Once Upon a Time – Masallar Gerçek Oldu!

“Lost Yazarları Peri Masallarına El Atarlarsa Ne Olur?”

Sorusunun cevabı olarak kabul edebileceğimiz Once Upon a Time, bundan 3 yıl kadar önce pilot bölümüyle çıkış yaptığında ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. Çünkü hem peri masallarının, hem de Lost’un çift hikaye anlatımlı kurgusunun hayranı olarak beklentilerim çok yüksekti. Ancak Hollywood’un “ne varsa eskilerde varmış” mantığıyla peri masallarına bu kadar sardıracağını ve sırf bu dizi tuttuğu için, bizleri masal filmleri bombardımanına tutacağını öngörememiştim. Üstelik bu yapımların bir Enchanted’ın kıyısından geçemediğini de üzülerek eklemem gerek.

Once Upon a Time’ın hikayesinin bir kolu Büyülü Orman (Echanted Forest)’da, Kötü Kraliçe’nin Pamuk Prenses ve Beyaz Atlı Prens’in düğününü basarak intikam alacağını ilan etmesiyle açılıyor. Kraliçe’nin amacı, Rumpelstiltskin’den edindiği korkunç bir laneti Büyülü Orman’ın üzerine salmaktır. Bu lanet onları mutlu sonların olmadığı bir diyara götüreceği için bir daha asla iyiler kazanamayacaktır. Başta Maleficent olmak üzere pek çok kötü kalpli masal karakteri de bu lanet işine karışmıştır.

Mutlulukları yazık ki uzun sürmeyecek. O değil de, arkada zenci bir Papa mı var?

Pamuk Prenses ve Beyaz Atlı Prens’in mutlulukları yazık ki uzun sürmeyecek.

Öte yandan, her lanet gibi bunun da bir zayıf noktası vardır; kehanete göre, gerçek aşktan doğma bir çocuk gerçek bir öpücük verdiğinde büyü bozulacaktır. Bu güce sahip kişi; Pamuk Prenses ve Beyaz Atlı Prens’in henüz doğmamış kızı Emma’dır. Lanetten kurtulması için Pinokyo’dan tanıdığımız Mavi Peri’nin sihriyle donatılan Emma, 28 yıl sonra geri dönerek laneti bozacaktır.

Lanet, dünyamızda Storybrooke adında bir kasaba yaratarak bütün masal karakterlerini buraya getirir. Masal karakterlerine verdiği dünyevi kişilikler, gerçek kişiliklerinden yola çıkmış olsa da lanetten kaynaklanan garip tezatlar vardır. Mesela kitap kurdu Belle’in hafif meşrep bir salon kızı olması, yahut Yakışıklı Prens David’in dünyevi karısını gerçek aşkı Pamuk Prenses ile aldatması gibi ironik örnekler görüyoruz.

Kullanılan ikinci başlangıç ise 28 yaşında, büyüyüp serpilmiş bir Emma Swan*’ın 10 yaşındaki biyolojik oğlu Henry tarafından bulunması ve “Sen benim annemsin, laneti bozacak kişi sensin!” diye Storybrook’a gelmeye zorlanması. Emma, 28 yaşında, borç takipçisi olarak çalışan güzel ve pragmatik bir kadındır. Son derece katı, gerçekçi, açık fikirlilikten nasibini almamış bir karakter olan Emma’nın inandığı tek bir “süper güç”, kendisinin biri yalan söylediğinde anlama yeteneğidir. Emma’yı House MD’den tanıdığımız Jennifer Morrison canlandırıyor. Yanına Ginnifer Goodwin (Pamuk Prenses), Josh Dallas (Beyaz Atlı Prens), Lana Parrilla (Kötü Kraliçe) eklenince kadronun güzelliğine diyecek yok tabii. Ama benim favorim; Meghan Ory (Kırmızı Başlıklı Kız) ve Lost’tan tanıdığımız Emilie de Ravin (Belle).

Henry ve Emma.

Emma ve Henry.

Emma, oğlu olduğunu söyleyen Henry’nin zırvalamalarına inanmaz ama ana yüreği işte, çocukla birlikte gidip yaşadığı yeri görmekten kendini alıkoyamaz ve Henry’yi evlat edinmiş Regina Mills’le tanışır. Storybrook’un belediye başkanı olan Regina Mills, Kötü Kraliçe’den başkası değil! Henry, Mary Margaret’in ona verdiği resimli bir masal kitabında yazanlara inanmış ve üvey annesinin gerçek kimliğini anlamıştır. Regina, çocuğu Archie Hopper’la terapi seanslarına yollamaktadır ama nafile, Henry bir türlü gerçek dünya ile barışamaz.

Aslında her şey onun inandığı haliyle gerçektir. Storybrooke, Büyülü Orman’ın garip, dünyevi bir taklidinden başka bir şey değildir, karakterleri de öyle. Pamuk Prenses, Mary Margaret adında bir anaokulu öğretmeni olmuştur, onun hayatını bağışlayan avcı Graham kasabanın şerifidir, Pinokyo’nun vicdanı olarak tanıdığımız Jiminy Crickett, Archie Hopper adında bir terapisttir. Mavi Peri başrahibedir.**  “Mr. Gold” denen Rumpelstiltskin, her türlü garip eşyayı barındıran bir antikacı dükkanına sahiptir. Kırmızı Başlıklı Kız’ın büyükannesinin şişmanlatan türden şahane yemekler yaptığı bir kafesi vardır. Ruby yani Kırmızı Başlıklı Kız ona gönülsüzce yardım eden asi torundur (Hatırı sayılır derecede kısa eteğini ve Monster High bebeklerini anımsatan gotik makyajını da esgeçmeyelim!).

Bu karakterler, 28 yıldır Storybrook’da zamanın kendileri için ilerlemediğini fark etmeden, lanetin koruması sayesinde dünya tarafından da fark edilmeden, her günleri bir öncekine çok benzer şekilde yaşamaktadırlar. Emma geldiğinde, kasaba meydanının ortasında yıllardır durmakta olan saat tekrar çalışmaya başlar ve kasabadaki karakterler, kendileri farkında olmasalar da uyanışa hazırlanırlar.

Bölüm kurguları Lost hayranlarını sevindirecek benzerlikler taşıyor. Her bölümde bir karakter ele alınıyor ve hikaye ilerlerken o karakterin masal dünyasındaki geçmişini ve Storybrooke’da, günümüzde büründüğü kişiliği izliyoruz. Dizinin çift hikaye anlatımında Lost’tan başarılı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Büyülü Orman ve Storybrooke atmosfer olarak çok farklı, bu da bölümleri görsel açıdan hayli zengin ve tatmin edici hale getiriyor. Atlanılmaması gereken bir nokta da; senaryonun masal karakterlerinin yanı sıra roman karakterlerini de barındırması. Hikaye örgüsüne Alice in Wonderland, Frankenstein, Peter Pan, Wizard of Oz’dan da karakterler ekleniyor ve hikayeye etkileri son derece yüksek.

Kötü Kraliçe

Kötü Kraliçe

Once Upon a Time’ın gerçek başarısı anti-kahramanları işlerken ortaya çıkıyor. Rumpelstiltskin, Kaptan Hook, Kötü Kraliçe, Peter Pan, Zelena yahut Batı Cadısı gibi sevilen günümüze uyum sağlamaya çalışan masal karakterlerinin çift kişiliklerini idare etme çalışmaları hayli eğlendirici.

Müthiş giden ilk iki sezondan sonra 3. sezon finalini genel olarak sıkıcı bulmama rağmen, Emma adını bir bölümde sahte isim olarak ismini Leia olarak değiştirdiğinde “Artık sen de bizdensin, bir Disney Prensesi’sin!” esprisi o bölüme göre bayağı orantısız zekaydı.

Kısaca Disney, portföyündeki bütün karakterleri senaristlerin emrine sunmuş, ancak bunun bir karşılığı da var. Eğer yakın zamanda Once Upon a Time’ın Facebook sayfasına baktıysanız, Frozen ile kaplı olduğunu görmüşsünüzdür. İnsan 4. sezonda Once Upon a Time karakterlerinin figüran olarak kullanılacağı Frozen izleyeceğini düşünüyor. Bu pek hoş bir düşünce değil. Frozen animasyon olarak çok başarılı olabilir ama tutmuş bir televizyon dizisine bu kadar ağırlıklı aktarılması doğru mu? Zira Elsa geldiğinde etrafı buzla kapladığını görüyoruz, gülümsemesi de buraya arkadaşlarını ziyarete gelmiş gibi durmuyor pek. Oysa ki bunların nedenine dair elimizde bir ipucu bile yok. Bekleyip göreceğiz.

Abla ne ayaksın sen?

Abla ne ayaksın sen?

 Ayrıntılar

  • * Swan, tabii ki rastgele seçilmiş bir soyadı değil. Çirkin Ördek Yavrusu masalındaki kuğunun değişimi gibi, duygusal dünyası boş, katı bir karakterin büyüye inanan inançlı bir anneye dönüşmesine gönderme yapıyor.
  • ** Pek çok Disney yapımında gördüğümüz, Hristiyan kökenlerinin Paganlara dayandırılmasına dair göndermeler burada da karşımıza çıkıyor. Britanya’da eski dinin rahibelerinin giydiği sade elbise ve başörtüsünün bugünkü klasik rahibe kıyafetine zemin oluşturduğunu söyleyen pek çok kaynak var, Mother Superior denmesi de gayet açıklayıcı. Mavi Peri’nin oyuncusu Keegan Connor Tracy’nin eski halk ya da peri halkı olarak bilinen Britanya yerlilerinin ufak tefek, esmer fiziğini andırması da cabası.

Yorumlar