Karşınızda Yeni Fenomen Dizimiz: Dark

Bir Alman kasabası olan Winden’da, küçük bir çocuğun kaybolmasıyla birlikte dört farklı ailenin bireyleri hummalı bir cevap arayışına girerler. Bu arayışları, üç nesli kapsayan akıl almaz bir gizemi ortaya çıkarmalarına neden olur.

Gizem Üstüne Gizem

Şunu baştan belirtelim biraz spoiler içeren bir yazı olacak. Dark dizisini izleyip bitireli 1 aydan fazla oldu aslında. Ne zamandır diziyi hakkında yazmayı düşünüyordum. 2017’nin  son aylarında Netflix’in on bölüm olarak yayınladığı ilk orijinal Alman dizisi olarak piyasaya çıkan Dark, izleyenlerden büyük çoğunluğundan olumlu not almayı başardı. Dizimizin dilinin Almanca olması ilk başta alışık olmadığımızdan dolayı biraz tuhaf gelebiliyor ve konuya odaklanmakta sıkıntı çekebiliyorsunuz. Dizi ilerledikçe ve gizem dolu konuya girdikçe dil bir olumsuz unsuru olmaktan çıkıyor ve orijinal dili artık sizi rahatsız etmemeye başlıyor.

Dizi daha ilk sahnesinde sizi yakalamayı başarıyor. Kendini asarak intihar eden bir kişi ve onun gerisinde bıraktığı mektup. Bu adam neden intihar ettiğinden çok geride bıraktığı mektubun üstünde “şu tarihten önce açmayın” notu gizem tohumlarını ekmeye başlıyor. Nükleer santral bulunduran bu kasabada olağan dışı olaylar olacağı mesajı her bölümde güçlü bir şekilde izleyiciye veriliyor. Kasabada uyuşturucu satan bir gencin zulasını aramak için ormanın içindeki madene giden bir grup gençten biri, polis şefi Ulrich’in küçük oğlu Mikkel de bir anda ortadan kayboluyor ve tüm kasaba çocuğu bulmak için seferber olurken Ulrich’in erkek kardeşinin de yıllar önce aynı şekilde hemen hemen aynı yerde kaybolmuş olduğunu öğreniyoruz.

dark – gençler ne yaşadı acaba?

Albert Einstein’ın zaman kavramı üzerine söylemiş olduğu sözler ve çalışmalarından yola çıkılarak bir mistik olay yaratılmış. Dark, sürekli bu kasabada neler oluyor? Çocuklar neden kayboluyor? Gizemli karakterleri ve geçmişte neler yaptıklarıyla hep bir soru sormamızı istiyor. Küçük Mikkel’in kaybolmasıyla kasabada yaşanan sık sık elektrik kesilmeleri ve voltaj düşmeleri, koyunların ve kuşların ölmeleri, tarlaların zarar görmesi vb. olaylar merak unsurunu bir kat daha yukarı çıkarıyor. Dizinin ilerleyen bölümlerinde bu olayların 33 yıl öncede yaşandığını ve her 33 yılda bir tekrarlandığını öğreniyoruz. Ortalarda dolunan bir yaşlı adamın “yine aynı şey oluyor, geç kaldık” sözleri bize bir şeyleri anlatmak istediğini anlıyoruz ama klasik bir klişe olarak tabi ki dizide kimse bu amcayı dinlemiyor.

Peki Dark Bize Asıl Ne Anlatıyor

Aslında bütün mesele Albert Einstein’ın zaman kavramı hakkında söylediklerinde gizli. Kasvetli bir ormanda gizemli bir mağara dizimizin odak noktası. İzleyenler olarak biz biliyoruz ki o mağarada ters giden ürkütücü bir şeyler var. Kaybolan Mikkael hiç bir yerde bulunamayışı ve onu ararken keşfedilen mağaranın gizemini yavaş yavaş çözüyoruz. Dizimizin başında kendini asarak intihar eden ve not bırakan adamın oğlu Jonas Kahnwald dizide çok kilit bir rolde. Jonas mağaraya ne kadar girmek istese de korktuğundan bir türlü giremez. Uyurken gördüğü tuhaf rüyalar ve ona bırakılan bir harita gizemi çözmek için ip ucu olur. Garip ve gizemli bir adamın bıraktığı bu harita mağaraya gitmesi için bir adım olur. Sürekli bir şeylerin peşinde olduğunu gördüğümüz ama neredeyse finaline kadar anlayamadığımız bu gizemli adam aslında her şeyin bir açıklaması gibi.

Bu harita yardımıyla mağaraya giren Jonas, bu mağaranın nükleer santral ile ilgili olduğunu bizlere gösterir. Mağarada ilerledikçe haritaya göre yaptığı talimatlarla gizemi çözmemizi sağlıyor. Aslında mağara bir zamanda yolculuk yapılması için kullanılan bir geçit, kapı kara delik olduğunu öğreniyoruz. Bu zamanda yolculuk yalnızca 33 sene öncesine 1986 yılına gidiyor ve Mikkael buluyor. Peki ne mi oluyor? Orasını da izleyecekler için yazmıyorum.

Jonas Kahnwald – gizemi çözmeye çalışırken

Kaybolan çocukların nasıl değil,  ne zaman kaybolduğu sorusu en can alıcı nokta. Dizide o kadar çok gizemli karakter ve olay oluyor ki takip etmekten yoruluyorsunuz. 80’ler dönüşte yaşanan her olayın bir geri dönüşü olduğunu ve nasıl etkilediğini görüyoruz. O kadar şok edici olaylar oluyor ki komple teorileri yapmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Dört ailenin yaşadıkları, ilişkileri ve sırları çözüldükçe her şey daha kolay anlaşılabilir olması beklenirken daha da karmaşık hale geliyor. Metafizik ve mistik güç diziye çok iyi bir şekilde serpiştirilmiş.

Oyunculuklar ve Dizinin Atmosferi

Dark dizisi hiç kuşkusuz bu kadar olumlu not alıp beğenildiyse bence en büyük başarısı cast seçimidir. Çocuk oyunculardan baş rollere, yan rollerdeki kişiler hepsi çok iyi iş çıkartmış. Çoğu karakterin hem çocuk hem gençlik hemde yaşlılık dönemini görebiliyoruz ve bu kişilerin seçimleri de harika olmuş. Oyunculuk açısından en dikkat çekici performans Oliver Masucci (Ulrich Nielsen) diyebilirim. Yalnız dizinin Alman yapımı olmasından mıdır nedir oyuncularda olaylara karşı bir soğukkanlı durum ve davranış söz konusu olduğunu da eklemekte fayda var. Her bir karakterin neredeyse süreleri aynı ve birden çok başrol oyuncusu var. Böylede olunca hikayemizi yavaş yavaş her karakterin yaptıklarından öğreniyoruz. Yönetmenlikten bahsetmeden de olmaz. Dizinin yönetmen koltuğunda, “Who Am I” filmi ile beyin yakıp başarıyı yakalayan Baran bo Odar yine başarılı bir işe imza atmış.

Dizideki kasabamızın soğuk, kasvetli ortamı gerilimi üst noktaya taşımada oldukça iyi bir izlenim vermiş. İntrosu oldukça akılda kalıcı ve özellikle 80’ler soundtrackları özenle seçildiği çok belli. Şu mağaradaki sahnelerindeki gerilim ve gizem unsurları seven izleyiciler için ilaç gibi geliyor.Bunun yanında bazı karakterlerin sadece hal ve tavırlarıyla ya da söyledikleri göndermeli sözlerle bile bu unsurları yansıtması hiç de kolay bir iş değil. Ölü bulunan cesetlerdeki görünüm ilk bölümlerde bu nasıl bir ölüm şeklidir dememize sebep oluyor. Dark tamamen karanlık bir öyküye sahip ve bunu da görselliğiyle, müzikleriyle ve de en önemlisi karışık hikaye örgüsüyle vererek izleyiciden tam not almasını biliyor. Soğukkanlılıkla gerilimi izleyenlere çok başarılı bir şekilde geçiyor.

Mağaraya girilmesi tehlikeli ve yasaktır!

 Stranger Things Kıyaslaması

Dark hakkında en çok söylenen şey herhalde bir başka popüler Netflix dizisi olan Stranger Things benzetmesidir. Bu kıyaslamayı sadece fragmanı veya ilk bölümü izleyip sonrasında kapatanlar bunu en çok söyleyenlerin başında geliyor. Evet özellikle ilk bölümlerde genç ve çocuk yaştaki oyuncuların perfonması olsun, ister 80’li yıllara dönüşteki  görsel başarılar çok benzerlik taşıyor. İki dizinin yarattığı gizem, mistik ögeleri paralellik taşıyor. Yalnız şunu belirtmekte fayda var ki Dark ve Stranger Things tamamen zıt iki dizi. Stranger Things hikayesi ve anlatışıyla daha aydınlık bir dizi. Hatta yer yer özellikle çocuk oyuncuların espirileri olaylara karşı durumları, tavırları Marvel filmlerini andırıyor. Dizi izlerken Stephen King IT (O) filminden esintiler görmek mümkün. Biz asıl dizimiz Dark’a gelirsek; dört ailenin karmaşık ilişkileri, karanlık yönü ve kasvetli görüntüsüyle tamamen farklı bir dizi. Dizinin karanlık yönü o kadar ağır basıyor ki hep bir karamsar hava söz konusu. Aslında dizinin isteği şey tam olarak da bu.

Dark dizisinin Stranger Things’e göre anlattığı hikaye ve bölümlerin ilerledikçe işleyişi biçimi oldukça farklı. Bir kere Stranger Things’e göre karakterlere sempati duymanız çok zor çünkü Dark dizisinde neredeyse her karakterin bir karanlık yönü ve gizemli geçmişi var. Dark beyin yakan teorileri, karmaşık kurgu yapısı ve ele aldığı hikaye hiçbir benzer yönü yok diyebilirim. “Bildiğimiz Stranger Things’in kopyası” diyenler herhalde diziyi tam izlemediler ya da sadece fragman ve kulaktan duyma sözlerle  bu olumsuz yaklaşımı oluşturdular. Küçük bir kasabada yaşanan mistik gizemli olayların olması bu diğerinin kopyası demek çok yanlış bir değerlendirme olur. Zaten izledikçe ne kadar farklı konulara ve anlatış tarzına sahip olduğunu göreceksiniz. Kesinlikle iki dizi birbirinden bambaşka ve başarılı iki dizi.

Değerlendirme

Dark kesinlikle bu yılın yapılan en iyi işlerinden biri. Geçmişe dönüp özellikle 80’li yıllardaki görsel anlatım ve müzikler he ne kadar başarılı olsa da karakterler arasındaki diyaloglar bir o kadar zayıf kalıyor. 33 yılda bir tekrarlanan olaylar (1953-1986-2019) gösterilirken o kadar çok karakter oluyor ki hepsini akılda tutup ezberlemek çok zor. Sık sık internetten bu karakter kimin gençliğiydi deyip bakmaktan diziye konsantre olmakta zorluk çekebilirsiniz. Dizinin yanlış hatırlamıyorsam ilk bölümünde duvarda asılan soy ağacına benzeyen bir karakter ilişkileri burada kilit noktayı oluşturuyor. Benden size tavsiye bu sahneyi durdurup fotoğrafını çekin ilerleyen bölümlerde çok yardımı dokunacaktır.

Bu görsel ilişki ağı can kurtarır

Bazı yerlerinde akıcılığını kaybedip yerine durağanlık ağır basıyor olsa da dizinin kaybetmediği tek şey gizem ögesi. Olay örgüsünün çok iyi işlenmiş olması çözülecek gibi olan olayların her defasında daha karmaşık hale gelmesini sağlıyor. Dizide ilerledikçe her bölümde öğrendiğimiz yeni bilgileri, bulmaca çözer gibi  yerli yerine yerleştirirken, karakterlerin asıl yüzlerini de görüyoruz. Dizinin ilk sezon finali yapmasına rağmen aklımızda halen birçok soru işareti bırakmayı başarıyor. Özellikle günümüzde geçen karakterlerin geçmişe dönüşlerindeki görünümleri, olaylarda üstlendikleri kilit roller ve bazı karakterlerin kendileriyle karşılaşmaları görülmeye değer. Kasabaya yapılan nükleer santral ile dizinin asıl konusunun temelinin oluşturulması zaman zaman senaryoda boşluklar bırakabiliyor. Bilimkurgu, zamanda yolculuk kavramını mistik öge ve gizemle birleştiren dizi bu tür sevenler için dizi biçilmiş kaftan.

Dizi de daha 1953-1986-2019 olaylarını yeni yeni kafamızda oturtup çözmeye çalışırken finalinde 2052 yani dördüncü bir zaman dilimine geçilmesi bambaşka soru işaretlerini de yeniden doğruyor. Beyin yakan sezon finaliyle bir sezon boyu gördüğümüz o üçlü kurguda bozmuş oldu. 2. sezon ilk sezon gibi aynı tempo ve gizemle devam eder mi bilinmez ama sonu bir dönemin her bölümünden sonra komple teorileri ürettiğimiz efsane dizisi Lost gibi olmasın yeter. Eğer gizemli, kasvetli hikayeleri seviyorsanız kesinlikle kaçırmayın. Zaman kavramıyla algılarınızla onayan ve izlerken sürekli komple teorileri ürettiğiniz dizimizdeki bu karışık yapıya sizde dahil olun isterim. Türünü sevenler için en iyilerinden olan Dark dizisine bir göz atıp izlemekte fayda var. Şiddetle tavsiye edilir.

Not: Dizinin IMDB notu; 8.8

Yorumlar