Kahramangiller

Kingdom Come – Meta-Human’lar Ortamı Boş Bulursa!

Herkese merhabalar; bayağı uzun süredir yazamıyorum. Bu duruma neden olan bir çok sebep var ama onlardan bahsedeceğim yer burası değil ve zaten bahsedersem de “Bize ne bundan arkadaşım?” dersiniz haklı olarak, o yüzden nedenleri bir kenara bırakıyorum.

Bu yazımda uzun zamandır ilk defa istekli bir şekilde klavyenin başına geçmemi sağlayan Kingdom Come’dan bahsedeceğim sizlere. JBC Yayıncılık ile Türkçe olarak satışa çıktı. Kingdome Come, 2000 yılında, çok büyük bir şansla, elime geçmişti. Bir kısmını okumuştum, aşık olmuştum ancak devamını bulamamış, bunalıma girmiş ve merakla dolu tam 10 yıl geçirmiştim. 2010 senesinde internet sayesinde bütün seriyi tamamladım ve JBC Yayıncılık sayesinde de bu klasiği arşivime Türkçe olarak kattım. Kingdome Come, ender garipliklerine rağmen bir çok açıdan şaheser ve klasik olmayı sonuna kadar hak eden bir seri.

02

Ekip hazır mı?

Ne Demek Kingdom Come?

Aslında dini bir kullanım. İncil’de, Rab’bin Duası kısmında bahsedilen “Diğer Dünya”, “Öbür Dünya” İngilizce Kingdom Come olarak geçiyor. “E çizgi romanda ne alaka?” derseniz, serüven boyunca dünyanın sonunun gelmesi ile ilgili konuşmalar esere ismini vermiş diyebilirim.

Kingdom Come’un enteresan da bir hikayesi var. Bilen biliyordur, bilmeyenler de biraz sabrederse Kahramangiller’de incelemesini okuyabilir, Marvel Comics’in, Marvels isimli macerasında da süper kahramanlar, sıradan insanların gözlerinden anlatılmıştı. Marvels’ın çizeri Alex Ross, 2006 senesinde verdiği bir demeçte, Marvels’ı çizerken, “bu serüvenin DC’ye uyarlanabileceğini” düşündüğünü belirmişti. 1996 senesinde de Marvel’dan ayrılıp DC Comics’e geçer geçmez Kingdom Come adıyla bu düşünü hayata geçirmiş. Lütfen hemen “Yaa işte Marvel’den çalmış” diye başlamayın, içerik çok ilgili değil çünkü.

03

Robin!! Yok yok Batman?

Süper Kahramanlar Out, Meta-Humanlar In

Kingdom Come’ın güzelliklerine gelmeden kısaca konusuna değineceğim. Bu macerada süper kahramanlar dünyadan ellerini ayaklarını çekiyorlar. Bunun için elbette bir neden var, ama çok detay vererek serüvenin tadını kaçırmak istemiyorum. Çok kısa özetlemek gerekirse işin içinde Joker var (şaşırdık mı?), anti-kahraman Magog’un, Joker’e karşı tavrı var, Superman’in Magog’un tavrına karşı bir tavrı var ve dünya halklarının da Superman’in adalet sevdasına isyanı var. O isyan karşısında da “Ne haliniz varsa görün” deyip süper kahramanlıktan emekliye ayrılan Kal-El var.  Süper adamımız elini ayağını ortalıktan çekince, nedendir bilinmez bütün süper kahramanlar ortamı meta-humanlara, anti-kahramanlara bırakıyor. Onlar da kafalarına göre “ceza kesiyorlar”. Durum zıvanadan çıkınca, Kal-El, uzatmalı flörtü Amazonlu güzel tarafından gaza getiriliyor ve olaya müdahale etme kararı alarak Justice League’ı kurmaya karar veriyor… Ve bütün bunları bir rahip olan Norman McCay ve ölüm meleği The Spectre ile birlikte okuyucu olarak takip ediyoruz.

Drama, Heyecan, Savaş, Olaylar Olaylar…

Kingdom Come’u harika yapan bir çok nokta var: Öncelikle çizimler. Kingdom Come’un çizimleri, yeni neslin burun kıvırdığı 80’lerin siyah beyaz klasikleri ile eski nesilin gına gelerek takip etmek zorunda olduğu dijital çılgınlığın tam ortasında diyebilirim. Çizimlerdeki emek göze adeta batıyor. Renklerdeki canlılık çizgi romanın altın çağına özlem giderir cinsten. Panel kullanımları çok başarılı. Nerede tam sayfa çizimler varsa hepsi çok çarpıcı anlar.

Ortamı boş bırakırsan olacağına bak..

Ortamı boş bırakırsan olacağına bak..

Kingdom Come’un konusu da farklı diyebilirim. “Meta-Human”lar ile süper kahramanların savaşı gerçekten görülmeye değer. Sayıca çok üstün olan “Meta-Human”lar süper kahramanları sandığımızdan çok daha fazla zorluyorlar ve çekişmelerin yarattığı tehlikeler heyecanı çok arttırıyor.

McCay ile The Spectre’nin macera boyu yaşadığı felsefi diyaloglar ayrı tat. Hele bir noktada serüvenden tamamen kopup, bu ikili arasında geçen “iyi-kötü ayırımı” sohbet var ki ben oldukça keyif aldım. Yine bu arada ortama nedensizce peydah olan bir hayaletin çizim tasviri çok çok başarılı. Sanki Alex Ross biraz “böyle de harika hayalet çizerim” demek istemişcesine katmış senaryoya onu ama çizimin başarısı durumun garipliğini çok net örtüyor.

——-UCUNDAN DA OLSA AŞAĞIDAKİ PARAGRAFDA “SPOILER” ALARMI!—–

kingdomCome1

“Garipsemediğim hiçbir nokta yok senaryoda” dersem yalan söylemiş olurum. Birincisi, Süperman emeklilik kararı aldı diye neden bütün süper kahramanlar ona uymuş bu durum absürt geldi açıkcası. Diğer de eserin sonunda olduğu için belirtmeyeceğim ama “Captain Marvel sen ne yaptın ya!”.

Kaçırmayın

Kingdom Come çok başarılı bir serüven. Mutlaka alın derim. Bu macerayı okumanız, Injustice serisinin temellerini de kazanmanızı sağlayacaktır. Superman’in duygusallığı, Wonder Woman’ın agresifliği, Justice League üyelerinin Superman’e koşulsuz bağlı olması, Batman’in tersi ve inadı, Lex Luthor’un pislikleri ileriki yıllarda çıkacak olan Injustice – Gods Among Us serisine çok benzer. Mutlaka alın derim. JBC Yayıncılık sağolsun -yapabilecek olmasına rağmen- seriyi iki ayrı cilt olarak piyasaya sürmemiş ve çizgi roman severlere bir kerede tüm hikayeyi sunmuş. Kocaman bir teşekkür onlara.

Savaşa hazır mısınız?

Yorumlar

  • Cihan Türe

    Superman ve Batman’in görünmeyen etkileri var. Superman bırakınca diğerlerinin örnek alacakları adam kalmıyor. Daha çok detaylı anlatılır ancak özetle budur.

    • Doğa Önen

      bilmiyorum ya..örnek aldıracak biri çıkar.. green lanternsın sen, dünyayı koruyacapım diye yemin etmişsin 5-6 kişiyi bir araya getiremiyon mu:)) o görünmeyen etki olayının farkındayım ama biraz abartılı tutulduğunu düşünüyorum genel olarak çizgi roman dünyasında, bir tek bu seride değil

      • İkiniz de konuyu yüzeysel almışsınız. 🙂 Bir yazı yazıp aydınlatayım sizi en kısa zamanda. ^^

        • Doğa Önen

          Beni mutlu kılan şey yüzeysel olmam 🙂

          • Cihan Türe

            Yüzeysel mi aldım hiiiiic alakası yok. Ama seride gariplik ya da oturmayan bir yer de yok bana kalırsa.

          • (Insert İlber Ortaylı caps here!)

            Kingdom Come, Dark Age’i kapatıp Modern Age’i açmış eserdir ve Alex Rose’un tüm eserleri gibi tüm hikaye sembolizm üstüne kuruludur. Dolayısıyla anlatım içinde gelişen olayları ya da statükoları DC evrenideki mevcut mekaniklerle açıklayamazsınız. Zira Ross bunu pek umursamaz.

            Şimdi ismini hatırlayamadığım Kingdom Come öncesi yaşanan dönem için şunu demiştir: “Yıl 1993, bunu bir kenara not alın! Zira Superman bu yıl öldü ve Venom’un kendi dergisi yine bu yıl çıktı!”

            Ortalığı yakıp yıkan meta-human’lar 90’ların başında popüler olan Image Comics ve Wildstorm karakterlerini temsil eder. Gerçekten de bu dönemlerde söz konusu kuruluşlar, yaptıkları tek şey birbiriyle kavga etmek olan anti-kahramanlar (Burada Spawn ve Witchblade gibi efsaneleşmiş olanları bile tenzih etmiyorum!) yaratmak olmuştur. Başta bu insanlara değişik geldiği için Image ve Wildstorm satışlarını yükseltir ve Marvel ve DC’ninkini düşürür. Buna ayak uydurmak üzere harekete geçen Marvel ve DC bu dalga üstünde sörf yapmaya çalışırken tökezler. Arkasında Cumhuriyetçi sermaye olan DC’nin ayakta kalması nispeten kolayken Marvel ayakta kalabilmek için film haklarını çok kötü şartlarla satmak zorunda kalmıştır ki; bunun etkilerinin hala devam ettiğini biliyoruz.

            Hikayede Batman ve Superman’ın ayrı yolları tercih etmesi, gerçek hayattaki Marvel ve DC’nin dönemi atlatmak için takip ettiği politikaları temsil eder.

            Peki soru: Hikayede Superman boşverdi diye neden herkes boşvermiş? Mesela Green Lanthern neden bir ekip toplamıyor? Az önce de belirttiğim gibi mevcut statükoda bu belki mümkün, ancak sembolizm açısından baktığımızda Justice League karakterlerinin Yunan tanrılarını temsil ettiğini görürüz: İşte Superman: Zeus, Aquaman: Poseidon, Wonder Woman: Hera, Green Arrow: Apollo, Flash: Hermes gibi. Tüm dinlerde olduğu gibi bir tanrı inanan sayısına endeksli güçlüdür. Gerçek hayatta satış yükselsin diye Superman’ın öldürüldüğü bir ortamda, Green Arrow’un neredeyse hiç satılmadığı, Punisher ve Wolverine gibi Vietnam Savaşı sonrası ortaya çıkan anti-kahramanların kendilerine ait birden fazla dergileri olması bir yana, Venom gibi süper suçluların çizgi romanlarının satıldığı bir dönemden bahsediyoruz!

            Ross, bu yüzden tüm kahramanların eli kolu bağlı olarak göstermeyi tercih etmiştir. Zira Kingdom Come’da aslında henüz o dönemlerde ismi konmamış Dark Age’in kontrolden çıktığı ve piyasayı felakete götürdüğü ortadadır ve bir şeyler yapılması gerekmektedir? Okuyucu “inananlar” bu karakterlere inancını kaybetmişken kahramanların “tanrılar” ne hükmü olabilirdi ki?

            Shazam mı? Onun hikayedeki rolü daha enteresan, Shazam Justice League’deki yaşı en küçük karakterdir ve çizgi romanda yaptıkları, aslında McFarlane, Jim Lee ve Eric Larsen gibi genç jenerasyon çizgi roman çizerlerinin Marvel ve DC’ye sırtını dönmelerini temsil eder.

            Not1: Bunları başka yerde bulamazsınız, hepsi benim analizlerim.

            Not2: Bir ara bunları derleyip adam akıllı bir makale haline getiririm. Şimdilik idare edin.

          • Cihan Türe

            Eee zaten biliyoruz bunları. Tanıtımın altında değil içinde olsa daha iyi olurdu 😀

          • Emrah Sağlam

            “spawn” ve “witchblade” i 90’lı yıllarda çizim ve konu olarak farklı olduğu için ben de yoğun takip ettim. fakat bu yoğunluk çok uzun sürmedi ve sıkılıp marvel-DC evrenine geri döndüm. Çünkü bu tarz işler tek bir tema çevresinde dönme dolap gibi dönüyor. Marvel ve DC’nin bir yazar-çizere verdiği en fazla 6 sayılık ( fazlasını ben de kaldıramam. hatta mümkünse 3 sayı kalsa yeğ ) alanı sanki yıllarca okumak gibi…

  • Özlem Buket Duru

    Hastası olduğum çizgi romanlardan biri. Kalemine sağlık.

    • Doğa Önen

      teşekkürler:))