Kahramangiller

Nostalji Krizlerine Bire Bir Oyunlar #13 – Zeus: Master of Olympus

Yazı dizimizde geriye dönüp baktığınızda, bahsini ettiğimiz tarihler biraz daha yakın geçmişe ait olsa da, benim yazacağım oyun, yani Zeus, Age of Empires kadar eski diyebilirim. Zaten, aralarında ortalama 1 yıl kadar bir süre var. Malumunuz, milenyum çağına geçişle birlikte insanların bilgisayarlara olan erişimi 90’larda olduğundan çok daha kolay hale gelmişti. Hatta ve hatta, kuponla bilgisayar veren gazeteler mi dersiniz, araba fiyatına bilgisayarlar mı dersiniz, artık ne derseniz. Hiç unutmam, 99’da elime geçen bilgisayarımda yalnızca 4 gb hard disk mevcuttu. Artık ne kadar nostaljik, varın gerisini siz düşünün…

Gel gelelim oyunumuza, Zeus: Master of Olympus. Benim gibi yapacak bir şey bulamayıp, patates bir bilgisayara sahipseniz ve Steam’den nefret ediyorsanız (?!) tekrar indirip oynayabileceğiniz türden ve aradan 17 yıl geçmiş olsa da, tatlışlığından bir şey kaybetmeyen bir oyun Zeus. Ve tabi bir de, Poseidon eklentisiyle Atlantis ve çevresini oynayabiliyorsunuz.

Zeus

Görsellerin tatlığı demişken, ortamlar şahane…

Simcity’nin Antik Yunanı

Şimdi evvela Age of Empires demişken, Zeus’un pek de öyle alakası yok şehir yap, savaş ve fethet mantığıyla.  Amacımız benzer, ama daha insani. Her şeyden önce şehrimizi kurmak, ticaret yapmak ve halkı mutlu edip refah seviyesini arttırmak. Bu noktada oyunun türünün “City Building” olduğunu anlamışızdır. Pharoah, Caesar, Civizilation, Simcity, Black & White gibi bu türde olan birçok oyuna bakıldığında hepsinin 2000 başlarında piyasaya sürüldüğü görülecektir. Bu da o dönemler, şimdilerde olduğundan farklı olarak, insanların oyunlarda birbirlerini öldürmek yerine daha yapıcı olduğunu düşünmeme sebep oluyor nedense. Veyahut, bilgisayar oyunlarının gençleri, çocukları yanlış yönlendireceğine dair toplumsal bir endişe mi vardı, orasını pek hatırlayamıyorum.

Oyunun yayıncısı Sierra Entertainment, ki hepimiz bu ismi hala vazgeçilemeyen oyunlardan biri olan Counter-Strike’dan hatırlarız. Oyun yapımcısı ise; Impression Games. Şimdilerde Impression Games’in adını sağda solda göremezsiniz, lakin böylesine tatlı bir oyunu yaptıktan sonra nasıl oldu da battılar hala anlayabilmiş değilim. Ha bu arada, Zeus’un yanı sıra, birbirinin tamamen kopyası olmasına rağmen, farklı yöresel görselleri kullandığı için farklı farklı oyunlar gibi görünen; Caesar, Pharoah ve Zeus aslında Impression Games’in çıkarmış olduğu oyunlar. İçerik aslında aynı olsa da, sadece ambalaj farkı var. Elbette o dönemler bu beni rahatsız etti mi? Hiç de bile, oturup hepsini tek tek oynadım!

Adamlar yapmış…

Şehir ve Bölge Planlamacılığı 101

Gel gelelim oyunun oynanışına. Ben öyle çocuk yaşlarda, yetersiz İngilizcemle oynamaya çalışıp beceremediğim oyunları ilerleyen dönemlerde tekrar indirip oynuyorum. Nerede yanlış yaptım, nereyi anlamadım diyerek. Zeus için de aynısı geçerli. Hatta Zeus için gerekliymiş bile diyebilirim. Oyunda var olan quest’leri anlayamamak, şehri adam akıllı kuramamak ve ticaretten bir haber olmam bunu bana gösterdi.

Oyunda temel olarak, kuracağınız şehirde yaşayacak olan insanların yerleşeceği bölgeleri ayarlıyorsunuz. Halk tabiriyle, “ev yapıyorsunuz.” aslında, oyunda dikkatimi çeken ve bir o kadar da hoşuma giden bir başka nokta bu. Age of Empires’ta olduğu gibi bir işçi tokmakla tek başına ev yapmıyor. Bölgeyi seçiyorsunuz, insanlar el arabalarıyla gelip oraya oturuyorlar. Ev oldu bittiye geliyor ama olsun.

Ardından, halka istihdam sağlamak ve hepsinden öte karınlarını doyurmanız gerek. Oyunun bir başka hoşuma giden bir yanı da bu; halkınız yemiş yiyerek hayatta kalmıyor! Hunting Lodge’dan çıkan avcılar, haritanın sonunda dahi olsa bir geyiği ya da domuzu kafasına sopayla vurup, sırtına atıp Lodge’unuza getiriyor. Fishing Lodge’ta reisler takalarına atlayıp ekmeğini denizden çıkarıyorlar. Bunlar temel avcılık seçenekleri fakat iş bununla sınırlı değil. Balığı tuttum, geyiği dövdümle olmuyor. Buna ilerleyen kısımlarda değineceğim. Eğer, bu tarz avcılık işleriyle uğraşmak istemiyorsanız direk tahıl çiftliğinizi ya da mezbahanızı kurup üretici olarak da halka yiyecek sağlayabiliyorsunuz.

What if god was one of us?

Halkın genel yiyecek ihtiyacının yanı sıra, farklı türden ihtiyaçlarını da karşılamanız gerekiyor. Giyecekler için yün ve başka ihtiyaçlar için zeytinyağı (?). Elbette bunlar, agoranızda temel olarak bulundurmanız gereken ve halkın direk olarak talep ettiği ihtiyaçlar. Hazır agora demişken, memleketteki esnaflık müessesine de giriş yapayım. Şimdi, öncelikle yiyeceğinizi avladınız ya da ürettiniz. Bunu direk olarak halka sunmak yerine, evvela bir Granary (Ambar) inşa etmeniz gerekiyor. İnşa ettiğiniz bu ambardan, agorada çalışan teyze ve çırakları (zira hiç değişmiyorlar, çeşitlilik yok ama 99 yılının oyunu, ne yaparsın.) Granary’den agorasına mal getiriyor. Ardından, sokak satıcıları evler arasında dolanarak bu yiyecekleri halka satıyor. Aynı şey, zeytin-zeytinyağı ve üzüm-şarap ikilisininde de Store House’lar vasıtası ile agoralar arasında dönüyor.

Oyun içerisinde bu böyle dallanıp, budaklanıyor. Bu sadece yiyecek, içecek ve zaruri ihtiyaçlar dışında her türlü noktada bu şekilde ilerliyor. Neler var derseniz, çok fazla şey var. Bakır madeni kurup, heykel yapmaktan tutun, taş kesip mermer çıkarmaya kadar her iş bu şekilde ilerliyor. Bu noktada şehrin Store House’larında çalışan gençleri de (18 Employee’s) durumdan epey şikayetçi. Malum, odun kessen Store House’a, üzüm hasat etsen Store House’a. Elbette, oyunda birkaç macera (aslında bunlar farklı campaign bölümleri) yaptığınızda, işte profesyonelleşiyorsunuz ve o Store House’lara sağ tıkladığınızda, dilediğiniz malzemeyi kabul edip, dilediğinizi geri çevirebiliyor bu sayede şehrin öbür ucundaki adamın, şehrin diğer tarafına odun, mermer, zeytinyağı yığmamasını sağlıyorsunuz.

Bu yazı, "Nostalji Krizlerine Bire Bir Oyunlar" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Benzer Yazılar

Yorumlar