The Books of Magic: DC Evrenine Mistik Bir Yolculuk

Usta yazar Neil Gaiman, ileride bir başyapıt olarak anılacak olan Sandman‘i yazmaya başladığı sıralarda DC Comics tarafından kendisine bir önemli görev daha verilecekti. Sahip oldukları evrenin mistik tarafını öne çıkaracak ve geliştirecek bir seri yapmayı planlayan DC, ilk olarak J. M. DeMatteis ile yazarlık konusunda anlaşmış olup daha sonradan yaşanan bazı sorunlardan dolayı bu göreve Neil Gaiman’ı laik görmüştür. Bu karar ile birlikte ortaya The Books of Magic adlı DC evreninde sizleri harika bir mistik yolculuğa çıkaracak muazzam bir eser ortaya çıkmıştır.

Timothy “Tim” Hunter, yaşadığı zamanın en büyük büyücüsü olacağı öngörülen 12 yaşında bir çocuktur. Büyü ile olan ilişkisini henüz keşfetmemiş olan Tim Hunter’ın, sıradan bir gün gibi  Londra sokaklarında kaykayı ile gezerken karşısına çıkacak olan dört ilginç insan ile birlikte tüm hayatı değişecektir.

DC’nin önemli mistik karakterlerinden olan The Phantom Stranger, John Constantine, Dr. Occult ve Mister E veya namı diğer Trenchcoat Brigade (Trençkot Takımı), Tim Hunter’a ürpertici bir şekilde yaklaşarak “Büyüye inanıyor musun?” diye sorarlar ve serüven başlar.

Yazının bundan sonraki kısmının spoiler içerdiğini söylemeliyim arkadaşlar. Yazı boyunca Tim Hunter’ın başından geçen olaylara değineceğim ve ayrıca bu eserin, içeriğinden bahsetmeden ne kadar güzel olduğunun anlatılamayacağını düşünüyorum.

Tim Hunter

Trenchcoat Brigade, yaptıkları bir toplantı ile doğal bir büyü yeteneğine sahip olan Tim Hunter ile ilgili ne yapılması gerektiğine karar vermeye çalışırlar. Dr. Occult, çocuğun sahip olduğu yeteneğin iyilik için kullanılması gerektiğini, Mister E ise birçok kötü büyücünün de çocuğun peşinde olduğunu ve eğer ele geçirip yanlış yönlendirilse ileride büyük bir felaketin doğacağını ve bu nedenle derhal öldürülmesi gerektiğini söyler. Constantine ise karakterine uygun bir biçimde konu ile ilgilenmediğini söyleyerek umursamaz bir tavır takınır. Fakat son sözü söyleyerek herkesi bu duruma kabul ettiren isim Phantom Stranger olur ve Tim Hunter’a, büyünün her yönü ile birlikte gösterilmesi gerektiğini belirterek, kendi kaderiyle ilgili olan bu seçimin yine çocuğun kendisine bırakılması gerektiğine karar verir.

The Trenchcoat Brigade

Tim Hunter kendisine yöneltilen “Büyüye inanıyor musun?” sorusuna sürekli kaçamak cevaplar verir ve büyünün yalan olduğunu bilecek kadar büyüdüğünü söyler. Dr. Occult daha fazla dayanamayarak Tim’in elindeki yoyosunu alarak bir baykuşa çevirir ve büyünün gerçek olduğunu söyler. Sonrasında Phantom Stranger, Tim’e bir teklif yapar ve kabul etmesi durumunda büyü ile oldukça fazla şey öğreneceği ve ne yapacağı konusunda kararı kendisinin vereceği, uzun bir yolculuğa çıkacaklarını söyler. Dr. Occult’ın yaptığı şeyden fazlasıyla etkilenen Tim, bu teklifi kabul eder ve yolculuk başlar.

The Phantom Stranger

Tim Hunter, ilk olarak Phantom Stranger ile bir yolculuğa çıkar ve zamanın başlangıcına, her şeyin nasıl doğduğunu görmeye giderler. Zamanda bir boşlukta (void) yer alarak, yaşanan olaylardan zarar görmeyecek bir şekilde her şeyin doğuşunu izlerler ve bu doğum sırasında yaşamın acı çığlığını duyarlar. Cennetteki ilk savaşın sonunda Lucifer Morningstar’ın ve onunla birlikte savaşan diğer meleklerin düşüşünden, Merlin ile karşılaşıncaya kadar zamanda dolaşarak büyünün farklı farklı çağlardaki hallerini görürler. Merlin ile yaptığı konuşmada Tim, büyünün bütün özgürlükleri kısıtladığını ve bu yola adım atan birinin artık geri dönemeyeceğini öğrenir.

Tim Hunter ve Merlin

Phantom Stranger ile olan yolculuğun devamında Tim; Doctor Fate, Zatara ve Sargon the Sorcerer gibi önemli isimlerle de karşılaşır. Bu yolculuk sırasında Tim genel olarak büyünün, sağladığı bütün olanakların sonucu olarak bir bedelinin olduğunu ve büyüyü kabul etmesi halinde, arzuladığı özgürlüğe asla ulaşamayacağını anlar ve kendisine eşlik edecek olan sıradaki kişiyle yani Constantine ile yolculuğuna devam eder.

John Constantine

Phantom Stranger ile olan yolculuğun sonunda Londra’ya geri dönen Tim, ikinci macerasına John Constantine ile çıkar. Constantine, Tim’i New York’a götürür ve eski bir arkadaşı olan Madame Xanadu ile tanıştırır. Constantine ile arası iyi olmayan Madame Xanadu, John’un kendisiyle özel olarak görüşmesi sonucunda misafirleri evine kabul eder. Tim’in tarot falına bakan Madame Xanadu, yürümekte olduğu yolun sonunda çarpık bir adalet duygusuna sahip birisinin ve karanlık zamanların kendisini beklediğini söyler.

Constantine ile yapılan yolculuk sırasında artık kötü büyücüler de harekete geçmiştir. Tim’e yapılan bir suikast girişimi Spectre tarafından önlenir. Ayrıca Deadman sayesinde de Tim Hunter birkaç defa daha farkında olmadan ölümden kurtulur. Fakat karanlık tarafın tek girişimi bu değildir ve Tim Hunter’ın yakalanması için başına ödül koymuşlardır. Constantine, Trençkot ekibiyle birlikte karanlık güçlerle savaşmak için geri dönmek zorundadır ve bu sebeple Tim’i, kendilerinin hoş karşılanmadığı bir ziyaretten sonra San Francisco’ya gelerek Zatanna‘ya emanet eder ve bir süreliğine ortadan kaybolur. Zatanna ile birlikte bir cadılar bayramı partisi için gittikleri kara büyü kulübünde saldırıya uğrarlar fakat kendilerini kurtaran isim yine John Constantine olur.

John Constantine

İkinci gezisi sırasında Tim, düzen ve kaosun kesiştiği yerde hayatın var olduğunu, Zatanna dışında karşılaştığı bütün büyücülerin karanlık ve gizemli bir dünyaya sahip olduğunu öğrenir.

Dr. Occult

Dr. Occult, Tim’i iki diyarın kesiştiği bir küçük bir kapıdan geçirir ve Tim daha ne olduğunu anlayamadan Periler Ülkesinde olduğunu görür. Periler ülkesinde türlü türlü düzenbazlıklar ve oyunlarla karşılaşan Tim, eğer bu dünyadan çıkmak istiyorsa yolun kendisini götürdüğü yerin sonuna kadar gitmek zorunda olduğunu öğrenir. Karşılaştıkları zorlukları aşarak yolun sonuna kadar ilerleyen Tim Hunter ve Dr. Occult, yolculuk boyunca Dream of the Endless, rus mitolojisinden kötü bir cadı olan Baba Yaga ve Peri Ülkesinin kraliçesi Titania gibi önemli karakterlerle karşılaşır ve büyü dünyasının aydınlık ve karanlık taraflarına tekrar tanıklık eder.

Mister E

Tim’in son durağı ise Mister E’nin kendisini eşlik edeceği gelecektir. Gelecekte yapılan son büyü savaşında bütün büyücülerin bir savaş içinde olduğunu ve kötülerin tarafına liderlik edenin de kendisinin yetişkin bir hali olduğunu görür. Tim, gördüğü bu zalimlik karşısında oldukça korkar fakat Mister E, bu savaşın olası ihtimallerden sadece birisi olduğunu söyler. Zamanda daha da ileriye giderek büyünün artık yok olduğu günleri, tekrar canlanacağı günleri, insanoğlunun çok uzak gelecekteki halini görürler. Şimdiye kadar zamanda daha fazla ileri gitmemiş olan Mister E, büyük bir risk alarak Tim’i oldukça uzak geleceklere ve nihayetinde evrenin sonuna kadar götürür. Evrenin de yok olmasıyla birlikte artık görecek bir şey kalmayınca bulundukları zifiri karanlık ortamda Mister E’nin asıl amacı ortaya çıkar ve olası tüm gelecek ihtimallerini yok etmek için Tim’i öldürmeye çalışır. Fakat tam da o anda evrenin sonu geldiği için Destiny of the Endless, beraberinde Death ile birlikte belirir ve Mister E’yi cezalandırarak Tim’i kurtarır.

Gelecekteki büyü savaşı.

Tim Hunter’ın Yanıtı

Tim günümüz dünyasına döndüğü zaman kendisini bekleyenler ile karşılaşır. Yaptığı geziler boyunca gördükleri, yaşadıkları ve ödemesi gereken bedelden dolayı büyüyü kabul edemeyeceğini söyler. Tim, grubun kendisine karşı sinirli olup olmadıklarını merak eder fakat Phantom Stranger bu kararın Tim’in kendi kararı olduğunu söyleyerek arkadaşlarıyla birlikte ortamdan ayrılır.

Tim bir anda fikrini değiştirerek büyüyü kabul edeceğini söyler fakat artık çok geçtir. Başka bir yerde Phantom Stranger, Occult ve John tekrar konu üzerinde konuşurlar. Stranger, Tim ile ilk karşılaştıkları zaman büyü hakkında bir şeyler görmek ve öğrenmek için kendilerinin yaptığı teklifi Tim’in kabul etmesiyle birlikte zaten büyü dünyasını kabul ettiğini belirtir. Tim Hunter farkında olmasa da artık büyü dünyasına adımını atmıştır.

Gördüğü onca şeyden sonra büyüyü öğrenmek için inanmaktan başka bir şeye ihtiyacı olmadığını söyleyen Tim, odasında otururken yoyosu bir anda baykuşa dönüşür ve Tim, yüzünde büyük bir neşeyle “Büyü!” diye bağırır.

Eserin Başarısı

İşte böyle bir hikayedir Tim Hunter’ın hikayesi. Tim aynı zamanda biz okuyucular için de bir metafor teşkil etmektedir. Zira biz de Tim ile birlikte DC dünyasında hemen hemen bütün mistik karakteri görüyor ve tanıyoruz. Fantastik bir kurgudan ziyade, evreni tanıtmak için yapılan bir kitap olarak düşünülünce de The Books of Magic, okuyuculara muhteşem bir evren sunuyor. Bu seri ile birlikte mistik dünyasını evrenine iyice katmak isteyen DC Comics, amacına çok güzel bir şekilde ulaşıyor.

1993 yılında Vertigo Comics‘in kurulmasıyla birlikte The Books of Magic cilt haline getirilerek Vertigo adı altında tekrar yayımlanıyor ve Tim Hunter’ın macerası daha sonra yayımlanan serilerde de bir süre devam ediyor.

Tim Hunter’ın, Harry Potter ile de oldukça benzer yönleri bulunmaktadır. Görünüşleri ve yaşları hemen hemen aynıdır, ikisi de İngiltere’de yetişmiştir, baykuşa sahiptirler vesaire vesaire. Bazı hayranlar tarafından J. K. Rowling’in Tim Hunter’dan esinlendiğini öne sürülmüştür fakat Neil Gaiman’ın kendisi de bu fikre karşı çıkarak, her iki karakterin de T. H. White’ın The Sword in the Stone adlı kitabından esinlendiğini söylemiştir.

Her sayısı farklı kişiler tarafından resmedilen The Books of Magic, görsel olarak da sanat eseri niteliğinde bir çizgi romandır. Dört sayılık bu kısa serinin sayıları sırasıyla, John Bolton, Scott Hampton, Charles Vess ve Paul Johnson tarafından çizilmiştir.

DC Comics’in mistik yönüne uzanan harika bir keşif gezisi ve saygı kuşağı niteliğinde olan bu çizgi roman, başta Neil Gaiman severler olmak üzere kesinlikle herkesin okuması gereken muhteşem bir eser.

Yorumlar