Kahramangiller

J.U.L.I.A. Among The Stars – Mütevazi Bir Bilimkurgu Macerasına Hazır mısınız?

Öykü evrenleri, süsten, teferruattan ve gereksiz ayrıntılardan arındıkça, karşımıza çok daha etkileyici ve takip zevki veren öyküler çıkmaya başlıyor. Bu gün önünü alamadığımız “indiecanların” hayatımızı bu denli ele geçirmiş olmasının daha kısa ve net bir cevabı olamaz herhalde. İşte J.U.L.I.A. Among The Stars, bahsettiğim şekilde, gösterişten uzak tarafıyla bilimkurgu severleri kendisine çekecek olan en hoş tabirle ‘şerbet’ kıvamında bir oyun!

Oyunda Rachel Manners adında bir astrobiyoloji uzmanını yönlendiriyoruz. 35 yaşındaki Rachel, gezegendeki en önemli (ve adı oyunda zikredilmeyen) bir bilim kafilesine mensup. Nedenleri hakkında derin şüphelere düşmüş olsak da kendisi önemli bir görev için dünya dışına gönderiliyor. Raporları tamamlayabilmek için yola koyulan Rachel’ın dış uzay yolculuğu sırasında başına gelen talihsiz bir kaza ise, her şeyi geri dönülemez bir biçimde etkiliyor.

Nasıl? Yeşilliği biraz az geldi öyle değil mi? Peki ya yanlış yönergelerin izlenilmesi, J.U.L.I.A. adındaki bir yapay zeka programının insafına kalması ve bu sebeple de terk edilmiş bir gezegene iniş yapmak zorunda kalan Rachel’ın tam 60 yıl boyunca kozmik bir uykuya dalması ilginizi çeker mi? Çıktığı görev hakkında tüm verilere sahip olan kahramanımızın, kolları sıvadığı görev için 60 yıl gecikmiş olmasını pek de fazla kafaya takmayıp, davaya kaldığı yerden devam etmesi ve bu oyunda paslaşabileceği bir robot ile J.U.L.I.A.’nın manevi desteğinin de yanında olması, macerayı çekilebilir kılan unsurlar. Oyuna özetle “Rachel’in büyük çaresizliği” yakıştırmasını yaparsak buna kimsenin itiraz edebileceğini sanmıyorum.

julia1

Daha oyunun girizgah kısmında kendimizi beklenmedik bir atraksiyonun tam göbeğinde buluyoruz. Gözlerimizi açar açmaz, alevler içindeki gemimizde aniden başlayan yangını kontrol altına alabilmek için kolları sıvıyoruz. Bu ilk zorlu sınavımız, oyunun genel işleyişinin nasıl olacağı hakkında da bizlere önemli ipuçları veriyor. Eğer ki gözümüzün çapağıyla giriştiğimiz bu sınavdan sağ salim geçebilmeyi başarırsak, J.U.L.I.A.’nın direktifleri doğrultusunda, ana görevimizi tamamlamak için yola koyulma hakkını elde etmiş oluyoruz. J.U.L.I.A. aslında bir taraftan can simidimiz, diğer taraftan da çaresizliğimizin en açık sembolü. Çünkü o olmadan dış uzayda yapabileceğimiz hiçbir şey yok! 60 yıl önce yıla çıktığımız rotanın yönergelerini takip eden yapay zeka dümbeleğimiz J.U.L.I.A. bize solar sistem içerisindeki bir gezegenin koordinatlarını vererek, görevimize uğurluyor.

İşte oyunumuz aslında tam da bu noktadan sonra başlıyor. Gezegene iniş yaptığımızda, bizi artık neredeyse hurdaya ayrılmak üzere olan, döküntü bir “hayalet uzay istasyonu” bekliyor. İstasyonun tangırdayan koridorlarında ve kapalı otomatik kapılarının ardındaysa dostumuz Rachel’ı daha başka gizemler bekliyor. İstasyonun münferit yerlerine cesetleri yayılan mürettebatın ID kartlarından edindiğimiz bilgiler sayesinde gezegenin üzerine çöken sis perdesini aralamaya çalışıyoruz.

julia2

Kısa süre sonra bir hastalığın pençesine düştüklerine kanaat getirdiğimiz mürettebatın ölümlerinin arkasındaki gizemin yavaş yavaş aydınlanmasıyla birlikte de öykünün rotası seyir değiştiriyor. Mürettebatın ID kartlarından hem gezegendeki gidişatı hem de bu gidişata sebep olan şeyleri öğreniyoruz fakat her biri birer günlük işlevi gören bu ID kartlarda ayrıca mürettebatın birbirlerinin arkasından çevirdikleri işleri, ali cengiz oyunlarını da eşeliyoruz. Kazıdığımız yüzeyin altından, tüm güneş sistemini etkisi altına almaya başlamış daha büyük bir belanın kokusu yükselmeye başlıyor.

Yorumlar