Karadut Ekspres – Kestirmeden Gidenlerin Hikayesi

Sitede şu ana kadar genelde Amerikan süper kahraman çizgi romanları hakkında yazmıştım. Yer yer yerli işler de okusam da ülkemizde üretilen çizgi romanlar konusunda pek bilgi sahibi değildim. Birazdan da anlatacağım şekilde Karadut Ekspres’i çok sevdim ve bu konuda da ufkumun açılmasını sağladı. Presstij Çizgi Roman’ın yayınladığı Yigilante Kocagöz’ün yazıp Deniz Ozan Coşkun’un çizdiği korku türünde diyebileceğimiz kitap, aynı başrolün başından geçen 6 farklı kısa hikâyeden oluşuyor.

Gidecek Yeri Olmayanlara Uygun Bir İş

Otobüs yolculuklarının hep kendilerine has bir tedirginliği olmuştur. Şimdilerde herkesin yol boyu telefondan Instagram’a baktığı ya da tabletten film izlediği yolculukların aksine eskiden önce biraz yol izlenir sonra da havanın kararmasıyla beraber bütün otobüs uykuya dalardı. Gözler bir sonraki mola yerine gelindiğinde, nereye geldik sorularıyla beraber açılırdı. O arada otobüs nerelerden geçmiş, neler yaşanmış kimse bilmezdi. Karadut Ekspres de işte bu herkesin uyuduğu vakitte yola sağ salim devam etmelerini sağlayan bir muavinin hikayesini anlatıyor.

Bütün yolcular uyutulduktan sonra otobüs gece vakti gideceği yere daha erken varmak için kestirme bir yola sapar. Bu kestirme yol ise alelade bir yol değildir. İçinde eski mitlerdeki ve hikayelerdeki canavarları barındıran başka bir diyardır. Muavinin görevi ise bu huzursuz garip diyarda otobüsü canavarlara karşı korumaktır.

Kitaptaki her bir bölüm muavinin bir başka yolculuğunu anlatıyor; bu yol hikayelerinden her biri kendi başına da anlatılabilecek güzel bir korku hikayesi olmanın yanında kitap boyu bir bütünlük de arz ediyorlar. Önce muavin ve o herkesin bildiği eski gürültülü Mercedes otobüslerden başlamak üzere kitap Türkiye’de geçtiğini kesinlikle hissettiriyor. Hem anlatım dili hem de çizimler o uzun, eski otobüs yolculuklarının hissini verme konusunda çok iyi bir iş çıkarıyor.

Deniz Ozan Coşkun’un siyah beyaz çizimleri hikayedeki tekinsizliği çok iyi aktarıyor. Bir de bunu güçlendiren bir etken olarak sıfır diyalog tercih edilmiş. Bütün hikâyeyi bir anlatıcının ağzından dinliyoruz ve onun dışında hiçbir diyalog okumuyoruz. Bu anlatım tarzı sayesinde çoğu hikâyede olduğu gibi dışardan tanrısal bir bakış açısıyla hikâyeyi izleyenler değil hikâyenin bizzat dinleyicileri oluyoruz. Bu da sanki bir gece vakti, karanlıkta birinin anlattığı yarı gerçek bir hikâyeyi dinliyormuşuz hissi veriyor. Bir korku çizgi romanı için gerçekten ideal bir tercih olmuş. Kitaptaki hikayeler arasında doğrudan bir sıralama yapamasam da favorim otobüs şoförü Şevki abinin kendi geçmişini anlattığı Taşlık Ev’di.

Böyle kısa hikayelerden oluşan kitapların işinin zor olduğunu düşünürüm. Bazısı bir temaya, anlatı şekline sıkışıp bunun tekrarına düşer bazısı da bu tekrara düşmez ama bu sefer de hikayeler bir bütünlük oluşturmaz. Karadut Ekspres’de tekil hikayeleri beğenmemin yanında aslen bunlarla bir bütün oluşturabilmesini beğendim. İlk başta bize bu yeni kurgu yani başka bir diyarda yolculuk eden otobüs ve muavini tanıtılıyor. Ardından kitap, muavinin çıktığı bir otobüs yolculuğu temasını hala korurken önce bize daha fantastik bir hikayeyle bu yolculuğun nasıl mümkün olduğunu, sonrasında da karakterlerin bu işe nasıl bulaştığını, en sonda da bu sefer bir otobüs yerine uçak yolculuğu anlatarak bitiyor. Kısacası aslında tek hikâyelik iyi bir fikir olarak kalabilecek bir fikri aynı hikâye anlatım yapısını hiç bozmadan her adımda geliştiriyor ve farklı açılardan ele alıyor. Sonuç olarak korku, gerilim türünden zevk alıyor, Anadolu’da geçen bizden hissettiren hikayeleri seven herkesin Karadut Ekspres’e bir şans vermesini tavsiye ederim.

Künye
Yazar: Yigilante Kocagöz
Çizer: Deniz Ozan Coşkun
Yayınevi: Presstij
ÇıkışTarihi: 2020

Yorumlar