Kahramangiller

Yabani #6 – Kesterelerinizi Hazır Tutun!

Kasım sayısında Yabani’nin öyküler konusunda da saldırıya geçmesi beni sevindirdi. İlk sayılardaki hikayeler, çizgi öykülerin sahip olduğu Türk kültürü dokunuşuna sahip değildi. Son sayılardaysa dergi kendi içinde bir bütünlüğe kavuşmuş durumda. Yabani ekibine çalışmaları için buradan teşekkür edip, 6. sayının içeriğinden, beğendiğim eserlere, yeterli görmediğim noktalara değinelim.

Yol (Galip Dursun – Ayşe İrem Aktaş/Şerif Karasu)

Yol hikayesi Blair Cadısı, Cloverfield filmleri gibi “found footage” yani “bulunmuş kayıt” türünden uyarlanmış bir çizgi öykü. Yabani’deki böyle deneysel çalışmalar yetkinlik göstergesi. Konu olarak da bir zamanlar internette gezen “creepypasta” yol kenarında otostop çeken hayalet kız hikayesini anımsattı bana. Çizgi roman olarak yazılan bir öyküde, çizim teknikleriyle ve başından sonuna okurken olayın içine dahil olmanız vesilesiyle okuyucuda duygusal bir geri dönüş yaratıyor. Gecenin geç saatlerinde yazdığım bu makale için aklıma gelen paneller ürkmeme neden oldu.

yabani-sayi-6-1

Dikkatimi çeken bir diğer nokta da sondaki şok edici detay. Geçen aylarda Facebook üzerinde gördüğüm bir paylaşımda, otobanlarda bulunan yol kenarındaki çitlerin kaza halinde nasıl motorsiklet sürücüleri üzerinde giyotin etkisi yarattığına dair bir açıklama bulunuyordu. Kaskın üzerindeki kamera vücudu kayıt altına aldıysa demek ki…

Arabacının Torunu (M. Berk Yaltırık/Hakan Duman)

Periler ve onların “changeling” adı verilen çocukları, bunların gerçek çocuklarla yer değiştirmesi Avrupa folklöründe sık anlatılan korku hikayelerindendir. Bu mitle ilk defa Hellboy’un “Zincirli Tabut ve Diğer Öyküler” cildinin ilk öyküsünde karşılaşmıştım. “Changeling The Dreaming” ve “Changeling The Lost” oyunları da bunun üzerine kurulmuştur.

İşte bu nedenlerden dolayı, Rumelide geçen böyle bir hikayeyi okumak hoşuma gitti. Daha önceki incelemelerde bahsettiğim, Batı kültürünün, mitlerinin Türk estetiği ve motifleriyle karması Yabani’ye has bir dil ortaya çıkarıyor. Öykünün sahip olduğu ahlaki sorgu, “farklının dışlanması” ve “göze göz, dişe diş” felsefelerinin eleştirilmesiyle harika bir sentez oluşturuyor.

Egzorsizm (Kadir Özen – Devrim Kunter/Ares Badsector/A. Gökhan Gültekin)

Egzorsizm öyküsünden bahsederken, öykünün ismine özellikle parmak basmak istiyorum. “Exorcism” kelime anlamı olarak, bir insanın içinde yer edinen iblis, cin veya ruh gibi varlıkları çıkarmak için yapılan ritüel anlamına gelir. Hikayedeki talihsiz kurbanımızın geçmişte yaşadıkları büyücü bir tarikat tarafından yok edildiği için iki farklı sonuca ulaştım. Ya bu anılar kurbanın içindeki iradeyi ve büyücülerin “kötü” gördüğü sezgileri yok etti, ya da sorgulamasına neden olan, yaşadığı anıları temizledi. İki türlü de yorumlayabileceğimizi düşünüyorum.

yabani-sayi-6-2

Anı panelleri için farklı çizerlerin çalışmaları kullanılmış, bence anıların temsil edilmesi için harika bir yöntem. Zaten çizgi roman takip eden okuyucular böyle bir teknikle daha önce karşılaşmışlardır. Yalnızca okurken, Devrim Kunter’in çizimlerinin kalitesinin ışığında, “Egzorsizm” öyküsünün biraz aceleyle çizildiği hissine uyandım. Yine de Kunter’in kaleminin gücü ve kendisine has tarzı okuyucuyu tatmin ediyor.

Kapının Diğer Yanı (Özlem Erten/Ülker Şamxalova)

Kısa Hikayelerde “belirsizlik” kullanıldığında okuyucular üzerinde güçlü etkiler bırakır. Ölüm, insan hayatının en büyük bilinmezi ve gizemi olarak “belirsizlik” yaratmak için ideal bir konu. Hikayedeki büyük kapıları geçtikçe, alışılmışın dışına çıkıyorsunuz. İlk kapıyı geçene kadar, ölümden sonraki ışık, kapı, arşa yükselmek… alışıldık imgeler var fakat sonrasında denizin altındaki kapıya kadar daha önceden okuduklarıma benzetebildiğim tek nokta Charon ve Styx olabilir. Hele hele üçüncü kapıdan sonra, “Kertenkele Kraliçe” ve reenkarnasyon sembolizmi çok başarılı kullanılmış.

Aynı öykü içerisinde ölümle ilgili bilindik, bilinmedik çoğu bakış açısını irdelenmiş. Öykünün sonu da aynı şekilde bu belirsizlikler sonucu, yaşanan “ölüm tecrübesinin” etkisiyle olanların gerçekliği sorgulanmış. Varoluşçu veya “Matrix” gibi felsefi olarak farklı açılardan okuyucuya zevk verecek bir hikaye olmuş.

Bu yazı, "Yabani Dergi Tanıtımları" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Mustafa Ahmet Eneren

    Uçan Kale hikayesini okurken Miyazaki’nin Laputa: Castle in the Sky gibi bir şey bekledim sonunda. Ne kadar safmışım!