Kahramangiller

Kim Tanır Süper Kahramanları

Süper kahraman dediğimiz kimdir? Süper güçleri olan acayip acayip adamlardır. Yeri gelir soyguncuları durdurur, yeri gelir gezegenleri yiyen dev varlıkları def eder. Peki bu adamların günlük hayatına devam eden kişilere etkisi ne? Mesela “World War Hulk” sırasında Marvel evreninde yaşayan sıradan vatandaşa ne oluyor? Ya da Gotham yerlileri Batman’ı ne kadar görüyor?

Bütün bunları açıklamadan önce girişmemiz gereken konu, “suspension of disbelief” konusu. Çünkü, popüler kültür içinde bunu en çok kullananlar, genelde süper kahramanlı yayınlar oluyorlar. Ayrıca, Türkiye’de en zor bulunan izleyici/okuyucu özelliği de aynı zamanda bu.

Sonrasında ise belki o kadar önemli iki konu daha var. Bunları bildiğimizde, arka planda dönen mantığı daha iyi kavrayabiliyoruz.

Suspension of Disbelief Nedir?

Çevirmekle uğraşmayacağım, çünkü bu bir terim. SoD diye kısaltırım belki yazım kolaylığı için. Anlamı ise, sizi bir şeye inanmaktan alıkoyan itirazınızı, izlediğiniz / okuduğunuz şeyden keyif almak uğruna sonraya ertelemek. Buna örnek; Batman çizgi romanlarını Kara Şövalye’nin kemerine nasıl olup da yüzlerce batarang’ın sığdığını sorgulamadan okumak; aksiyon filmlerinde mermisi bitmeyen tabancalar olmasını kabullenmek gibi şeyler. Ben ufakken buna “film icabı” denirdi mesela.

cucu1

Yıllarca ezdiniz!

Suspension of Disbelief, temelde BÜTÜN kurgu işlerde, tüketicide belli bir miktar olması gereken bir şey. Bunu kıracak kadar absürd kurgular yapmak ya da kendi kurgunda koyduğun kurallara kendi hikayende uymamak, kötü yazarlık/yönetmenlik olarak kabul edilir.

Kısacası, kurgu bir şeyi okurken ya da izlerken, mutlaka suspension of disbelief’i kullanıyoruz ve belli bir miktar şeyi “olacak o kadar” deyip geçiyoruz.

Suspension of Disbelief’i Neden Anlattın?

Her ince detaya takılıp kalırsak, hiçbir şeyi beğenmeyeceğimiz için anlattım. Bazı şeylerin çok boyutlu analizlerini yapmadan izlemek gerektiğini aktarmak için. Bizde böyle bir terim ve izleme kültürü olmadığı için, saçma sapan detaylara takılıp, keyif alacağımız şeyden nefret etmeye alışkınız. İlk tepkimiz öncelikle “boş ver hacı” olmalı. Ama eğer illa bir şeyi araştıracaksak da, “neden öyle değil” sorusu yerine “bu nasıl gerçekleşmiş olabilir?” diye onun gerçek olduğunu kabul edip, olması için sebep aramalıyız.

İkinci anlatacağım şey de, Six Degrees of Seperation olarak geçer İngilizce’de.

Bu teoriye göre, dünya üzerinde herkes, “tanıdığın tanıdığı” şeklinde birbirine 6 adım uzaktan bağlı. Yani kuzenine 1 adım, onun yabancı arkadaşı 2, onun hükümette çalışan babası 3, onun tanıdığı bakan 4, onun tanıdığı başbakan 5, onun tanıdığı Obama 6 olarak; aslında Obama uzaktan tanıdığınız oluyor. Bu çok uç örnek olmakla beraber, aslında dünyada kimsenin birbirinden o kadar da uzak olmadığına dair bir yaklaşım. Yakın zamanda Facebook verileri üzerinde yapılan araştırmalarla da en uzak kimselerin, hakikaten de 6 adım civarında olduğu ortaya çıktı.

superman1

Son olarak da Willful Ignorance diyelim. Bu da, kanıtlara rağmen, dünyası değişmesin diye bazı şeylere inanmayı / inanmamayı seçen kişiler demek. Yani ülkeyi belli sayıda zenginin yönettiğine dair bulgular olsa da, bununla uğraşmak yerine yalandan da olsa demokrasi hayaline tutulan ve her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünen kişiler; Willful Ignorance yapıyor demektir.

Yorumlar