Kahramangiller

Legends of Tomorrow: B Sınıfı Kahramanların Hikayesi (S01E01)

Gün geçmiyor ki yeni bir süper kahraman temalı dizi türemesin. Yayınlanacağı aylar önce açıklanan ve ismi ilk duyulduğunda büyük heyecan uyandıran Legends of Tomorrow ilgi çekici görselleri ve fragmanları ardından izleyicisiyle buluştu. İçerik itibariyle “Doctor Who, DC kahramanları ile buluşursa” fikri üzerinden yükselen diziyle ilgili beklentiler yüksekti. Özellikle içinde bir adet, “I’ve seen Men of Steel dies and Dark Knights falls” içeren repliğiyle dikkat çeken dizi için net konuşmak için erken. Ancak ilk bölüm itibari ile gördüğümüz şeyin olumlu bir izlenim bıraktığını söylemek hayli zor.

DİKKAT! Yazının devamı bölüm hakkında SPOILER içerecektir, izlemeyenler uzak dursun lütfen!

Legends of Tomorrow, CW kanalı tarafından büyük paralar harcanarak sunulan bir dizi. Kanal bir şekilde fikre ve yapıma güvenmiş ve kesenin ağzını açmış. Bu yüzden ilk bölümden fark edeceğiniz üzere efektler, kostümler, dekorlar gayet iyi gözüküyor. Özellikle Rip Hunter’ın gemisi olarak sunulan Waverider’ın görseli benim çok hoşuma gitti. Kanalın diziye bu yatırımı yapabilmesinin sebebi, oyuncu masraflarından kısabilme imkanı. Bildiğiniz üzere bu dizi, CW kanalının süper kahraman dizilerinde yan karakter olarak sunulan kahramanlardan, hatta suçlulardan toplama bir ekip. Bu kişileri oynayan oyuncular da pahalı kimseler olmayınca, bütçeyi ambalaja harcamak için imkan doğuyor. Ha, kanalın bu politikası ne kadar işe yarar, onun için kanalı yakından incelemek gerekiyor.

legends-of-tomorrow-3

CW, “Warner Bros”un gençlere seslenebilmek adına kurduğu bir kanal. Bu yüzden içerik itibariyle çok düşündürmeyen, hızlı kurguya sahip, izleyicisini duygusal olarak kazanmayı hedeflemekteler. Smalville (2001-2011) döneminden beri DC mitolojisinden yararlanmakta ve hedef kitlesini sürüklemekte bir hayli başarılı olmakta. Yani nicelik için nitelikten ödün vermekten kaçınmayan, ambalaja önem veren bir kanal olarak nitelendirebiliriz. Yine de şahsi görüşüm Arrow’un (2012- ?) ilk iki sezonu ve şu anki The Flash (2014-?) seviyesini yakalamakta zorlandığı. Yıllardır yayınlanmaktan sıkılmayan Supernatural (2005 – ?) ve Vampire Diaries (2009 – ?) gibi dizileri düşündüğümüzde Legends of Tomorrow’un nereye doğru evrileceğini aşağı yukarı fark ediyoruz. Düşük ücretli oyunculardan bir ekip kuralım, bütçenin büyük kısmını görselliğe harcayıp ambalajı güzel gösterelim formülü tutuyor ki adamlar böylesi riskli bir işe yatırım yapabiliyorlar.

Oyuncu kadrosu gerçek bir tutunamayanlar örneği. The Atom tarihin en kötü Superman’i olarak ün yapmış bir Brandon Routh’a, Captain Cold ve Heat Wave, Prison Breakten sonra hiçbir işte ayar tutturamayan görece yetenekli Wentworth Miller ve Dominic Purcell’e emanet. Zaten bu kahramanlar veya suçlular da hiçbir zaman DC evreninde üst makamlarda anılmadılar. Zorlarsan Hawkgirl ve Hawkman’i üst sınıfta anabiliriz ama onların da şanları asla bir Flash veya Green Arrow ile yarışamayacak düzeyde. Dolayısıyla ortay vasat oyunculuklarla bezenmiş, ortalama bir kahraman hikayesi, yani Legends of Tomorrow çıkıyor.

legends-of-tomorrow-1

Dizi, Arrow-Flash Crosover’ından tanıdığımız Vandal Savage’ın 2166 yılının dünyasını işgali ile başlıyor. Vandal’ın ne kadar acımasız olabileceğini gösteren önemli bir sahnenin ardından Doctor Who’dan Rory olarak hatırladığımız Arthur Darvill’in Rip Hunter’ıyla karşılaşıyoruz. Kendisi Time Masters denilen bir konseye Vandal Savage’ın durdurulması gerektiğine dair bir konuşma yapıyor. Zamanın efendileri, bu duruma doğal olarak karşı çıkıyorlar. Ancak Rip, reddedilse de hem izleyenlere hem de kuracağı ekibe bunu çaktırmıyor ve bir gemi çalıp, 2016’ya gelip bizim elemanları bir çatıda topluyor. Sonra bunlara ileride efsane olacaksınız diye gaz bir konuşma yapıyor. Bizim kaybedenler tayfası da fırsat bu fırsat diyerek teklife atlıyorlar. Sonra bu Vandal Savage’ı durdurmak için 1975’e gidiyorlar ve Vandal Savage uzmanı olan bir profesörle iletişime geçiyorlar. Bu ana kadar dizi, olayları yansıtırken olayları olabilecek en seri kurguda vermeyi başarıyor. Arrow ve Flash’ta tanıttığı karakterleri yeniden sunma gereği duymadan, izleyiciyi gereksiz uzun konuşma sekanslarıyla yormadan yapıyor işini. Ancak Rip’in zaman ustalarına ve kuracağı ekibe yaptığı konuşma sonrası kafamızda bazı soru işaretleri doğuyor. Bir takım çelişkiler var ve niye bu ekip diye sormadan edemiyoruz.

Yorumlar

  • Wentworth Miller ve Victor Garber, en azından şu ilk bölümü izlenebilir kılan tek unsurlar. O bar kavgasından Waverider’a döndüklerinde Chronos ile yaşanılan muharebe inanılmaz yavan geldi. O aralara serpiştirilmiş birkaç espri olmasa katlanılmaz. Arrow kendini çok fazla ciddiye aldı ve batmaya başladı. Bir Flash kalitesini beklemiyorum ama şu anki espri ve detaylar devam eder ve Arrow’un düştüğü hatalara düşmezlerse 2. sezonu görebilirler.