterin özenle hazırlandığı ortada. Bu konuda ilk filmde biraz yavanlık vardı sanki. Seslendirmeler ve karakterlerin kişilikleri biraz askıda kalmış gibiydi. Buna karşılık arka planda sürekli olarak duyduğumuz o melodiyi 2000 yılındaki filmde de aradım doğrusu. Sonuç itibari ile aradaki zamanın animasyon tekniğine olan etkisinin mutlaka payı var, ama ikinci film her açıdan (müzikler olmayabilir) daha iyiydi.

D ile tanışmamış olanlara çağrı; ilk fırsatta ziyaretine gidin. Göreceksiniz ne kadar da misafirperver(!) bir melez.

Yorumlar