Korku Her Yerde – The Thing

The Thing from Another World (1951)

1982 yapımı filmin dayandırıldığı orijinal film olan 1951 yapımı The Thing from Another World’u izlediğinizde Carpenter’in yaptığı saygı duruşunun boyutlarını daha filmin açılış logosu girdiğinde bile fark etmeye başlıyorsunuz. Öte yandan filmin sade yapısı ve Carpenter’in yoğunlaştığı terör ve paranoya tanımından uzak bir film olması filmi bir noktadan sonra 1982’deki filmin ötesine çekiyor.

Filmin giriş kısmı The Thing’deki ana fikrin neredeyse aynısını kullanıyor. Öte yandan olaylar Güney yerine Kuzey Kutbu’nda geçiyor. Kadro da büyük ölçüde askerlerden, bir gazeteci ve bir bilim adamından oluşuyor. Kuzey Kutbu’na çakılan gizemli bir nesneyi araştırmak üzere bölgeye giden ekip nesneyi buzdan çıkarttıktan sonra kendi kamp bölgelerine getiriyor ve üslerinden gelecek telsiz yanıtını beklemeye başlıyorlar. Bu sırada aralarındaki bilim adamının yaratığın türü ve neden özel olduğu konusundaki tezini üslerine iletmesi sonucu yaratığın korunması yönünde bir emir alıyorlar. İçlerindeki birisinin yaptığı aptalca bir hata sonucu yaratık uyanınca, bu onları bilim adamının kendi türünün tek örneği bu canlının neden bizlerden özel olduğu yönündeki tezine götürüyor ki -bu da filmin aslında bir korku filmi olmaktan çıktığı yer oluyor- ekip hayatta kalmak yada emri yok sayarak yaratığı öldürmek arasında kalıyor.

Aslında Carpenter’in filmi sadece bir ilham noktası olarak aldığını fark etmemiz zor değil zira The Thing from Another World, 1947-1957 arasındaki Mccarthy döneminin kanımca yüzeysel bir yansıması olan bir film olmuş. Yaratığın 2 metre boyunda, kanla beslenen ve kaba saba bir tip olmasını, sadece onun aslında bir bitki olması yönüyle ve bilim adamının onun hakkında yaptığı yorumlarla klişe olmaktan çıkabiliyor. Filmin genelinde bir zeka emaresi gösterdiğini pek görmediğiniz yaratık sinema tarihindeki pek çok istilacı türevinin aksine hayal kırıklığı bir skora sahip zira yaratığın yapabildiği şeyler bir odada kargaşa çıkarmak, iki kişinin ve birkaç köpeğin ölmesi ve üç kişinin yaralanmasından ibaret kalıyor. Filmin 1982’deki filmden ayrılan en önemli yanı da bir erkek filmi olan Carpenter’in yorumunun aksine arada romantik bir film olmaya kayacak kadar yaratık filmi hissiyatından sapması.

2017’de 1951 yapımı, sınırlı imkanlarla çekilmiş bir filmi yargılamanın pek de doğru olmadığının farkındayım ama bu filmin Carpenter’in yorumuyla kıyaslandığında suya sabuna dokunmayan bir radyo tiyatrosundan pek de farklı olmadığını düşünüyorum.

1982’deki Filmle İlgili Bazı Notlar

  • Rambo III filmi ve Anime klasiği Akira’nın tek ortak yanı şudur: İkisinde de The Thing filminden alınma çığlık ve patlama sesleri kullanılmıştır.
  • Japon yazar Hideaki Sena’nın “Parasite Eve” adlı romanı The Thing’den esinlenerek yazılmıştır, ardından bir film ve 2 konsol oyunu yapılmıştır.
  • The X-Files dizisinin yapılmış -bence- en iyi bölümlerinden olan “The Ice” (Sezon #1 , 7. bölüm) bu filmden esinlenmeler taşımaktadır. Aynı şekilde Faculty, Invasion, Event Horizon başta olmak üzere birçok filmin doğrudan bu filmden esinlenmeler taşıdığı da bilinmektedir.
  • Hiçbir kadın karakter içermemesine karşın Mac’in satranç oynadığı bilgisayarın “checkmate” sesi Carpenter’in eşi tarafından seslendirilmiştir.
  • Birçok bilim kurgu hayranına göre -ben de dahilim- gelmiş geçmiş en iyi 5 bilimkurgu – korku filmi içinde gösterilmektedir.

Filmin en büyük silahı aslında filmin bitimine kadar çoğu şeyin karanlıkta bırakılmış olmasıdır. John Carpenter izleyicinin yorumuna birçok açık soru (Fuchs’a ne olduğu, Thing’in ilk kimi ele geçirdiği, kan torbalarını kimin boşalttığı gibi, son sahne üzerinden gidecek olursak yaratığın bulaştığı kişilerin vücut ısısını düşürüp düşürmediği gibi) bırakmıştır.

Kaldı ki filmde (son sahne dahil) yaratığın tam olarak ne olduğu (ki 1951’deki film tam aksine yaratık üzerine elinden geldiği kadar açıklama yapmaya çalışmıştır) yada kimin yaratık olduğu sorusu hep muğlaktır, bildiğimiz tek şey onun bir yaratıktan çok bir parazit yada virüs olduğudur. Bu durum, bir noktadan sonra arada insan olanların bile karambolden vurulmasına sebep olur. Özellikle kan testi sırasında karakterlerin kendileri bile insan olduklarından emin değillerdir, hepsinin yüzünde bir endişe ve korku vardır, örneğin testin sonuna kadar gıkını çıkarmayan, korku içinde bekleyen Gary insan olduğunun kesinleşmesiyle anca tepkisini gösterebilir ki; benzeri filmlerin aksine, bu filmdeki ana tema, hayatta kalabilme mücadelesi değil, insan olarak kalabilmek, bundan emin olabilmektir.

Asıl korkutucu olan bir başkalarının gözünde “diğerine” , imitasyona, taklide dönüşmektir fakat bunun aksine The Thing de dahil olmak üzere gerçekleşen tüm olaylar için bir açıklama olduğunu ve neredeyse hiçbir yerde doğaüstü güçlere vs başvurulmadığı da görülür ki; bu seyircinin filme olan inancını arttırır bir özelliktir. Bütün bunlar üstüne gelişen paranoya ve dehşet duygusu izleyiciyi de sarar ve karakterlerin hiçbiri özdeşleştirilmeye müsait olmasa da , izlerken ister istemez kendinizi filmin içinde bulursunuz. Filmin sonlarındaki diyalog ise bu paranoya duygusunu ve onun getirdiği çaresizliği en iyi biçimde anlatmaktadır.

– “Peki buradan nasıl kurtulacağız?”
– “Belki de buradan kurtulmamamız gerekiyor, değil mi?”

Yorumlar