Kahramangiller

Hokuto no Ken: Çöldeki Yıldız Misali

Yakın zamanda Akılçelen Kitaplar ve Gerekli Şeyler etiketi ile birbirinden güzel bayağı bir mangaya Türkçe olarak erişebiliyoruz. İşler bu hızla giderse, bu sayı artmaya devam edecek. Ancak her yiğidin gönlünde bir aslan yatar misali, benim için yeri ayrı olan birkaç seri var. Umarım bir gün basılı olarak yayınlanacak ve istediğim zaman alıp okuyabileceğim. Bu serilerin bir iki tanesi hakkında yazmıştım daha evvelden (Vagabond, Vinland Saga, Rurouni Kenshin vs.). Bu listeye bir tane daha ekliyorum.

Hokuto no Ken. 1983 ile 1988 yılları arasında 27 cilt halinde yayınlanan post-apokaliptik bir seri kendisi. Buronson’un (Yoshiyuki Okamura gerçek ismi) hikayesini yazdığı çizgilerini Tetsuo Hara’nın yaptığı serinin özellikle çizimleri dönemi içerisindeki serilerde sürekli karşılaştığımız ayarda (o yıllarda Dragon Ball’ın da yayınlandığını düşünürsek shounen türünde dövüş serileri revaçta anlaşılan). Kas yapısının çizimine önem verilen ana karakter ile birbirinden gudubet ve iğrençlikte düşman karakterler. Çok genel bir ayrım oldu ama mevzu çizimlerin kendisinde.

Yukarıda da dedik post-apokaliptik bir dünya diye. Nükleer bir felaket sebebiyle gezegene dünya demeye bin şahit ister. Atmosfer aklıma direk Mad Max filmlerini getirdi. Alabildiğine çöl her taraf. Kendi kendine yaşamaya çalışan insanların oluşturduğu kasabalar, topluluklar var sağda solda gerisi ise her türlü pisliği yapabilecek kötü adamla dolu. Mad Max serisinin Max’i burada Kenshiro oluyor. İlk karşılaşmamız kasabanın birine girerken tuzağa düşürülüp yakalanması ile oluyor. Akabinde kendisini hapiste buluyor haliyle. Sorgulanana kadar uslu uslu da duruyor hücresinde. Haliyle gücünü gereksiz yere kullanmadığını masum ve kimsesizlerin koruyucusu olduğunu anlamamız da fazla sürmüyor. Bu arada güç demişken..

noKen1

Kenshiro ya da Ken’in aşırı derece de güçlü olduğunu -ana karakter, tabi öyle olacak- anlamamız çok sürmüyor. Bu insan üstü gücün sebebi ise kullandığı kung fu tekniği. Öyle Bruce Lee, Jackie Chan abilerin kullandığı gibi değil, çok daha ilginç. Hokuto Shinken (Kuzey Yıldızı Tanrı Yumruğu meali) adlı tekniği kullanıyor ki, düşman başına. Olayın özü şu; kişinin enerjisini tek bir noktaya toplamasını sağlayan ve bu güç ile rakibe vurulacak darbe ile hasmının vücudunun içten dışa doğru patlamasını sağlıyor. Bildiğimiz dövüş teknikleri ile tek ortak noktası şu “Tüm gücünü tek bir yere toplama” klişesi. Onun dışında mantık ters işliyor, dıştan içe yerine içten dışa. Söyleyince kulağa garip geldiği aşikar, ancak uygulandığı zaman görmesi güzel oluyor. Hele bir de farklı şekillerde uygulayınca tadından yenmiyor.

Seri boyunca çoğunca çölde başıboş gezen, ihtiyacı olanlara her daim yardım eli uzatmaya hazır insan izlenimi veren Ken’in elbette tüm gün dolaşıp insanların hayatını kurtarmıyor. O kadar da iyi yürekli değil kendisi. Tüm bu kargaşa ve savaş ortamında tek bir amacı var. Hem de ölüm kalım meselesi dedikleri cinsten. Tatmin olması için ya öldürecek ya da ölecek. Başka alternatif söz konusu değil.

Seri Güzel Hem De

Anime olarak da ekranlarda arzı endam etmiş zamanında. Manga olarak yayınlanmasından yaklaşık bir sene sonra daha, nice güzelim serileri izleyicisi ile buluşturan Toei Animation tarafından uyarlanmış. 152 bölüm süren anime serisi için öyle çok da iyi şeyler söyleyemiyor insan.  Özellikle seslendirme noktasında Ken için daha uygun bir ses bulsaydık iyiydi. Gerçi seriye yapılan yatırımlar bununla da kalmamış video oyunları -bildiğin atari oyunları- dahi yapılmış Hokuto No Ken için. Sevindirici.

noKen2

Evvela atmosfer güzel, zemin bu tarz seriler için uygun. Oldum olası post-apokaliptik temalı serileri sevmişimdir. Bunların arasında Trigun’ın yeri ayrı, neyse. Ortada herhangi bir yasal otoritenin olmadığı bir ortamdan bahsediyoruz, herkes birbirinin işini bitirme derdinde. Normal karşılanacak bir durum. Seri içerisinde shounen tarzı dövüş sahneleri olsa da, seinen türüne ithaf edebileceğimiz bir seri Hokuto no Ken. Özellikle dövüşlerin sonunun sürekli kanla bittiğini gördükten sonra. Dövüş demişken; seriyi ortaya çıkartan abiler orijinal bir teknik bulmaları gerektiğinin yoksa serinin pek de ilgi göremeyeceğinin -tekrar söylüyorum Dragon Ball ile yakın dönemlerde yayınlandı- farkında olarak; Hokuto Shinken olayına başvurmuşlar. Doğru hamle. Bununla beraber; Ken bildiğimiz yakışıklı ve bu tatta serilerde adet olduğu üzere sessiz, kendi içine kapanık ana karakter. Başka türlüsü de beklenemezdi.

Senaryo itibari ile iyi işlenmiş kurgusu ile Hokutu no Ken’i Türkçe olarak basılı mecrada görmek hakikaten hoş olurdu. Basılan mangaların neredeyse hepsi shounen gerçi. Bunu hatırlayınca da az evvel söylediğim cümle de çöpe gidiyor mu? Gidiyor…

Neyse bu tarz felaket sonrası dünyaları sevenler bulaşsın, Geri kalanlara şimdilik ekmek yok.

Yorumlar

  • Trent Syndie

    “ATATATATATATATATATATATATAT!”

  • Ataberk Bozkurt

    Fist of The North Star <3