Kahramanların Olmadığı Bir Dünyadaki Kötü Adam: El Chapo

Netflix’in İspanyol prodüksiyonlarından El Chapo, tarihin en büyük 2’nci uyuşturucu baronu Joaquin “El Chapo” Guzman’ın yükseliş ve düşüş(?) hikayesini, 1980’lerden yakın geçmişe dek ana hatlarıyla anlatmakta. Öte yandan dizi kartel savaşlarını anlatması açısından çoğu noktada karşılaştırıldığı bir diğer Netflix prodüksiyonu Narcos ile birçok noktada ayrılan bir yoruma sahip.

Ölümüne Hırslı!

1’inci sezon 1980’lerin ortalarından 2001’e kadarki süreci işliyor. Joaquin “El Chapo” Guzman, onun asla “büyük adam” olamayacağını söyleyen babasını yalancı çıkartabilmek için yükselebilmek adına her şeyi yapmaya hazır bir noktada olan eğitimsiz, fakat ölümüne hırslı biridir. Küçük çaplı bir uyuşturucu kaçakçısı olarak o dönem Meksika’daki tüm operasyonları yöneten Gudalajara kartelinin verdiği küçük çaplı işleri halletmektedir. Ama bu onun ihtiraslarını bir noktadan sonra karşılamamaya başlar. Kendi adına iş yapma isteğini iletip kaba şekilde terslenen Chapo, Guadalajara kartelinin işvereni durumundaki Pablo Escobar ile doğrudan bağlantı kurma cüretinde bulunur. Ona şimdiye kadar Guadalajara kartelinin başaramadığının aksine teslim aldığı sevkiyatı 48 saat içerisinde ABD sınırlarındaki elemanına ulaştıracağına hayatı üzerine söz verir. Chapo bu görevi ucu ucuna olsa da başarır. Ama bu olayla Guadalajara karteli içindeki iç savaşı başlatacak çeşitli olaylara sebep olur.

Olayların diğer tarafında ise bir başka kahraman değil, takım elbiseli bir kötü adam vardır. Conrado Higuera Sol, bir gün ülkeye başkan olabilmek için gözünü karartmış bir politikacıdır. 80’ler sonlarında Meksika yozlaşma ve kartel faaliyetleri yüzünden kötü günler geçirmektedir. Başa geçen yeni hükümet halka verdiği vaatlerin aksine herhangi bir yönelim değişimi göstermeden koltuğunu sağlamlaştırma peşindedir. Sol, politikacılar ve askerlere şantaj yaparak hızla yükselirken Chapo’nun faaliyetleri dikkatini çeker. Guadajara kartelini çökertecek bir iç savaş için Chapo’yu bir kukla olarak kullanmak ve süreçten bir kamu güvenliği kahramanı olarak çıkmak isteyen Sol, hükümet içinde yükselerek amaçlarından birisine ulaşır. Ama bu ülkeyi tarihinin en yüksek suç oranına çıkartacak bir şiddet dalgasına sebep olur ve olaylar DEA’nın Meksika’daki duruma bizzat el koyma gereksinimi duymasına sebep olur.

Düşmanlarını birer birer ortadan kaldıran Chapo, hedeflediği güce yaklaşmasına karşın huzursuzdur. Çünkü Sol onu kontrol edemediği noktada DEA’ya teslim edeceğini bizzat söyler. Chapo ya bir kukla olacak, ya o ana dek kazandığı her şeyi ortaya koyarak kontrol edilemeyen bir güç haline gelecektir. Yaptığı seçim, onun 2001’e kadar sürecek ve çoğu kişinin ruh sağlığını koruyamayacağı türden bir bedel ödemesiyle sonuçlanacaktır.

2’nci sezon başında onun artık dersini aldığını düşünen Sol, DEA’nın artan baskıları karşısında pozisyonunu koruyabilmek için onun bir kartel konfederasyonu kurma planını destekler. Çünkü DEA gelinen noktada tüm çeteler kontrol edilemeyecek bir güç savaşı içine girdiyse güçlü olanı kontrol etmeyi düşünmeye başlamıştır. Chapo, onların kuklası olduğunu düşünmelerini sağlar ama ardından süreci bozacak bir hamle yaparak Sol ve DEA’nın planlarını boşa çıkartır. Hedeflediği neredeyse her şeye ulaşan Chapo’nun sonraki amacı operasyonu tüm dünyaya yaymak, asla yakalanmayıp ne pahasına olursa olsun ailesiyle birlikte sağ kalmak ve o ana değin verdiği mücadeleyi gelecekteki insanlara anlatacak bir anlatıcı bulabilmektir.

Öncelikle söylemek gerek ki, El Chapo, Narcos örneğinde olduğu gibi birçok noktada gerçeği kurgudan ayıracak seçimler yapıyor. Örneğin Conrado Sol karakteri büyük ölçüde kurgusal bir karakter, yine de onun eski Kamu Güvenlik Sekreteri Genaro Garcia Luna’nın kurgusal yansıması olduğunu söylemek mümkün. Fakat dizi hala hayatta olan karakterlere kurgusal dokunuşlarla değişiklikler yapma yoluna gittiğinden onun metresiyle özel hayatında yaşadığı sorunlara varana dek bir serbestlik alanı yaratılabilmiş. Benzer şekilde gerçek hayatta Sean Penn’e denk düşen “ünlü sinema oyuncusu” karakter 3’üncü sezonda kurgusal bir kadın karaktere dönüştürülmüş. Özet geçmek gerekirse, El Chapo bir belgesel değil ve en baştan böyle bir şey bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaktır. Öte yandan Meksika’nın şu anda içinde bulunduğu sürece nasıl gelindiğinin fotoğrafını çekmek için yer yer kurgusal ama akıcı bir dil tercih edilmiş, bence – genel anlamda – başarılı da olunmuş.

Oyunculuklar

Rolüyle adeta bütünleşen Marco de la O’nın yanısıra dizinin kurgusal yanını temsil eden Conrado Sol’u canlandıran Humberto Busto ve Chapo’nun sağ kolu Héctor Luis Palma Salazar’ı canlandıran Juan Carlos Olivas (ki kanser nedeniyle 2018’de aramızdan ayrılmıştı) diziyi sürükleyen temel faktörler. Özellikle Conrado Sol karakterinin sesini yükselttiğine bile kolay kolay tanık olmuyorsunuz fakat onun amaçları için yapabileceklerini gördüğünüzde onu ulu orta sivil katliamı yapan kartelden daha tehlikeli bir tip olduğunu anlamanız uzun sürmüyor.

Öte yandan Latin Amerika ve İspanyol dizilerinin en büyük sorunu olan geniş karakter kadrosu içinde zamanında geçişler yapamama mevzusuna bu dizide rastlanmıyor. Chapo ya da Conrado Sol bir hamle yaptığında bunun etkilerini anında görmeye başlıyorsunuz. İlk sezonda hava alanı otoparkı önündeki 10 dakikalık çatışma sahnesi birden fazla bölümde işleniyor mesela. Ama her bir bölümde o çatışma sürecine nasıl gidildiğini ve nasıl sonuçlandığını farklı karakterlerin saflarından gördüğünüz için bu dizinin en azından ana çatısını çatışmalar üzerinden kurmadığını – en azından ilk iki sezonda – başarıyla gösteriyor. Yani dizi bir bölüm bittiğinde illa devam edip en az bir bölüm daha izleme isteğini kolaylıkla oluşturabiliyor.

Narcos V El Chapo

Dizinin Narcos’la en büyük ayrışma noktalarından birisi, yazının başlığında da belirttiğim gibi, bu hikayenin kötü adamların kendi aralarındaki bir savaşın hikayesi. Zira az biraz idealist ya da kahraman herhangi bir karakter ya kendi altındakilerin, ya karşısındakilerin kurbanı oluyor. Bu güç savaşı yer yer o kadar açıklaması güç bir hal alıyor ki Chapo ya da Sol’un bir noktadan sonra hamlelerini alenen gambitler yaparak ya da dezavantajlı duruma düşmeyi göze alarak yaptığını görüyorsunuz. Benzer şekilde seri gerçek hayattan aynen alıp kullandığı kimi durumlarda deus ex machine kanuna muhalefet de ediyor. Chapo’nun ilk yakalanışını izlediğinizde ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

El Chapo’nun Narcos’un ulaştığı uluslararası başarıdan hayli etkilendiği açık. Bunu hem açılış segmentinden, hem de daha ilk bölümde El Patron’u cameo olarak da olsa göstermesinden anlıyoruz. İlk bölümdeki gibi flashforward kısımlarda gerçek haber bülteni görüntülerine başvurulması, dahası başroldeki Marco de la O’nın bu görüntülerden fırlayıp gelmiş gibi bir rolüyle bütünleşme göstermesi sizi dizinin daha ilk bölümden sizi yakalamasını sağlayabiliyor. Öte yandan El Chapo’nun Narcos’un kadar büyük bütçeli bir dizi olmaması çoğu noktada çatışma sahnelerinin çok yüzeysel geçmesine sebep oluyor. Örneğin bir sahne Chapo eline roketatarı alıp önlerindeki barikatı patlatıyor ve çatışmadan böyle çıkıyorlar. Ama ne roketin gidişini ne de patlayı görmüyorsunuz. Benzer şekilde başarılı görseller içeren çekimler çok az yerde kullanılması görüntü yönetmenliğinin başarısının iyice düşmesine, bu da 3. sezonun öncekilerin iyice gerisinde kalmasına sebep oluyor.

El Chapo, gerçek olaylardan esinlenen bir diğer dizi olan Narcos’un aksine “kahraman” konumuna yerleştirdiği DEA’nin karanlık yanlarını afişe ediyor. Yozlaşmış bir bürokrasinin bir suç baronundan asla daha tehlikesiz olamayacağını, seçim yolsuzlukları ve derin devlet suçları arka planında anlatıyor. Bunu yaparken bir adamın tüm karanlık yönlerine karşın sadece hayatta kalabilmek için yaptığı şeyler adına ne kadar ileriye gidebileceğini de yansıtıyor. Bu bağlamda El Chapo, onun bu yıl oğlunun gözaltına alınması üzerine ülkeyi cezaevinden verdiği emirle savaş alanına çevirecek denli güce nasıl ulaştığını, her şeyden önce “kahramanların olmadığı bir dünya daki bir kötü adam” üzerinden anlatan bir hikaye.

Aynı zamanda, ulaştığı geniş izleyici sayısı sayesinde Netflix’in Cartel Land ve El Tijuana gibi Meksika’nın yakın dönemdeki kanlı tarihine daha yakın bakışlar atan yeni diziler ve belgeseller çekmek ya da bünyesine dahil etmek için de seferber olmasını sağlaması açısından önemli bir yapım. Kısaca mafya dizileriyle aranız olmasa bile “Meksika 80’lerden bu yana neler yaşadı ve neden şu an bu halde?” sorularının yanıtlarını arıyorsanız izlemeniz gereken ilk yapım bile olabilir.

Yorumlar