Jessica Jones – Nereden Nereye

Bu yazımda, ilk sezonunu yazarlarımızdan Serkan Özay’ın incelediği Jessica Jones’un o zamandan bu zamana katettiği yolları bir inceleyelim istedim. İlk sezonda adeta bir Krysten Ritter & David Tennant şöleni izlemiştik. Jessica ve Kilgrave adeta birbirlerini tamamlayan iki karakter olmuşlardı ve tüm sezon birbirlerine o kadar benzeyen ve aslında birbirlerinden kopamayacak olan bu iki karakterin birbirleriyle savaşını konu alıyordu (‘Jessica’nın Kilgrave ile savaşını’ desem daha doğru olacak sanki). İlk sezona tek itirazım çizgi romanlarda karı-koca olan Luke ve Jessica’nın dizide ilişkilerinin rüzgar gibi geçmiş olması (Gerçi ikinci sezonda karşısına daha yakışıklısı çıktı ya).

Herkes Kendi Savaşında

İkinci sezonu betimleyecek tek cümle ise ‘Herkes kendi savaşında’ olurdu. Haliyle de bu sezon yalnızca Jessica değil yan karakterlere de odaklanmış.

Öncelikle bu sezon Trish’in bir yan karakter olmaktan çıktığını söylemek de yanlış olmaz. Sanıyorum çizgi romanlardaki kimliğine dönüşümünü izledik bu sezonda. Sezon finalinde her ne kadar havada kalmış olsa da anladık biz onu. Nitekim dizide Trish Walker’ı canlandıran Rachael Taylor da Episode Dergi’ye verdiği röportajda bu sezon Trish’in Jessica’ya olan kıskançlığının ön plana çıktığını vurgulamıştı. Haliyle bu kıskançlığı onu da bir süper kahraman(!) olmaya giden yolları araştırmaya itti. Trish’in de savaşı Jessica ile gibi görünse de yine kendisiyleydi aslında. Ancak sanki bu sezon süper kahraman olmaktan çok bir kötü karaktere yakındı. Özellikle sezon finalinde çok üzdü (Sanıyorum o ‘Malum’ sahnede gözleri dolan bir ben değilim). Gelecek sezonda onu iyi bir karakter, hatta bir süper- kahraman olarak göreceğimize pek ihtimal veremiyorum.

Gelelim Malcolm’a. Malcolm da bir hayli güçlendi bu sezon, hatta o da adeta bir dönüşüm geçirdi. Haliyle Malcolm’un savaşı da yine kendisiyleydi. Jessica’ya güçlü bir rakip olacak gibi duruyor (Jessica bunu takar mı onu bilemem). Haliyle Jessica’nın da gelecek sezonda kafası bir hayli meşgul olacak gibi gözüküyor. Ancak Jessica’nın onu bulduğu halden yine Jessica sayesinde bu konumlara geldiğinin de altını çizmek gerekiyor ve Jessica da bunu her fırsatta vurgulayacaktır diye düşünüyorum.

Jeri hakkında söyleyecek pek bir şeyim olmasa da bir iki cümle değineyim. Jeri de kendi savaşını veriyordu, daha çok üzerine aldığı belalarla mücadele ediyordu denebilir. Nitekim o da savaşın galiplerinden birisiydi (Trish ve Malcolm gibi). Jeri’yi Daredevil’da da bir kaç bölüm göreceğimizi düşünüyorum. Nitekim artık Foggy’nin patronu ve Foggy’i de bir bölüm de olsa Jessica Jones’da gördük. Jeri bu sezonda, ilk sezondaki kadar aktif değildi, ancak gelecek sezonlarda da onu yine önemli bir konumda göreceğimizi düşünüyorum.

Gelelim Jessica’ya

Aslında bu yazının konusunun tamamen Jessica olması gerekirken Jessica dışındaki karakterler hakkında çok konuşmuşum, affedin. Yukarıda Luke Cage hakkında söylediğim gibi dizideki Jessica çizgi romanlardan tamamen farklı bir Jessica (Ancak son bölümde Spider-Man göndermesi ile çizgi romanlardaki Jessica’ya selam vermeyi de es geçmemiş). Açıkçası Netflix’in Marvel dizilerinde de genel olarak süper kahramanlar uçan kaçan karakterler olmaktan ziyade kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz, bizden karakterlere dönüştürülmüş. Jessica da bunlardan birisi, ki özellikle hemcinsim olarak o dörtlü içerisinde kendime en yakın hissettiğim ve bu nedenle de en sevdiğim karakter. Dörtlüden bahsetmişken bu sezonda beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey o dörtlüden herhangi birisinin bu sezona konuk olmamış olması. Hoş bu sezon Jessica’nın savaşı tamamen kendisiyleydi ancak Defenders’dan sonra solo dizilerden beklentim hep birbirleriyle karşılaşmalarıydı (Hiç değilse Luke bir görünseydi bari).

Jessica bu sezonda belki de ilk sezondan çok daha ağır bir savaş verdi, çünkü savaşı yine kendisiyleydi. Bu sezon Jessica’yı çok daha iyi tanıma imkanı bulduk. Hatta ‘Jessica o kadar da güçlü değilmiş aslında’ dedirtti. Hatta özellikle 11. bölümde Kilgrave ile ne kadar da benzer olduğunu gördük. Bence o bölüm dizinin en güzel bölümlerinden birisiydi ve bir bölüm daha Kilgrave’i görmek hepimizi mutlu etti. David Tennant, Marvel evreninde gördüğüm en iyi ‘kötü karakter’ performanslarından birisini sergiledi. Hatta en iyi performanstı bile diyebilirim.

Geçen sezon yukarıda da bahsettiğim gibi gerçekten bizlere bir ‘İyi-kötü’ şöleni yaşattılar ve tadı damağımızda kaldı. Her ne kadar kendisiyle boğuşan bir Jessica görsek de bizler de illa ki ‘Son bölümde acaba Trish çıkmasaydı ne olurdu?’ diye sorgulamışızdır. Şahsen ben sezon finaline kadar heyecanla Jessica’nın vereceği kararı bekledim. Tam kendimce doğru kararı verdiğini düşünürken de Trish çıktı ve gerisi de malum. Gelecek sezonda da savaşı Trish ile olacakmış gibi gözüküyor.

Üçüncü Sezonu Beklerken

Gelecek sezonun bilinmeyeni çok ve beklentiler oldukça yüksek. İkinci sezon da genel olarak başta kadınların ön plana çıkmasıyla ve ‘Feminist’ altyapısıyla (Malum son zamanlarda dizilerde ‘Feminist’ akımı ön planda) çok farklı bir sezon oldu. Özellikle Trish’in akıbeti gizemini koruyor ve bu da gelecek sezonu sabırsızlıkla beklemek için en önemli nedenlerden birisi. Hatta bu sezon Jessica’dan çok Trish için bekleniyor gibi. Her ne kadar bir ‘Ritter & Tennant’ şöleni olamayacağını düşünsem de bu sezonda Jessica’nın ‘İyi mi kötü mü belirsiz’ bir karakterle (Jessica’nın annesini anti-kahraman olarak nitelendirmek pek doğru değil, nitekim Trish’in de bir anti-kahraman olacağını düşünmüyorum.) mücadelesine alıştık. Jessica da kendi içerisinde savaşlar vermeye alıştı ve bu savaşlar da hiç bitmeyecek gibi gözüküyor.

Yorumlar