Fuar’da Bir Kahramangil! 23. İzmir Kitap Fuarı İncelemesi

Kitap seviyorum. Çizgi roman olsun, roman olsun, deneme ya da antoloji olsun, hepsini seviyorum. Aslında, elime yemek tarifleri ya da sözlük tutuşturursanız onu da oturup keyifle okurum. Peki tek kitap seven ben miyim? Tabii ki hayır. İzmir neye ev sahipliği yapıyor? Kitap fuarı. Hem de 23’üncüsü. Hem hafta sonunda hem de hafta içinde fuarı ziyaret etme fırsatı bulmuşken hem izlenimlerimi yazayım, hem de içimi bir dökeyim diyorum. Dikkat, bu yazı spoiler içerir? (Nasıl?)

Kim Ne Satıyor? Nerede Ne Var? Kim Ne Yapıyor?

Fuar alanı üçe (dörde) ayrılmış durumda. Bunlardan biri bana hitap etmiyordu, birine de beni almazlardı zaten. Kaldı geriye iki tane alan. Bunlar sahaflar bölgesi ve okuma kitaplarının olduğu bölgeler. Sahaflar bölgesini hem sevdim hem nefret ettim. Bu bölgede bir işiniz varsa mutlaka pazarlık yapın, zira memleketim esnafı hepten çakal. Demiyorum ki orada üç kuruşa kitap satmaya çalışan adamı beş paraya mahkum edin, ama ikinci el kitabı da sıfır fiyatına satmasınlar mesela. Sorduğum bir kitap için 17 lira dediler, internetten sıfırını alacak olursam 17,5 lira vermem yeterli.

Burada bir başka grup da çizgi roman tüccarı tayfası. Bunlar standı olan kişiler değiller, ellerinde telefonla tezgahları gezen kişiler. Orada Action Comics #1 bulma ihtimali olduğunu falan düşünen varsa, düşünmesin. Yok çünkü öyle bir ihtimal. Çizgi roman okumak yerine “Burada dört dolara denk geliyor, internette 6 dolar veriyorlar!” diyerek hareket etmenin anlamı yok. Sırf bu yüzden yayınevleri sürekli sayı bir çıkartıyor ki ikinci el piyasası oluşsun. Gerçekten o eforla daha fazla para kazanabileceğiniz bir sürü iş var.

Bir de ıvır kıvırcılar var ki, tezgah için verdikleri paraya yazık ya. Bu vendorlara gidip kitap okuyan insan/kitap okunan mekan itemlerini fulleyebilirsiniz arkadaşlar. Bu itemler çok meşhur bir kitaptan alıntılı ahşap poster, sulu boya tarzı boyanmış ünlü kişi çizimli ayraçlar vs şeklinde listelenebilir. Bu  ürünlere rağbet gösterenler saman kağıda aforizma dergilerinin imzalarına katılıp, o dergilerden tanıdıkları birinin bir kitabını da alarak fuarı kapatıyorlar genelde. Olsun, okumaya bir yerden bulaşmış olmaları da iyidir.

Bir de normal sahaflık yapan insanlar var. Sahaflar özellikle son dönemdeki çoğu kitapçıdan farklı olarak kitaptan anlayan insanlar oldukları için severim ben sahafları. Baskısı kalmamış kitaplar vs peşindeyseniz bakmanızda fayda var. Tabii arz talep meselesi olarak fiyatlar beklediğinizden yüksek olabilir, haberiniz olsun.

Gelelim diğer kısma, yani “Okumalık kitaplar” bölümüne. Bu kısmı da bölerek anlatacağım, çünkü kolayıma geliyor.

  1. Mizah Dergisi Tezgahları: Bu tezgahlarda meşhur mizah dergilerinin ürünleri var. Önceki fuarlara göre daha sönük göründüler bana, galiba herkesin evinde artık Fırat bardağı var. Zira bu tezgahlar kitap değil hediyelik satarlar daha çok, yaptıkları iş göz önüne alındığında normaldir bu. Move along.
  2. Telifsiz Kitaplar Dizisi: Türkiye’de kitap işi zaten pahalı ve zahmetli olduğundan telif ödenmesi gerekmeyen kitaplar basan, ya da yayınlarını ağırlıkla bu gruptan seçen yayın evlerinin oluşturduğu grup. Her yerde Zweig var, her yer Küçük Prens olmuş vaziyette. Yıl olmuş 2018, hala insanlar küçük prens alıyor kız arkadaşına ya. “Ben üzgündüm ama onlara yorgunum dedim.” Yazıp paylaşan kız, sözüm sana: Hepimiz senin çılgın gıybet yaptığını, dudaklarını büze büze insanlara nasıl trip attığını biliyoruz. Yemezler.

Kara Balık Prensi döver

Hanım ablayı bir yana bırakırsak, bu yayınevlerine üzülüyorum aslında. Sonny Bono Copyright Term Extension Act of 1998 olsun, Avrupa’nın kendi yasaları olsun artık bir hikayenin telif yükümlülüğünün kalkması yüz yılı buluyor. İnsanların aynı kitabı kaç kere alacağı sorusunun cevabı bu yayıncıların kaderini belirliyor aslında. Ha telif kanunları zaten sıkıntılı, o ayrı. Geek dediğin, nerd dediğin adam mürekkep yalamış adamdır zira, hiçbir anlamı kalmamış eski makalelerin bile parayla satılıyor olmasının nedeni de bu kanunların düzenlenmemiş olmasıdır.

  1. Bilmediğiniz Gerçeklerciler: Bunlar kelimenin tam anlamıyla her şeyi sadece kendisi bilen adamlardan oluşan bir grup. Birbirini hiç sevmeyen iki cenahtan oluşurlar. Bir tanesi siyaseti ötekisi ise dini en iyi kendisinin bildiğini iddia edenlerden oluşur. İnsanların üzerinde anlaştıkları tek konu paranın evrenselliğidir ama.
  2. Şarlatangiller: Üsttekinin bilimsel ayak yapanı. “Onu yeme, yüz ton olursun! Bunu ye, cildin pamuk olsun! Böyle de düşün için huzur dolsun, öyle düşünme kalbini zehirliyorsun!” tayfası olarak göze çarpan bu ekibe göre hayatın gizli şifrelerini bu arkadaşlar bilmekte ve yol göstermektedirler. Para ikinci plandadır güya, ama size neden 90 sayfa kitabın 280 sayfa kitapla aynı fiyat olduğunu söyleyemezler. Bunlardan birinin yazarı, bir arkadaşıma enerjisini düzenlemek için lavanta önermişti. Bizimkinin lavantaya alerjisi olmasaydı çok iyi fikirdi ama öyle olunca olmadı o. Sonra doktora gittik ilaç verdi düzeldi bizim çocuk. Öyle yani. Bunlara para kaptıracağınıza 3406’ya bir gülümseyen mesaj atarak LÖSEV’e 10 tl bağışlayın, vallahi billahi daha iyi hissedersiniz.

Üçüncü kısım test kitapları krallığı. Burada boyunuza, yaşınıza, tahsil durumunuza en uygun test kitaplarını bulabiliyorsunuz. Gencecik çocuklarımız ellerinde sekiz tane test kitabı ile fuarı terk ediyor, işler bereketli bu tarafta. Beni bağlayan bir yer olmadığı için ucundan bir göz gezdirip çıktım.

Gerisi Hikaye Ekibi

Dördüncü kısımda seminerdir konferanstır, efendime söyleyeyim dinletidir böyle aktiviteler var. Beni buraya almadılar, ama içeride bakan varken basketbol şortu giyen adamı içeri almamaları normal zaten. Geçiyorum, içeri giremedim ne anlatayım?

İmza günleri var fuarda, hatta Gerisi Hikaye ekibi de geldi fuara, imza dağıttılar bol bol. Fotoğraf çekme özürlü olmama rağmen birkaç kare yakalamayı başardım. Kocaman bir imza günü listesi var, onu da şöyle aşağı bırakayım, ilginizi çeken bir şey var mı bakınız:

Kitap Fuarı İmza Listesi

Genel Durum Nasıl? Kaça Patlar Fuar Bana?

Bir ürünün fiyatı üstünde yazdığı kadardır, ancak değeri sizin onun için gözden çıkartabildiğiniz paradır. Özetle, üstünde 10 tl yazan bir şey sizin gözünüzde 25 tl ise “Çok iyi denk geldi”dir, ama gözünüzde 10 tl olan bir şey 25 tl ise “Yuh!”tur, “Oha”dır, “Ona o para verilmez abi”dir, bir de o kadar kaba konuşmayındır. Haliyle fuarın size kaça patlayacağı, sizin fuara harcamak üzere kaç parayı gözden çıkardığınız ile alakalıdır. Bana 5000 lira verin, üç saat sonra beş lirasını bırakmam, o iş biraz öyle. İndirimler genel olarak çok yüksek değil, ancak bu durum oldukça normal. Normalde dağıtımcıya vereceği payın bir tık altında indirim verebiliyor yayın evleri, o yüzden çok şaşılacak bir şey yok. Eski fuarlarda indirimler daha güzeldi ama, o da ayrı. Onun detaylarını sonra konuşuruz isteyen olursa, bu yazının konusu değil o. Bu yazının konusu kitap fuarı.

Büyük yayınevleri de kısmen dahil olmak üzere, yayıncılar fuara hazır gelmemişler. Tezgahın başında duran herhangi birinden bilgi alabileceğime emin olabildiğim tezgahlar çizgi roman tezgahlarıydı. Geri kalan tezgahlarda çalışanların büyük kısmı kitapları pek bilmiyordu. Bir kitap ilginizi çekerse ve “Yani, iyi işte çok satıyoruz onu” dışında bir yorum isterseniz, GoodReads falan sizin dostunuz olacaktır.

– “Abi ben tam anlamadım sen şimdi ne anlatıyorsun?”
– “İzmir’de kitap fuarı var, fiyatlar fena değil, yan aktiviteler güzel, gidin, kitap alın, okuyun. Özetinin özeti bu.”

– “Futbol şakası yapmadın abi?”
– “Aaaa doğru. Bu seferlik ofsayta düştüm, Ofsayt Osman oldum iyi mi?”

– “Vaaay, giderayak paradoksumu da yaparım diyorsun.”
– “Sen de az çakal değilsin okur. Haydi görüşürüz.”

Yorumlar