Kahramangiller

Korku Her Yerde – The Thing

” Artık kim insan kim değil , hiç bilmiyorum. Herkes birbirini suçluyor ve kimsenin kimseye güveni kalmadı. Buradan kurtulabilecek miyiz, bilmiyorum. Çok soğuk ve üşüyorum…”

The Thing H.P. Lovecraft’ın “At The Mountains Of Madness” kitabından izler taşıyan ve John W. Campbell Jr.’ın “Who Goes There?” kısa bir öyküden uyarlanan bilimkurgu filmidir. (İlki 1951′de Christian Nyby tarafından yapılmıştı : “The Thing from Another World” ) İlk uyarlamadan farklı olarak yönetmen John Carpenter’in filmde klostrofobi ve paranoya olmak üzere 2 ana tema kullandığı görülür. Film size şunu sorar? Bir insan hangi noktaya gelene dek delirmemeyi ve başkalarını öldürmemeyi başararak şiddete, belirsizliğe ve korkuya maruz kalabilir?

Olaylar Antarktika’ya dünya dışı bir cismin çakılması ile başlar. Belirsiz bir süre sonra Amerikalı işçi ve araştırmacıları barındıran üssün yakınlarına girmeye çalışan bir kurt köpeğini deli gibi takip edip öldürmeye çalışan helikopterli ve silahlanmış bir grup Norveçli’nin yaşanan karşılaşma sonucu ölmesiyle kontrolden çıkmaya başlar. Eski bir Vietnam gazisi olan ve içki müptelalığıyla başa çıkmaya çalışan helikopter pilotu Mac, yanındaki grupla beraber Norveçlilerin kampına gittiğinde en az 100.000 yıl önce buraya çakılmış bir UFO ve her yere sinmiş ölümün izleriyle karşılaşırlar. Fakat buraya kadarki şeyler olayların başlangıcı değil, sadece sonun başlangıcı olacaktır.

Film, bilimkurgu filmlerinde mevcut paranoya atmosferinin desteklenmesi adına uzaylıların insanların içine gizlenen vücut sığıntısı parazitler yada bulaştığı canlı her şeye “dönüşebilen” olarak gösterildikleri 1950′ler kuşağı filmleri anımsatsa da vurucu ve etkin bir dil kullanıyor, ki seyircinin benzer her filmde aklına gelen “kim/kimler hayatta kalacak?” sorusu yerini “kim/kimler şey’e bulaştı/bulaşacak?” haline geliyor. Bu sayede yaratığın olmadığı sahnelerde bile sadece bakışlardaki gerilim had safhaya çıkıyor. İzleyicinin kuşku duygusunun provoke edilmesini oldukça takdir ettim. Aynı zamanda film CGI çağının başlamasından yıllar önce var olan en iyi animatronik dönüşüm ve doku efeklerine sahip yapım olarak belleklerime yerleşiyor. (Filmin başlangıç credits’lerinde olmasa da bitiş credits’lerindeki “özel teşekkürler” kısmında büyük üstad Stan Winston’ın adına rastlamak hiç de şaşırtmadı beni) Tıpkı Stan Winston’un ekibindekilerin yarattığı Predator ve Alien Quadrilogy’sinde olduğu üzere The Thing de kendi kurallarına sahip rafine bir yaratık filmi olmuş.

John Carpenter filmi o zaman için oldukça sağlam bir bütçe sayılabilecek 14 milyon dolara çekmişti. Fakat E.T. gibi bir filmle aynı yıla rast gelme talihsizliğinden olsa gerek , filmin beyaz perdedeki durumu gerçek bir fiyasko oldu. John Carpenter da uzun süre bu tarzı denemedi. Neyse ki; filmin VHS’leri yıllar sonra bir şehir efsanesinin doğmasına yol açtı . İnsanı benzer hiçbir filmin olmadığı kadar geren ve izlemeyen hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği boyutta bir paranoyaydı film insanlar için. Ve filmin hayran kitlesi giderek büyüdü. Öyle ki; filmin 20. yıl özel DVD sürümü yok sattı.

Film , izleyicisini sonuç bölümünü bitişe 15 dakika kalana dek vermeyerek ve gelişme kısmını sürekli uzatarak kuşkuya boğuyor : Zira şey’in bulaştıkları bile “o” eyleme geçene dek bunu fark etmiyorlar. Filmin benzer yaratık temalı binlerce filmden ayrılan yegane estetik imzalarından biri de “test” sahnesi olmuş. Bu sahne hakkında çok da bir şeyler yazmak istemesem de, şimdiye dek yapılan en işlevsel sahnelerden olduğunu söyleyebilirim. Filmin ilginç yanlarından birisi filmin genelinin tek bir tema müziğinden oluşması (Zenci karakterin plağında 10-15 saniye çalan bir James Brown şarkısı dışında) ve bu müziğin tekrarında sizi giderek germeye başlaması ve finalde artık gergin bir telden farkınız kalmaması… Hayatımda izlediğim yığınla film içinde tek bir tema müziğinin nasıl gerilim arttırıcı unsur olduğuna bundan daha iyi alternatif göstermezdim herhalde.

John Carpenter bu filmden sonra kült oyuncusu Kurt Russell ile bir başka kült, Escape from New York’u ve kıyamet üçlemesinin sonraki 2 filmi olan Prince of the Darkness ve In The Mouth of Madness’i yaptı. Sonra ardından bildiğiniz üzere duraklama/gerileme devresine başladı (Village of the Damned kanımca kalite olarak bu süre içindeki ayrıksı filmdi ama adı üzerinde , ekipteki kimseye hayır gelmemiştir o filmden , lanetli filmler dosyası açarsak yazmak farz olsun bana!) Kesin olan bir şey var ki; John Carpenter’in en büyük klasiği olarak bilinen film , The Thing’dir. Tıpkı VHS çağının ömrü içinde gerek ülkemizde gerekse dünyada nispeten küçük ama sadık bir hayran kitlesine sahip en ayrıksı filmlerinden biri oluşu gibi… Evet, bu film gerçek bir hazine. Gore filmlerinden oldukça ötede bir misyonu, anlatacak bir derdi var filmin. Ve en önemlisi seyirciyi korkutmak için ucuz yöntemler denemeyen, ayırdığınız zamanın hakkını veren bir film The Thing… Bu yüzden ne olursa olsun bu filmi arşivinize katmanızı öneririm.

Yorumlar