Kahramangiller

Deponia – Distopyada Mülteci Krizi

Eğer yaşınız yetiyorsa, macera oyunlarının kral olduğu, 88-94 arası dönemi hatırlarsınız. Büyük oranda iki firma, Lucas Arts ve Sierra * imzası taşıyan bu dönemin macera oyunları, inanılmaz hikayeler, kafa patlatan bulmacalar ve dönem için iyi düzeyde görsellik sunarlardı. Bilmeyenler olması çok mümkün, bu dönemin macera oyunlarında genellikle bir karakteri kontrol edersiniz ve çevredeki eşyaları toplayarak, bunları başka şeylerin üzerinde kullanarak ve bolca diyaloğa girerek hikayede ilerlemeye çalışırsınız. En eski bilgisayar oyunu türlerinden biri olan macera oyunları, ilk olarak yalnızca yazılı örnekler vermiştir. Bu örneklerde çevreniz size cümlelerle anlatılır, siz ise komutlar girerek sonuç almaya çalışırsınız. Daha sonraları bu türe önce durağan, sonra ise içinde karakterinizi hareket ettirebildiğiniz grafikler de eklendi. Sonraları yazı ile komut girme de yok edilerek, simgeler yardımı ile etkileşime geçilen “point & click” tarzı bu türü domine etti.

Günümüzde halen anılan bu türe ait birçok oyun olmasına rağmen (en popüler örnek Monkey Island serisi olsa gerek), bir kaç sebep bu türün hemen hemen ölmesine sebep oldu. Öncelikle 94 sonrası 3D grafiklerin hayatımıza girmesi, aksiyon oyunlarınının krallığını ilan etmişti ve macera oyunları 3D ortamda iyi görünmüyordu. Ayrıca internetin her evde bulunması, macera oyunlarının çözümlerinin bir tıkla ulaşılmasına sebep verdi, ki bu macera oyunlarının tüm zevkini öldürüyordu.

Kuvaq sakinlerinin gereksiz işleri başlıbaşına efsane.

Kuvaq sakinlerinin gereksiz işleri başlıbaşına efsane.

Bir dönem gibi aksiyon-macera oyunları bu türü devam ettirdi (Tomb Raider ve Prince of Persia serisi ya da günümüzdeki Uncharted serisi aksiyon-macera türüne iyi örneklerdir.) ancak Steam ve GOG sonrası retro oyunların yeniden gün yüzü görmesiyle macera oyunları tekrardan hayat bulmaya başladı. Son birkaç yıldır Telltale Games, güzel 3D grafiklerle bu tür adına çok sayıda popüler örnek çıkartıyor, ancak kimilerimiz (yani ben) eski iki boyutlu macera oyunları çok özlüyoruz.

Arada sırada retro kafalarda, basit ve kısa bazı örnekler çıkmıyor değil ama bana ilaç gibi gelen, eski türün üzerine hem artwork, hem bulmaca olarak yeni bir şeyler koyan bir firma var; Daedalic Entertainment. Bu Alman firması, 2008’den beri cayır cayır macera oyunu basıyor, hem de inanılmaz kalitede el çizimlerinden mütevellit 2 boyutlu grafiklerle!

Arkadaşlarınız başarı(sızlık)larınızı sevinçle karşılıyor.

Arkadaşlarınız başarı(sızlık)larınızı gerçekten sevinçle karşılıyor.

Aslına bakarsanız firmanın bugüne kadar çıkardığı 20 kadar macera oyununun tümünü gözü kapalı tavsiye ederim, ama bugün firmanın en uzun macera oyunu serisinin ilk oyununu sizlere aktarmaya çalışacağım: Deponia. 2012’de çıkan bu oyunu sizlere bugün tanıtmamın asıl nedeni başka. Orijinalde 3 oyundan oluşan Deponia serisi, oldukça nefis olmasına rağmen yarım kalmış gibi bir finale imza atmış ve birçoğunun ağzında tuhaf bir tat bırakmıştı, Mass Effect ya da KotoR gibi düşünebilirsiniz. Ancak bu hafta Daedalic Deponia’ya hak ettiği sonu 4. oyunla koydu (aslında hikayeyi toptan değiştirdi, ama bunu görmeniz için oynamanız gerek).

Böyle konuştuğuma bakmayın, Deponia, Telltale maceraları gibi episodik yapıda değil. Deponia serisinin her oyununun kendi içinde başlayan ve biten bir hikayesi var ve uzunluğu da 10 saatten fazla sürüyor ki; bu piyasadaki diğer güncel macera oyunları için genellikle söyleyemediğimiz bir özellik.

*  Söz konusu dönemde bu iki firma dışında çıkarılmış çok önemli macera oyunları da vardır ancak bunlara başka yazılarda değineceğim.

Yorumlar

  • Efe Karadağlı

    Sadece ilk oyunu oynamıştım ama çok severim. Diğerlerini de birgün oynarım elbet 🙂 Yalnız son paragrafta verdiğiniz bilginin aksine, steam üzerinden aldığım oyun Türkçe altyazıya sahipti.

  • Cemalettin Sipahioğlu

    Sadece ilk kısımlarını oynaya bilmişimdir. Hoşuma gitmeyen tek kısmı mini oyun tarafı olmuştu.

  • Deniz Uz

    Birinci resimde El Pollo Diablo!!! diye çığıran sakallı amcayı aradım, grafikler o derece Curse of Monkey Island’ı andırıyor.