Kahramangiller

Değişmeyen Savaşlar IV: Kimi İçin 5 Kimi İçin 20 Yıl Sonra Baldur’s Gate Oynamak

Enhanced Edition’ın bile beş yaşına girdiğini hatırlatalım. O derece eski bir dünyadayız…

İş Baldur’s Gate olduğunda giriş yapmak biraz zor. Mazisi Fallout kadar eski (hatta meseleyi Forgotten Realms olarak okusak çok daha eski) ama güncelde etkisini Fallout kadar koruyamamış bir oyundan bahsediyoruz. Beş sene evvelki Enhanced Edition uyanışı eski oyuncularda bazı sevdaları canlandırsa da yeni neslin kalbine dokunabildi sayılmaz. Bir kuşak gururdan itiraf edemiyor ama (Icewind Dale’ler ile birlikte)  Baldur’s Gate külliyatı anaakımla kurduğu ilişki bakımından artık tarihe gömülmüş bir seri. Skyrim ve Witcher’ın yeni çağın gidişatını belirlediği günlerde belki de bazı şeyleri kabullenip yolumuza devam etmeliyiz.

Öte yandan gözü kara maceracılar her gömüden hazine çıkarmayı bilirler.

Canavarlar ve Uçurumlar Arasında

Baldur’s Gate bir “teslim edilecek haklar” ansiklopedisidir. Bugün grup tabanlı RPG’nin video oyunlarda ne karşılığı varsa bu karşılıkta Baldur’s Gate’in bir izi vardır. Bioware’in 1998 tarihli bu devasa oyunu masaüstü RPG’nin dijitale “aktarılamaz sanılan” çoğu öğesinin aslında doğru algoritmayla oyun dünyasında yer edinebileceğini gelecek nesillere göstermiştir. Üstelik bunu elden geldiğince çizgisellikten uzak, bugünküne kıyasla ilkel sayılsa da “sandbox” bir yapıda gerçekleştirmiştir.

Oyunu bir ansiklopediye benzettik, lakin artık devir internet devri ve geçmişin tozlu ansiklopedilerini evlerimizde barındırmıyoruz. Baldur’s Gate’i zamanında oyun dünyasında yükselten öğeler, geçen süreçte bodur kalmasına sebep olanla aynı: Masaüstü RPG’yi çok isabetli bir şekilde bilgisayarlara taşıması.

Bu meseleye döneceğim. Öncelikle birkaç satır hikayeden bahsedelim. Forgotten Realms evreninde çoğu maceranın beşiği olmuş Faerun kıtasının batı kıyılarında geçen Baldur’s Gate’e Candlekeep isimli kalede başlarız. Ailesinden bebekken kopmuş, tüm hayatını Candlekeep’te büyücü asistanı olarak geçirmiş karakter, baba figürü saydığı Gorion’un kaygıları doğrultusunda büyüdüğü kaleyi terk etmeye ve bilinmez macerasına atılmaya hazırlanmaktadır. Gorion’un telaşı karakteri ve erdemli büyücüyü beladan uzak tutmaya yetmez, kaleden çıktıkları an küçük grup gizemli bir savaşçının ekibi tarafından saldırıya uğrar. Gorion bu saldırıyı savuşturmak için kendini feda eder, ormana kaçan karakter ise bir şekilde saklanmayı başarır. Oyun bu girizgahtan sonra saldırının arkasında kimin olduğunu çözeceğimiz bir maceraya dönüşür. Bu macera zamanla fantastik bir kaçma kovalama hikayesinin ötesine geçecek, bizi tüm Sword Coast’ı kapsayan “demir kıtlığı”nın arkasındaki esrarı da içine katan büyük bir komplonun içine sürükleyecektir.

Hikayenin oldukça sürükleyici bir yapı barındırdığını söylemek gerek. Bilinmeyen bir gücün karanlık motivasyonlarla peşimize düşmüş olması fikri RPG için zengindir, zaten oyunun o dönem dağıtıcısı olan Black Isle da bu fikri ileride geliştireceği bir diğer Forgotten Realms oyunu olan Planescape Torment’te birkaç adım öteye taşıyacaktır. Ne var ki hikayenin sürükleyiciliği Baldur’s Gate’in zor ve ilk tanışanlar için karmaşık oynanabilirliğini gözardı etmemize imkan tanımaz.

Sonsuza Kadar Zar Atmaya Merhaba

Baldur’s Gate zordur. Bu zorluk ise iki katmanlıdır. Birincisi, alışılmadık bir tat olmasından kaynaklanır, zira o döneme kadar  oyun dünyasında geniş çapta etki sağlamış grup RPG’si çok yoktur. Japonya çıkışlı RPG’ler (belki de kart oyunları geleneğine bağlanarak) sıra tabanlı bir oynanışı seçerken Batı dünyasının en uzun soluklu örnekleri ise birinci şahıstan altı karakterin de yönetildiği Wizardy ya da Might and Magic gibi serileri taslak almaktadırlar. Baldur’s Gate bilgisayar işlemcilerinin çok yakın zamanda büyük bir kapasite yarışına gireceği geçen yüzyılın son yıllarında oyuncuyla buluşacaktır. 1997-2000 yılları oyun türlerinin en deneysel takıldığı yıllardır, bugüne değin sözünü ettiren pek çok serinin köklerinin bu yıllara dayanması şaşırtıcı olmasa gerek. Gelecek teknoloji ile geçmiş arasında çok ince bir noktada kalan Baldur’s Gate altı karakteri de gerçek zamanlı yönetmeyi seçen, dönemi için performans zorlayıcı bir oyun dinamiğine odaklanır. Çok fazla parametrenin devreye girecek olması oyuncunun aklını karıştırabileceğinden oyun çatışmalar sırasında istenildiği gibi durdurulabilir bir şekilde tasarlanır.

Bu kolaylatıcı etmene rağmen Baldur’s Gate’nin dinamiği taktik RPG’ye yeni bir kapı açtığı için zorludur. Daha karmaşık olan ise oyunun sistemidir. Masaüstü RPG’lere olabildiğince yakın olmayı hedefleyen Baldur’s Gate, Advanced Dungeons & Dragons (AD&D) ikinci sürümünün kuralları üzerinden oyunu yürütür. Yani bolca altılık, sekizlik ve yirmilik zar atılacak, THAC0 ve AC’lerde olabildiğince düşük sayılara erişilmeye çalışılacak ve (en önemlisi) erken seviyelerde oyun acımasız seviyede zor olacaktır.

Baldur’s Gate işte bu sebeple  çoğu oyuncusunu sevgi-nefret girdabına sürükler. Oyun bir gövde gösterisidir; masaüstü RPG gibi bol hayal gücüne ve rastlantısallığa bağlı bir yapıyı siber aleme aktarmanın mümkün olup olmadığının ilk ciddi cevaplarındandır. Kesinlikle oyun dünyasında bazı çıtaları yükseltmiş, bazı “talep edilemez” sanılan şeylerin de aslında yapılabildiğini göstermiştir; ancak ortaya çıkan eserde bir bilgisayar oyunu olarak kendini yıllar sonra bile oynatacak esneklik yoktur. Herkes saatlerce kafa yorarak yarattığı karakterin ilk kobold/goblin saldırısında parçalara ayrılmasına sabretmek zorunda değildir. Ya da taşa çevrilen bir karakteri yeniden canlandırmak için gereken koşturmaca, lanetli bir zırhtan ya da düşman büyüsünden ötürü seviye kaybetme (level drain) gibi “ceza” mekanizmaları o dönem oyuncusuna hitap etmeyebilir. İnternetin takılınan noktalarda çok da yardım sunmadığı yıllardan bahsediyoruz.

Özete gelirsek, Baldur’s Gate çok iyi bir masaüstü RPG simulasyonu ancak piyasanın nabzına hitap açısından kötü bir video oyunudur (Konu hakkında Noah Caldwell-Gervais’in kapsamlı, iki saatlik videosunu ilgililerine tavsiyedir). Infinity Engine oyunlarının 2002’de Icewind Dale II ile sonlanması, 2012’de kendini gösteren Enhanced Edition furyasının ise Forgotten Realms ve Infinity Engine ekolünü diriltmeye yetmemesi bu savı destekleyen durumlar. Yenetekli ve azimli kadrosuna rağmen Bioware ekibinin o dönemde yeni kurulduğunu ve çoğunluğun video oyun piyasasının işleyişi konusunda kısıtlı bir deneyimi olduğunu (hatta kurucu ekibin tıp gibi alakasız bir arkaplandan geldiğini) hatırlatmakta fayda var. Bu sebeple Durlag’s Tower gibi muhteşem haritalar yıllar boyu sadece gözü kara oyun tasarımcıları tarafından keşfediliyor, ancak çoğu oyuncunun sabrı daha bu haritalara yaklaşamadan tükeniyor ve Baldur’s Gate raflara “asla bitirilmeyen klasik” olarak konuluyordu.

Ne var ki artık 1998 yılında değiliz. Bugün oyunlar gibi oyuncular da zengin bir çeşitliliğe sahip ve Baldur’s Gate’in karmaşık. Daha da önemlisi “meraklısına hitap eden” yapısına ilgi duyacak yeterli büyüklükte bir kitleye sahibiz. Geçtiğimiz yıllarda Kickstarter ile hayat bulan ve Baldur’s Gate ekolünün devamı sayılabilecek olan Pillars of Eternity bunun göstergesi. Bugün Baldur’s Gate oynamak ise sadece eğer gerçek masaüstü oyunlarının yavaşlığına aşina iseniz göze almanız gereken bir macera.  Enhanced Edition için Beamdog tarafından hazırlanan 30 saatlik bir ek paket Siege of Dragonspear oyunun hala bir talebi karşıladığını işaret etmekte. İlgilisi için içerik zenginliği hiç olmadığı kadar geniş. Oyunun köklü bir mod topluluğu olduğunu da hatırlatmış olalım.

Bu yazı, "Değişmeyen Savaşlar" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar