Sweet Tooth: Masal Tadında Bir Çizgi Roman

Sweet Tooth, son dönemin usta yazarlarından ve de benim bu aralar iyice merak salarak çizgi romanlarını okumaya başladığım Jeff Lemire tarafından yazılıp çizilen bir çizgi roman serisidir. Vertigo tarafından 2009-2013 yıllarında aylık olarak yayımlanmış olup 40 sayı sürmüştür.

Hikâyemiz kıyamet sonrası bir dünyada geçmektedir. Bu dünyada yayılan bir salgın nedeniyle bütün insanlar yavaş yavaş ölmektedir. Hayatta kalanlar ise sadece insan-hayvan karışımı melezler (hibrit) şeklinde doğan çocuklardır. Baş karakterimiz Gus de geyik boynuzlarına ve kulaklarına sahip bir şekilde doğmuştur. Hasta babasıyla birlikte bir ormanın derinliklerinde yalnız başlarına yaşamaktadırlar.

İlk ciltten azıcık da olsa spoiler vererek detaya gireyim. Gus her ne kadar hibrit bir çocuk olsa da kendisini diğer hibritlerden ayıran büyük bir özelliği vardır. Diğerleri gibi normal yollarla doğmayıp, laboratuvarda üretilmiştir. Bu da akıllara bazı sorular getiriyor. Yaşanan bu salgının kilit noktası gibi gözüken Gus, acaba tüm bu kıyameti sona erdirecek olan çocuk mudur? Yoksa aksine kıyamete neden olan kişinin ta kendisi midir? Gerisini öğrenmek de hikâyeyi okuyanlara kalsın.

İlk okuyuşta konusu belki biraz klişe gelebilir, fakat hikâyeyi okuyunca bu konunun ne kadar güzel bir şekilde işlendiğini ve ilerlediğini göreceksiniz. En başta dediğim gibi Jeff Lemire’i yeni yeni tanıyan birisi olarak şunu rahatlıkla diyebilirim ki hikâye anlatımını çok iyi yapıyor.

40 sayı boyunca Gus’un macerası dur durak bilmeden bir koşuşturmaca içinde geçiyor. Ara hikâyelerde bazen soluklanma şansımız olsa da heyecan asla bitmiyor ve her sayı sonunu görünce hadi sonraki sayıyı da okuyayım diyerek kendinizi kaptırıyorsunuz. Hikâyenin genel gizeminin yanı sıra çok güzel beklenmedik olaylar ile karşılaşıyorsunuz. Başlıkta masal tadında dediğim için sakın bu serinin sizi hüzne boğacak sahnelerinin de olmadığını düşünmeyin. Özellikle Gus’un, insanoğlunun kendisine yabancı olan her şeyi yok etme eğilimi karşısında dış dünyayı keşfetmesi ve de başına gelenler sizi oldukça duygulandıracaktır.

Tabi heyecan, gizem ve bitmek bilmeyen koşuşturmaca deyince akılda ucuz bir aksiyon serisiymiş gibi bir his de uyandırabilir. Fakat aksine her karakterin belirli bir derinliğe sahip olduğu ve kötülerin de genel olarak iyi denebilecek motivasyonlara sahip olduğunu söyleyebilirim. İster istemez madem hibritler var onları öldürelim diyen kötü karakterler olduğu gibi daha büyük emelleri ve de kendince amaçları olan kötü karakterler de var.

Çok fazla detaya girerek spoiler vermek istemiyorum fakat hikâyenin insanoğluna güzel de bir mesajı var. Uzun yıllar boyunca doğayı, çevreyi kısaca her şeyi katleden, iyi bir insan olmak yerine sürekli bir şekilde kötülük peşinde koşan insanoğlu acaba bu kıyameti de hak etmiş olabilir mi?

Jeff Lemire kendisinin ne kadar iyi bir yazar olduğunu göstermekle kalmayıp, iyi bir çizer olduğunu da bu seriyle göstermiş. Ben bu seri ile birlikte kendisinin çizim tarzıyla ilk defa karşılaştım. Genel tarzın dışında bu şekilde kendine has bir tarzı olan çizerler benim için her zaman ilgi çekici olmuştur. Beğenmeyenler illa ki olacaktır fakat ben kesinlikle sevdim diyebilirim. Bu sade ve basit gibi görünen tarzla özellikle yüz ifadelerindeki duygular, çok iyi bir şekilde okuyucuya yansıtılmış.

Karın yavaş yavaş yağmaya başlayarak gerçek kışı hissettirmeye başladığı bu soğuk günlerde eğer siz de Gus ile birlikte gizem dolu harika bir fantastik yolculuğa çıkmak istiyorsanız, bu seri sizin için.

Yorumlar