Korku Her Yerde – The Thing

The Thing (2002)

Konami ve Universal Interactive’in 2002 yazında piyasaya sürdüğü The Thing tüm zamanların en önemli bilimkurgu – gerilim filmlerinden birisinin 20. yılını kutlamak amacıyla yapılmış özel bir multiplatform video oyunuydu. Filmlerle alakalı pek çok oyun zamanının gerisinde grafiklere sahip olur. The Thing oyunu ise zamanının ötesinde animasyonlara sahip. Bunun yanı sıra ses ve müziklerin filmin paranoyak atmosferine benzer bir yapı kurduğunu atlamadan geçmemek gerek. Tek CD’lik ama bu kadar dolu bir oyuna alternatif bulmak pek de kolay olmasa gerek.

Üçüncü kişi perspektifinden oynanan bu hayatta kalma/ korku içerikli aksiyon oyununda filmde olan olaylardan sonra, Antarktika’daki üsleriyle bağlantıyı kaybeden ordunun bir askeri birliği bölgeye yollamasıyla başlıyor. Oyuncu Yüzbaşı Blake’i kontrol ederken bir noktadan sonra birliği tek tek ele geçirmeye başlayan yaratıkla savaşıyor. Oyunu korku/hayatta kalma temalı diğer birçok oyundan ayıran şey ise yine yaratıklara karşı bir üste mahsur kalan bir askeri canlandırdığımız Half-Life: Opposing Force’de olduğu gibi askerleri, mühendisleri ve sağlıkçıları da komutlar vererek işbirliğine sokabilmemiz. Mühendisler sigorta ve devreleri tamir edebilir, askerler yanınızda savaşabilir ve sağlıkçılar sizi tedavi edebilir.

Öte yandan o zamana dek Fear Effect dışında pek bir örneğini görmediğimiz bir kullanımla bu karakterlerin yaratıklarla görsel temasta kaldıkları süreye bağlı olarak paranoyaya bağlı olarak size güvenini kaybetmeleri ve size silah çekmeleri yada kaçmaları gibi bir durum söz konusu olabiliyor. Oyuncu kendi silahını ona uzatmak gibi çeşitli yollarla bu karakterlerin güvenini elden geldiğince yukarıda tutmak zorunda. Aksi takdirde cinnet geçiriyor, başkalarını, sizi hatta kendi kendilerini öldürmeye çalışıyorlar. Filmin nevi şahsına münhasır kan testi sahnesi oyunda da kendine yer bulmakta. Oyunla ilgili ilginç noktalardan birisi de, filmin yönetmeni Carpenter’in Dr. Faraday

Oyunun sinematik ilerleyişi, aynı zamanda bölüm sonlarındaki planlanmış boss mücadeleleri konabilmesi için oyunun lineer şekilde ilerlemesine neden oluyor, yani kimin yaratığa dönüşüp dönüşmeyeceği aşağı yukarı planlanmış durumda. Öte yandan bunun serbest bırakılması durumda bu muhtemelen oyundaki bug sayısını çok arttırabilir ve oyunun sinematik yapısına sekte vurabilirdi. Bu yüzden eleştirmeyi pek de doğru bulmuyorum. Pek çok benzerinden çok daha iyi kurgusu ile pek çok siteden 5 üzerinden 3.5 gibi puanlar alan ve oldukça iyi satış rakamlarına ulaşan oyun için bir devam oyunu anlaşması da yapılmıştı, fakat geliştirici ekibin bulunduğu grubun satın alınması ve yeni şirketin The Thing ile ilgili planlarını durdurması buna mani oldu. Öte yandan oyunun hayatta kalma/korku türüne önemli katkılar yaptığı ve bu türe yönelik piyasayı canlandırdığı da gözardı edilemez.

The Thing’i bu başlıkta 2011 yapımı prequel filmi ile de incelemeyi düşündüğümde beklentilerim başta Hollywood’un re-make’ler üzerindeki sömürü politikasından dolayı yakın zamana dek filmi izlemekten hep kaçınmamdan ötürü pek de olumlu değildi ama ön yargılarımdan sıyrılarak izlediğimde filmin basit bir nostalji istismarından fazlası olduğunu görmem uzun sürmedi. Filmin öncesini anlatmaktan fazlası olan yapım hakkında uzun uzadıya birşeyler anlatmak isterdim ama filme duyacağınız heyecanı düşürmenizi istemediğimden pek de çok şey yazmayacağım fakat filmin pek de beklediği bir hasılata ulaşamamış olmasına karşın, velev ki başarabilseymiş bir üçlemenin parçalarından birisini oluşturabilmeyi çok da iyi kotarabilirmiş diye düşünmek içimden geçmedi değil. Eğer 1982’deki filmi sevdiyseniz bu filmi muhakkak izlemelisiniz.

Sonuç

The Thing, korku, paranoya, kaos ve belirsizliği bir potada eriterek yüzünüze çarpan bir tecrübe. Gerek 1982, gerek 2011’deki filmi, gerekse oyunuyla, sadece korku değil, izleyiciyi kendi kendisi ve diğerleriyle alakalı bir belirsizliğe sokarak istemez istemez bir empati oluşturmakta zorlanmıyor. Bu bağlamda bir filmden fazlası olduğu, insana bir masaüstü oyununda yaşayabileceği hisleri yaşatabilecek nadir işlerden olduğu söylenebilir.

Yorumlar