Kahramangiller

Yabani #2 – Daha da Vahşi!

Bilimkurgu ve korku üzerine yayınlanan şahsına münhasır neşriyat Yabani dergi, ikinci sayısıyla karşımızda. Bu durumda bana da boş durmayıp bir inceleme yazısı yazmak düşer elbette.

Öncelikle çizgi romanlardan başlayarak dergiyi ele almak istiyorum. Devrim Kunter tarafından yazılan, Tamer Poyraz Demiralp tarafından çizilen “Keşif: THX – 1138” bu sayıdaki ilk hikaye olarak göze çarpıyor. İleride maceralarına devam etmesi planlanan küçük robotumuz, insan doğasına dair nüansları yakalayan bir hikayeyle öne çıkıyor. Hikaye bana göre sayfa kısıtlamasından dolayı biraz fazla hızlı ilerliyor, ancak benim yargılarım bu konuda kesinlikle cesaret kırmasın. Zira hikaye gerçekten Türk çizgi romanı karakteristiğine göre gidiyor; herhangi bir kişi ya da ülke tarzına açık bir öykünme göze çarpmıyor. Ayrıca jest ve mimik sahibi olmayan bir cihaz ile hikaye anlatabilmek büyük başarı. Az karede çok şey anlatılan bir hikaye bu, birkaç defa okumakta yarar var.

yabani-2-1

“Gargoyle”, bana serbest çağrışımla çocukken okuduğum birkaç hikayeyi birden hatırlatan bir hikaye. Onat Bahadır yazmış, Ümit Türek çizmiş. Onat Bahadır’ın “Deliliği Beklerken” adlı kitabında yer alan bir hikaye aslen. Açıkçası kendi kahraman inanışıma göre kahraman, bir şeylere katlanmayı ya da bir şeyleri riske etmeyi göze almış bir insandır. Örnek vermek gerekirse, Superman kurşunla bir insan arasına geçtiğinde kahramanlık yapmış olmaz, zira kurşunlar zaten ona zarar vermez. Clark Kent dünyaya hükmetmesini sağlayabilecek gücü ve kazançlarını insanlara yardım etmek için kullanmayı seçtiğinde kahramanlık yapmış olur, çünkü pek çok şeyi bu uğurda feda etmektedir. Gargoyle’da ise kurban ve canavarın rollerinin değişimi, farklı perspektiflerden sahneleniyor. Bu noktada benim kişisel olarak merak ettiğim bir şey var, ama spoiler olmasın diye bir sonraki sayıda soracağım onu. Hatta bence siz de okuyup aklınıza takılanları bana iletin, ben de yazarlara ulaşayım Amerikan çizgi romanlarındaki soru cevap köşesi gibi yazayım sonra buraya.

Geçen ay başlayan Şeytan’ın Gölgesi, bu ay sona eriyor. Kadir Özen’in yazdığı ve Bora Örçal’ın çizdiği hikayeyle ilgili en büyük korkum “Bu hikayeden para çıkar” diyerek kalitesiz yerli korkular silsilesi içinde rezil edilmesi. Frank Miller tadında, çizim konseptini beyaz perdeye taşıyacak bir konsept dışında sinemada yürümeyecek bir hikaye zira.

yabani-2-2

Gelelim bu ayın ağır topuna. “Ayana”, Devrim Kunter ve Işın Beril Tetik tarafından yazılan ve Sibel Bozkurt tarafından çizilen bir hikaye, bu sayıda da ilk bölümü yer alıyor. Avrupai zırhları göz alan bir güruhla Şamanist kurtkadınlar arasında bir mücadele anlatılıyor. Temel olarak bu bir tanışma hikayesi, hikayenin temel taşları döşeniyor. Hikayenin tek temel üzerine kurulması fikrinden hoşlanmam, her şey tek noktaya aşırı bağlı olur ve bir süre sonra, yazar ne kadar hikayeyi derinleştirmek isterse istesin yapabilecekleri sınırlanır. Şu haliyle bu hikayede üstünden ilerlenebilecek 3-4 ayrı yol var, o yüzden merakla bekliyorum devamını.

Devrim Kunter’in yazdığı ve çizdiği “Alayına İsyan” ise bu sayıda hızını arttırıyor. İlk sayıdaki hikayede yaptığımız bütün tahminleri çöpe attıran, hikayenin renklerine bir kat daha detay atan bir bölüm çıkmış bu ay. Ayrıca görmek istediğim kan bu işte! Gereksiz yere dökülmeyecek ama döküldü mü de tam dökülecek. Bir de askerlerin konuşmalarındaki doğallık o kadar iyi ki, o kadar olur. İnsanın aklına gelen tepkileri hemen görüyoruz karakterlerden.

Gelelim hikayelere bir de. “Giddar” serisiyle tanınan Erbuğ Kaya, Açık Artırma adlı hikayesi ile bu sayıya konuk olan isimler arasında yer alıyor. Gencer Özdamar tarafından illüstrasyonlarla işlenen hikayenin konusu ruh alıp satmak, ancak işin işleyişi biraz değişik. Bence devamı gelmesi gereken, ya da bir dönem Amerikalıların çok sevdiği takip eden hikayeler serisi şeklinde bağlanması gereken bir hikaye olmuş. Dövüş Kulübü’nde yapılan tüm o Jack’in bilmemnesi göndermeleri gibi.

yabani-2-3

“Sanrı”, Özge Lena tarafından yazılmış ve Ahmet Uzun’un çalışmalarıyla süslenmiş bir hikaye. Sandman okuyanlar ya da Hristiyan mitine ilgi duyanlar intihar ağaçlığı deyimini duymuştur. Burada intihar eden kişiler birer kuru ağaç olur, sonsuza dek acı çekerler. Özge de bu ağaçlardan birinin gövdesinde bir delik açıp içine bir kor bırakmış, çıkan çıtırtıları da not etmiş gibi. Ne güzel cümle yazdım arada, hayır illüstrasyonları daha çok beğendim az önceki cümleden daha iyi tasvir cümlesi yazamayacağım diye üzülüyorum, haksızlık oldu. Neyse ki benim okuyucum zekidir, anladılar ne demek istediğimi.

“Yolcu” ise Demokan Atasoy’dan gelen bir hikaye, illüstrasyonlar Hakan Aydın’ın elinden çıkma. Üç silahşörlerin dört kişi olması gibi Yolcu’da da iki, hatta 2,625 yolcudan oluşan bir grup var, okuduğunuzda o ,625 konusu açıklığa kavuşacaktır. Güzel bir az fantastik hikayenin ilk adımı gibi duruyor Yolcu, bakalım yol nereye çıkacak.

Bu aylık Yabani dergide gözüme çarpanlar bu kadar, alın, okuyun, okutun. Aşağıdan bize yazın aklınıza takılanları, fikir yürütelim. Görüşmek üzere.

Yabani #2 - Ön Okuma
Bu yazı, "Yabani Dergi Tanıtımları" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar