Nostalji Krizlerine Bire Bir Oyunlar #13 – Zeus: Master of Olympus

Gelelim Housing meselesine. Age of Empires ile yetişen bir nesil olarak, her zaman ne kadar ekmek o kadar köfte mantığıyla hareket ettiğimiz için, ne kadar çok ev yaparsak o kadar çok insan gelir diye düşünüyoruz. Lakin, Zeus’ta işler öyle yürümüyor. Yaptığınız her evin, agoralara, su kuyularına yakın olması gerekiyor. Bu da, ne kadar ev yapılırsa çevresini de bir o kadar donatmanız gerektiği anlamına geliyor. Haliyle, çok fazla masraf gerektiren bir durum. Lakin oyuna başlayıp, belirli bir popülasyona ulaştığınızda, ev yapmasanız bile şehrinizdeki küçük çadırların, insanlar geldikçe kulübelere, ardından düzenli evlere, sonra villalara hatta ve hatta apartmanlara dönüştüğünü göreceksiniz.

Var olan evlerin üzerine sağ tıkladığınızda, bir evin gelişmek için neye ihtiyacı olduğunu size söyleyecektir. Var olan zaruri ihtiyaçların dışında, halk okuyup öğrenmek, kültürlenmek istiyor. Zeus’ta bu ihtiyacı tiyatrolar ve jimnastik alanları giderse de, Poseidon’da Atlantis’in ruhuna uygun şekilde, laboraturlar ve kütüphaneler bu görevi üstleniyor. Tiyatro deyip, geçmeyin! Kültürel faaliyet çok önemli. Zira, sizin bu oyundaki en büyük ihtiyacınız popülasyon, para bir şekilde kazanılıyor. Popülasyonu her zaman birinci sıraya koyun, gerek iş gücü, gerek ordunun kuvveti popülasyondan geliyor. Oyunda düzenli bir ordu ya da ordu ünitelerini üreten bir yapı yok, var olan popülasyonunuza endeksli olarak, sarayınızda asker barınıyor. Geliştirmek mümkün, lakin bunu çıkardığınız bronzlardan elde ettiğiniz daha kaliteli silahlarla yapıyorsunuz. Yani, yine Age of Empires mantığından çok uzak.

Character Name: Ali Ağaoğlu

Popülasyonu sağlam tutmanın bir başka yolu da, halkı doyurmanın ve düzenli iş imkanı sunmanın dışında, şehrin temel geliri sayılan “vergi” sistemi. Vergi toplayıcıları için “Tax Office” adında bir işletme mevcut. Ben neredeyse hiç yaptığımı hatırlamam. Zira, halkı elimde tutmak adına vergileri ya çok düşük seviyede tutuyorum ya da hiç vergi almıyorum. Peki, nereden geliyor bu değirmenin suyu derseniz, sizlere ticaret diyeceğim. Oyunda en önemli faktör ticaret. Genel oyun modu için her şey açık, fakat benim gibi belirli Adventure’ları oynamayı düşünüyorsanız. Her yerde, her şey yetişmiyor onu bilesiniz. Yani, seçtiğiniz bir şehirde üzüm bağı kuramıyorken, diğerinde tahıl üretemiyorsunuz. E ne yapacaksınız? Tabi ki, ticaret.

Harita panelini iyi kullanmaya bakın, fiyatlar genelde değişmiyor lakin değişse bile, size bunun haberi veriliyor. Hangi şehirlerin, neyi ithal edip, neyi ihraç ettiklerine bakarak, elinizdeki üretim fazlası olan ürünleri (aslında biz bunları ihraç etmek adına bol bol üretiyoruz.) dış piyasaya sürün gitsin. Ticaretten kazandığınız para hem daha net, hem popülasyonunuza vergiden ötürü darbe vurmuyor. Eh bir de, mermer çıkaramadığın bir coğrafyada, Tanrı ya da Tanrıçana tapınak dikmek zorundaysan vay haline…

Hey gidinin efesi…

Gelelim dini vecibelere. “Dinde zorlama yoktur.” sözünü Zeus’ta ne şekilde görebiliyorsunuz. Oyunun adı Zeus, lakin ben bir tane Zeus tapınağı dikmekle alakalı görev görmedim. Hep ufak çaplı tanrılar gelip, gidip size musallat oluyorlar. Elbette, musallat oluyor dediysem sağı solu yıkmıyorlar. (Bazen ufak çaplı terbiyesizlikleri oluyor ama onlar sayılmaz.) Her tanrının, tapınağı için sizden dilediği farklı şeyler var. Hepsi için mermer şart, bazıları fazladan bronz heykel isterken, bazıları daha fazla mermer ya da şarap talep ediyorlar.

Her bir tanrının sizlere getirileri ise farklı. Oyunu takip ederken, Adventure modunda oynuyorsanız ihtiyaçlarınıza göre hareket etmeye gayret edin. Şehirdeki lokasyonlarınız arasında uzun mesafeler varsa ve taşımacılarınız “Kimim ben Odysseus mu?” diye isyan ediyorlarsa (Evet, bunu gerçekten söylüyorlar.) Hermes tapınağı sizin için iyi bir seçenek olacaktır. Zira, taşıma işlerini hızlandırıyor ve dilediğiniz zaman tapınağa sağ tıklayarak, kendisinden dilekte bulunabiliyorsunuz. Popülasyondan yana sıkıntılarınız varsa, Afrodit vazgeçilmezler arasında diyebilirim. Ablamızın şehre arz-ı endam etmesiyle birlikte, evlerinde üzerinde küçük kalpler titreşiveriyor. Dionysos bağcılık ve şarap üretiminizi hızlandırırken, Artemis avcılarınıza bolluk getiriyor.

Ağbi Egede yaşayacaksın ya, Ege gibisi var mı?

Oyun bu noktada da beni fazlasıyla tatmin etti diyebilirim. Zira, antik çağlarda ihtiyaca göre tanrı seçme lüksünün olduğu dönemleri bu oyuna iyi yedirmişler. Malumunuz, deniz kenarına kurulu olan bir balıkçı kasabasının tüm geçimi denizden karşılanır. E haliyle, çok tanrılı dönemde o yörenin halkı da ekmeğinin nereden geldiğini bildiğinden ibadetini ekmeğini verecek olan tanrıya yapar. Zeus’ta da işler böyle gerçekleşiyor.

Zeus ve Poseidon’la alakalı anlatacak çok fazla şey var. Savaş kısmını es geçtiğimi fark ettim ama gözle görülür bir savaş modu zaten yok. Orduyu haritadan seçtiğiniz şehre salıyorsunuz, ya yağmalıyorlar ya da ele geçiriyorlar. Size dalmaya gelenlere de otomatik olarak savunma yapmalarını seçtiğiniz için de pek bir gerçekçiliği yok ama zaten bu oyunda bizim istediğimiz de bu değil ki?

Uzun lafın kısası, Zeus 1999 yapımı bir oyun olmasına rağmen, şu anki City-Building oyunlarına taş çıkaracak düzeyde bir oyun diyebilirim. Eğer vaktiniz varsa ve bu tarz uğraşıları seviyorsanız, kesinlikle oynamanızı tavsiye ederim.

Bu yazı, "Nostalji Krizlerine Bire Bir Oyunlar" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar