Kahramangiller

The Prisoner (1967) – Birey ve Toplumun Çekişmesinin Alegorisi

Soğuk savaş bütün atargideri ile devam ederken, İngiltere’nin önemli casuslarından biri aniden ve geçerli bir gerekçe sunmadan istifa eder. Ülkeden çıkma niyetiyle bavul hazırlarken kaçırılır ve uyandığında kendini “the village” isimli açıkhava hapisanesinde bulur. Bu hapishane ortalıkta serbest dolaştırılmayacak kadar değerli devlet çalışanlarının tutulması için kurulmuştur. Köy yönetimi, “6 numara” kod adını verdikleri casusun neden aniden istifa ettiğini öğrenmek istemektedirler. Olaylar gelişir.

Dizinin bölümleri “Birileri bir tezgah kurar, birileri de tezgahı bozar.” taslağı ile özetlenebilir. Tezgahlar az miktarda Bond tipi casusluk, bol miktarda Sülün Osman* tipi dolandırıcılık içerir. Tezgahlar genelde mahkumların kaçma girişimleri ve yöneticilerin sorgulama yöntemlerinden mütevellit. Ama dizideki aksiyon tamamen bahane, dizinin asıl olayı sosyal hayatın evrildiği yol  hakkında bazı fikirleri uygulamalı olarak göstermek ve tartışmaya açmak.

Sorgulama metodları hem çok korkunç hem çok sürreeldi. Şimdiki çağda sorgu deyince hortumla döven polis komiseri düşünüyoruz.

Sorgulama metodları hem çok korkunç hem çok sürreeldi. Şimdiki çağda sorgu deyince hortumla döven polis komiseri düşünüyoruz.

Prisoner, soğuk savaşın iyice saçmaladığı dönemde çekilmiştir. İki cenahın da devam eden savaşı bahane ederek halka ortak olarak dayattıkları düşünce ve uygulamalar, toplumu gitgide kollektifleştirmekte, güvenlik uğruna özgürlük feda edilmektedir. Bireyin özgürlüğü ile toplumun güvenliği arasındaki gerginliğin modernite ile çözülemediği ve post-modern dünyaya göç ederken arkamızdan geleceğini gündeme getirir.

Tabii dizinin mesajı hakkında söylenecek çok şey var. Her bölüm o dönemlerde ortaya çıkmış ve hala başımızı ağrıtan başka bir sorunu ele alıyor. Lakin bu yazıda sadece her bölümde ortak olan birey ve toplum çatışmasını ele almak istedim. çünkü her bölüm bize gösteriyor ki; mahpusluğu benimsemiş komşular olmadan hapis olması imkansızdır. Bireyin düşmanı da soyut bir “devlet düzeni” değil toplum güvenliği adına herkesin özgürlüğünü kısıtlanmasını savunan komşularıdır (Tanıdık geldi değil mi?).

Köyün hangi taraf ait olduğu belli değildir. Köyle temsil edilen yapının özellikle “tarafının” muğlak tutulması, çatışmanın “özgür kapitalist birey, komünist tahakküm toplumuna karşı” anlamında bir propogandaya alet olmasına engel olmuştur. savaşın iki tarafına da ait olabilecekmiş gibi görünen karakterlerin, 6 numaranın bireyliğini bastırmak için elbirliği etmesi temayı iyice güçlendirir.

Toplumsal davranışın bireyselliği yoketmesine dikkat çeken dizini hayranları, Toplumsal davranışın bireyselliği yoketmesini sembolize eden "insanlı satranç" oyununu yeniden canlandırıyor.(dizinin çekildiği antika tatil köyünde her sene CON yapıyorlar. BU 2012den) Umarım kimse aşırı ironiden zehirlenmemiştir.

Toplumsal davranışın bireyselliği yoketmesine dikkat çeken dizini hayranları, Toplumsal davranışın bireyselliği yoketmesini sembolize eden “insanlı satranç” oyununu yeniden canlandırıyor.(dizinin çekildiği antika tatil köyünde her sene CON yapıyorlar. BU 2012den) Umarım kimse aşırı ironiden zehirlenmemiştir.

Bazı bölümler köyün aidiyetindeki muğlaklığı iyice ileri götürür, iki tarafın da aslında tek elden yönetildiğini ve bunun farkında olmayabileceklerini ima eder. Bazı karanlık odaklar bütün insan medeniyetini şekillendirme amacı gütmektedir ve bitmek bilmeyen soğuk savaşı ilüzyon perdesi olarak kullanmaktadırlar. Ki sonunda anlaşılır ki zaten önemli olan köyün tutarlılığı değil.

6 numaranın köyde rahatca yaşaması tabii ki mümkün değildir. Çünkü sistemin öngörmediğ ibir hareket yapmıştır. Sistem buna anlam vermek zorundadır. “Ben sizin saçmalıklarınızdan sıkıldım artık tatil yapacağım.” totaliteryen rejimin işleyebileceği bir bilgi değildir. Birey ya A totaliterine ya da B totaliterine ait olmalıdır. Eğer ikisine de ait değilse, ayrı bir yapıya ait olmalıdır ki, dünyayı parselleyenler iktidarlarına dönük bu tehdidin niteliğini öğrenip vaziyet almak isterler. Dizi boyunca sürekli ekli tekrar eden soru budur. “Natodan istifa ettin, Sovyetlerle anlaşmadın. LAN SEN KİMİN İÇİN ÇALIŞIYORSUN.” Bireyin varlığını kabullenemeyen yapı elbet bireyin yapıdan ayrılıp kendi başına kalma çabasını anlayamayacak ve başka bir yapıya geçtiğini düşünecektir.

The Prisoner toplum ve bireyin ilişkisinde toplum tarafının dengesiz güç kazandığı, hatta Orwell usulü toplu gözetim ve sonsuz propogandanın çoğunluk tarafından içselleştirildiği bir ortamı inceliyor. Şu anda yaşadığımız devirde hala anlamlı olan  pek çok soru üzerine geçmişten fikir belirtiyor. Ders almak için izlemek lazım.

Unutmayın, özgürlük “Ben özgürüm” demekle başlar.
*Sülün Osman efsanesi için tıklayın

Yorumlar