Kahramangiller

Steamworld Dig 2 – Kazmak, Tırmanmak ve Uçmak

Merhaba oyunseverler. Yine taptaze bir bağımsız yapım ve yine bir “metroidvania” ile karşınızdayım. Ancak sizlere Steamworld Dig 2’yi tanıtmak istememin asıl sebebi, biraz da yapımcı firmanın diğer oyunlarına ve bu türe değinmek. Steamworld Dig 2’nin İsveç’li yapımcısı Image and Form enteresan bir firma. Erken dönem çıkardıkları iki mobil oyun hariç tüm oyunlarını yarattıkları Steamworld evreni üzerine inşa ediyorlar. Bu evrende dünya kirlenmiş, insan ırkı neredeyse yok olmuş durumda ve buharla çalışan robotlar insanların yerini almış. Ağır bir vahşi batı havası da hakim.

Altına Hücum

Steamworld oyunlarında, türdaşlarından beklenmeyecek derecede karakterlerin ve hikayenin arkaplanına (dilediğiniz ölçüde) giriyorsunuz. Hatta öyle ki, dünyada geçen ilk Steamworld Dig ile, uzayda geçen tur tabanlı strateji oyunu Steamworld Heist’ın arasını Steamworld Dig 2 nefis şekilde tamamlıyor. Bu arada Dig 2’de ilk oyunun hikayesini tamamen öğreniyorsunuz, o yüzden çok daha sade bir oyun olan ilkini oynamanıza gerek yok. Hatta çok meraklısı değilseniz oynamayın. Heist için ise tam tersini söylerim, ancak onun detayına aşağıda gireyim.

Oyun boyunca size yarenlik edecek olan dostunuz Fen.

Belirttiğim gibi Steamworld Dig 2, bir metroidvania ve bu türe ait detaylara Owlboy yazımda değinmiştim, yine bu özelliklerle Dig 2’yi ele alacağım. Kısaca tekrar etmek gerekirse, efsane oyunlar Metroid ve Castlevania’dan ismini alan tür, bol dövüşme içeren platform oyunu öğeleri taşır ve oyuncu büyük bir alanda, oyun boyunca yeni yetenekler kazanarak ilerler. Böylece yeni dövüş yeteneklerinin yanısıra daha önce gidemediği bölümlere de gidebilir hale gelir. Ama öncelikle belirtmeliyim ki elimizdeki oyun bir Teslagrad ya da Ori and the Blind Forest gibi normal bir metroidvania değil. Yeri gelmişken belirteyim, bu iki oyun da gayet iyidir ama Teslagrad çok süper olmayan kontrolleri ile, Ori ise insani olmayan zorluğu ile beni zaman içerisinde kaybetmişti.

Dünyanın Merkezine Seyahat

Steamworld Dig 2’de, ilk oyunda olduğu gibi, bir madencilik altyapısı hakim. İlk oyunun kahramanı Rusty’nin arkadaşı Dorothy’i kontrol ettiğimiz oyunun dünyası sürekli aşağı doğru genişliyor ve kazarak bir yandan maden toplayıp para kazanırken, bir yandan da oyun dünyasına kalıcı olarak şekil veriyorsunuz. Bu durum başlarda kendizi ufak çıkmazlara sokmak gibi küçük belalar yaratırken, sonlara doğru ciddi şekilde oynayışınızı etkiliyor. Ayrıca da kazma mekaniği diğer oyunlarda standart olan atlama, zıplama, tırmanma ve ip atma gibi mekaniklerle birleşince aşırı derecede çeşitli bulmacalar yaratıyor.

Derinlere indikçe ısı artıyor.

Oyunda bu bulmacaların da pek çoğu oyun dünyasını genişlettikçe karşılaştığınız mağaralara yerleştirilmiş. Bu mağaralarla karşılaştığınızda, genellikle o anki yeteneklerinize göre bir bulmaca ile karşılaşıyorsunuz. Aşırı zor şeyler değil ama eğlendirici bir zorluk da sunuyor. İşin güzeli bu mağaralardan çok sayıda var ve sundukları bulmacalar o kadar çeşitli ki, bitirdiğinizde bir sonrakini bulmak için can atıyorsunuz. Oyunun hikaye dışında ana itici güçlerinden biri de bu diyebilirim. Her mağaranın sonunda da yeteneklerinizi geliştirebileceğiniz birer çark var. Üzerine de her mağarada bir ya da iki tane gizli geçit bulunuyor, bunlardan da daha fazla çark ya da “artifact” adındaki koleksiyon eşyaları çıkıyor. Bunlar da oldukça ilginç yetenekleri açmanıza yarayan planlar sağlıyor.

Dorothy: 1 – Beyoğlu Belediyesi: 0

Oyunda ilerledikçe karakterinizin kazandığı özellikler, ciddi şekilde oyunun oynanışını değiştiriyor. Oyunun başlarında kazmak tek ilerleme yolunuzken, bir süre sonra etrafı patlatmaya, daha sonra ip atarak ilerlemeye ve sonlara doğruda direk uçmaya başlıyorsunuz. Oyunun sizi eğlendireceği 20-30 saatlik süreyi, sanki 4 farklı oyun oynamışsınız gibi hissederek geçireceksiniz. Bu yüzden de Dig 2’de sıkılmak diye bir olgu yok.

Steamworld Dig 2’de yeteneklerinizi kazandığınız tüpler.

Kazandığınız özellikleri de yukarıda bahsettiğim çarkların yanısıra, maden toplayarak elde ettiğiniz para ile geliştiriyorsunuz. Paranın ne kadar kıymetli olduğunu vurgulayamam. Maden kazmazsanız, ya da kazdıktan sonra kasabaya çıkıp satamadan ölürseniz parasızlıktan oyunu acımasızca zorlaştırabiliyorsunuz. Tabii ki başlardaki madenler çok değerli olmadığı için ölmeniz de oyun geneli için büyük önem arzetmiyor ama şöyle söyleyeyim, oyunu bitirdiğimde oyun dünyasının tamamını kazmış olmama rağmen geliştirmelerin tamamını açamamıştım. Bu yüzden siz siz olun, 1-2 dakika kaybetmeyi göze alıp arada sırada madenlerinizi satın. Bir dikkatsizlik anında kafanıza kaya düşünce ağlamayın.

Benim her türlü platform oyununda ilk dikkat ettiğim özellik kontrollerdir. Ve Dig 2’de kontroller harika. Zıplamasından ipine, uçmasına kadar hiç yadırgamadan, hem de klavye ile oyunu bitirdim. Hani oyun çok da zor değil ama bugüne kadar pek çok platform oyununu mükemmel olmayan kontroller yüzünden bırakmıştım. Platform oyunları zaten parmak aşındırır, bir de sinir bozmasın.

O Güzel Robotlar, O Güzel Roketlere Binip Gittiler

Dig 2’nin müzikleri, Image and Form’un diğer oyunları gibi enfes. Görselliği de hiç fena değil ama şu sıralar indie piyasalar görsellik konusunda o kadar iddialı ki, madencilik temalı bir oyunun bu yarışa girmesi mümkün değil. Yine de kendi içerisinde tutarlı bir görsellik sunduğunu söyleyebilirim.

Yine bir metroidvania olmazsa olmazı olan koleksiyonculuk, Dig 2’de hat safhada. Hele artifact toplamanın ödülü olması, üzerine de tüm artifactleri topladığınızda çok aşamalı (ve oldukça zor) son bir mağara açılıyor olması, ortalıkta gizli geçit aramanın heyecanını br kat daha artırıyor. Oyunda aşırı detaylı bir dünya haritası, pek çok noktaya ışınlanabilmek ve başarılı ikonografi de size yardımcı oluyor. Yine de oynarken bir yandan hepsini bulacağım diye kafayı yemeyin, oyunun devamında alacağınız yetenekler gizli bölmeleri bulmayı da kolaylaştırıyor.

İnsanların üssü.

Oyunun bir metroidvania olarak tek eksiği boss dövüşleri. Aslında mini bir boss dövüşü ile açılan oyunda bosslar ile çok çok az karşılaşıyorsunuz. Oyunun son bossu uzun bir dövüş sunsa da Dig 2’ye bu yönden bir eksi puan veriyorum. Yine de belirteyim, Dig 2’yi tamamladığınızda ağzınızda inanılmaz iyi bir tat kalacak. Daha fazlasını isteyeceksiniz. O derece iyi bir oyun ve sıcakken tüketmenizi tavsiye ederim. Bitirdiğinizde de, eğer henüz oynamadıysanız, hikayenin devamı için bir diğer nefis oyun olan Steamworld Heist’a saldırın. Daha önce çok tazeyken yakalamadığım için tanıtmadığım Heist’a da kısaca değinmek isterim.

Steamworld Heist

Heist’ta uzay gemimiz ile, Firefly misali, görevden göreve koşan bir grup robotu yönetiyorsunuz. Yukarıda Heist’ın tur tabanlı bir taktik strateji oyunu olduğundan bahsetmiştim. Bu tür adı size bir şey ifade etmiyorsa (ki etmemesi normal) size XCOM diyeyim. Yalnız en önemli farkı Heist’ın yandan görünüyor olması ve bundan yararlanarak iyi çalışan bir nişan alma sistemi kullanması. Heist’in eğlenceli ve iyi bir hikayesi, basit de bir oyun yapısı var. Her görevi tekrar oynayabiliyorsunuz ve bolca ekipman ve para kazanabiliyorsunuz. Ekipmanlar çoğu zaman aynı silahın ya da zırhın daha iyisi, ama kimi zaman da karakterlerinize nefis özellikler kazandıran ender eşyalar da düşüyor.

Geminizden bir görüntü.

Heist’ta, DLC’si ile birlikte 10 farklı karakteriniz var ve tamamı birbirinden farklı özellikler taşıyor. Kimi karakter patlayıcılarla coşarken, kimisi kafa göz dalarak, kimisi de fazla harket etmeden keskin nişancılıkla katkıda bulunuyor. 10 karakterin tamamının, özelliklere son seviyelerde açılan çok sıkı özellikleri var, ama elbette bazıları birbiriyle daha iyi kombine oldukları için daha çok kullanılıyor. Benim favori karakterim ise kesinlikle seri infazcı Sally.

Müzikleri çalan grup.

Heist’ın prosedürel olarak yaratılan normal bölümlerinde ilginç düşman ve engellerle karşılaşabiliyorsunuz ama asıl parlayan kısmı boss dövüşleri. Nefis dizayn edilmiş bu bölümlerde, robotlarınızın özelliklerini sonuna kadar kullanmadan başarılı olamıyorsunuz (tabi zorluk seviyesini çok düşürmezseniz). Bu arada oyun için XCOM gibi demişken, Heist’ın tek odak noktası görevler. Onun dışında bilimdir, üs kurmadır, uçak salmadır, hiç biri Heist’ta yok. Eğer siz de bu tip yan olguları biraz dikkat dağıtıcı buluyorsanız ve sadece savaşmak istiyorsanız, Heist’a bir şans verin. Ayrıca efsane soundtrackine de kulak verin, özellikle her dövdüğünüz bosstan sonra size övgüler düzen şarkılar paha biçilmez.

Bu ikisi bir arada tanıtım ile sizlere oyun dolu bir kaç gün diliyorum, zira pek yakında çok sevdiğim bir firmanın yepyeni bir oyununu daha tanıtıyor olacağım. Sevgiler.

Yorumlar