Kahramangiller

93 Saniyelik Saygı Duruşu: Christopher Lee

11 Haziran’da, sinema tarihinin en büyük ustalarından birini kaybettiğimizi öğrendik. Aslında 7 Haziran’da kaybetmiştik de haberimiz yoktu, eşi ölüm haberinin 4 gün boyunca gizli tutulmasını istemişti. Daha 3-4 gün önce bir arkadaşımla sohbet ederken -aslında her konusu açıldığında- , “Lütfen onlara bir şey olmasın,” diye saydığım üç ismin en başındaydı Christopher Lee. Yalnız olmadığıma da eminim. Sakınılan göze çöp batar derler ya, evet yaşlıydı, evet bir gün aramızdan ayrılacağını biliyorduk ama “Her ölüm erken ölümdür,” sözünü fazlasıyla doğrulayan büyük bir insandı o.

Kahramangiller’e DC ya da Marvel dosyası yazarken  “Şimdi işin yoksa 60 yıllık karakteri maksimum 2000 kelimede anlat,” diye sızlanırdım. Aynı klavyenin başında, 93 yıllık dolu dolu bir hayat hikayesini anlatmam gerekeceğini bilmiyordum tabii. Daha doğrusu bilmeyeceğimi umuyordum diyelim. Öyle ya, 60 yıllık karakter anlatmak zor, ama bırak 60’ı, 100-150 yıllık bir sürü karaktere yüz ve hayat vermiş adamı nasıl anlatırsın?

O yüzden bu tam bir biyografi olmayacak, zaten internette bir dolu var, ben üstada kendimce, elimden geldiğince saygı duruşu yapmaya çalışacağım. Sanırım bugüne kadar yazdığım en zor yazı olacak, ya da en zor yazdığım yazı. 2015, bir çok şeyin yanında idollerimizi kaybederek sınanma yılı oldu ve daha ortasındayız. Fazla uzatmadan, 2015’ten az soluklanmasını dileyerek başlıyorum.

Annesiyle babasının birlikte çekilmiş bilinen tek resmi. Selfie filan yok tabii o zaman.

Annesiyle babasının birlikte çekilmiş bilinen tek resmi. Selfie filan yok tabii o zaman.

Her Şey Genler, Yapacak Bir Şey Yok

Evet, önce Lee’nin ailesine bakalım, malum her şey orada başlıyor. Christopher Lee, İngiliz Yarbay Geoffrey Trollope ile İtalyan Kontes Estelle Marie‘nin oğlu olarak 1922’de, Londra’nın merkezindeki Belgaria’da dünyaya geldi. Bu Kontes Estelle Hanımefendi’ye dikkat çekerim, çünkü kadın Şarlman’ın (Charlemange, hani Kutsal Roma İmparatorluğu’nun kurucusu olan) soyundan geliyordu ve döneminin nadir güzelliğe sahip kadınlarından biriydi; ressamlar portresini çizmek için birbirleriyle yarışıyorlardı (Ayrıca, Carandini soyağacında çok başarılı aktörler ve opera sanatçıları da vardı). Babası bundan huylandı mı bilinmez, ancak kısa süre sonra boşandılar ve Estelle yeniden evlendi. Ancak yeni eşi iflas edince ondan da boşanacaktı.

Pek çok soylu ailenin çocuğu gibi, küçükken Christopher için adres belliydi; eğitimi için önce Eton’a, ancak devam etmesi için gereken bursu kazanamadıktan sonra -matematiği çok kötüydü- Wellington’a gitti. Bu yıllarda aktörlük onun için hobiydi, okul piyeslerinde rol alıyordu. Gerçi Wellington’da adeta bir soylu çocuğu ideası olarak zamanını daha çok Yunanca ve Latince’ye ayırdı ve çok başarılı oldu. Tenis, eskrim ve krikete meraklıydı, bunun dışında futbol, boks gibi popüler sporları sevmiyordu. Adam doğuştan İngiliz centilmeniymiş, ne diyeyim.

Lee, üvey babasının iflası ve annesinin ondan boşanmasıyla birlikte 17 yaşında okulunu bırakıp memur oldu. 1939’da  İkinci dünya savaşında hayatı değişti, Kuzey Afrika ve İtalya’da Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde istihbarat subayı olarak görevlendirildi. Sonrasında ise, harp suçluları araştırma birliklerinden birine atandı. Üsteğmen olmasına rağmen yaşadığı optik sinir probleminden dolayı asla pilot olamadı. Gelecek sivil hayatında ondan hep yolcu olarak uçması istendi, film kontratları gereği hep ‘first class’ uçması  onun için küçük bir teselliydi.

Christopher Lee ve eşi Birgit Krøncke.

Christopher Lee ve eşi Birgit Krøncke.

Lee’nin defalarca öleyazdığı ve oradan oraya gittiği ordu geçmişini çok kısa geçtiğimin farkındayım, ama söylediğim gibi bu tam bir biyografi yazısı değil, o yüzden bir kaç not düşüp sinema ve müziğe atlıyorum.

• Christopher Lee, sekreter olan kızkardeşiyle Fransa’ya gider ve Eugen Weidmann’ın asılışına şahit olur. Bu, Fransa’daki son idam olması açısından ilginç bir tesadüftür.

• Lee, bir rivayete göre 1944’te Vatikan’a giren ilk Müttefik askerlerindendir.

• Oynadığı roller yüzünden evinde 20.000 kitaplık bir okült arşivi olduğuna inanılan Lee, soranlara şu cevabı vermiştir; “O kadar kitabım olsaydı banyoda yatardım. 5 ya da 6 tane var.”

• Rahmetli, konuşmayı ve hikaye anlatmayı çok severmiş. Anlatacak o kadar çok şeyi olunca tabi insanın…

Frankenstein.

Frankenstein.

Sinema

• İlk rolünün İsviçre’deki bir okul müsameresinde canlandırdığı Rumplestiltskin olduğunu biliyor muydunuz? Annesi ve babası o 6 yaşındayken boşanmışlardı, annesi onu ve kızkardeşini kısa bir süreliğine İsviçre’ye götürmüştü ve eğitimlerine bir süre orada devam ettiler.  Acaba o zaman sesi nasıldı diye merak ediyor insan.

• Talihin ilginç bir cilvesi olarak, Eton’a kabul edildiği mülakatta Rol Yapma Oyunlarında Korku Öğesi 8: Hayalet Hikayeleri’nde bahsedeceğim M.R. James de vardı. Klasikleri okuduysanız aşinasınızdır, hayalet hikayelerinin babası gibi bir şeydir.

• Kolejdeyken kuralları çiğneme merakı yüzünden sık sık dayak yemiştir.

• Savaştan sonra ne orduya dönmek, ne de o sıralarda diğer eğitimli ordu üyeleri gibi kolejlerde eğitim vermek istememiştir. Aktör olma fikrini ona ilk veren, o sırada İtalyan Büyükelçisi olmuş kuzeni Nicolo Carandini‘dir.

Vampir taze bitti, mumya verelim?

Vampir taze bitti, mumya verelim?

• Oynadığı ilk film, 1947’de Terence Young’un çektiği tek repliğinin olduğu Corridor of Mirrors’dur. Hemen şöhrete ulaşmaz… 10 yıl boyunca Hamlet’ten Moulin Rouge’a kadar (1952 yapımı olan) çeşitli küçük rollerde oynar, çünkü etrafındaki çoğu insan aynı şeyi düşünmektedir; Lee’nin fiziği aktörlüğe uygun değildir!

• Christopher Lee’nin aktörlük hayatında en sık duyduğu sözler şunlar olmuştur; “Dracula rolü sonsuza kadar üstüne yapışacak, korku filmi dışında hiçbir filmde oynayamazsın!” yahut “Bir aktör olmak için fazla uzun boylusun!” “Bir aktör olmak için fazla ecnebi tiplisin!“. Nasıl ama? Üstadımız hırs yapmış, aynen devam etmiştir ve hepsini haksız çıkardığını röportajlarında büyük keyifle anlatmıştır.

Bakın, özellikle gençler, yaşamsal bir nokta bu. Bunları duyan adam Christopher Lee. Neredeyse yüzyıl devirmiş, dünyanın duyduğu en güzel seslerden ve gördüğü en ilginç sinema yüzlerinden birine sahip -diksiyonunu karıştırmıyorum bile- efsaneleşmiş bir aktör. İnsanların önlerine gelen her şeyi boş konuşup eleştirerek bindiği dalı kesmeye çalışan bir ırk olduğunun daha güzel bir ispatı var mı? Size kim ne derse desin, yolunuzda yürüyün.

• Oynadığı ilk korku filmi, 1957’de Hammer Productions  yapımı The Curse of Frankenstein’dir… Ayrıca bu, Peter Cushing ile birlikte oynadığı ilk korku filmidir. Sonradan çok yakın arkadaş olacaklardır (İlk birlikte oynadıkları film ise, 1948 yapımı Hamlet’tir).

Sanırım hiçbir aktör süpernatürel bir karakterle böyle özdeşleşmemiştir.

Sanırım hiçbir aktör doğaüstü bir karakterle böyle özdeşleşmemiştir.

• Lee’nin en çok bilinen rolü günümüzde LOTR’daki Saruman olmaya başlasa da, onu asıl tanımlayan 1958’de çekilen Dracula‘dır. Vampirleri kana susamış yaratıklar döneminden çıkartıp karizmatik varlıklar haline getiren kişi Lee’dir.

• Vampir haline kapılmadan önce, unutmamamız gereken bir başka performansı 1959’da uyandırılmış bir Karnak rahibi olan Kharis’i canlandırdığı The Mummy’dir. Peter Cushing de bu filmde arkeologlardan birini oynar.

• Yetmez, yine 1959’da The Hound of Baskerville’de Sir Henry Baskerville’i canlandırır. Peter Cushing ise burada Sherlock Holmes’ü oynamaktadır. Lee’nin Sherlock macerası bununla bitmez, 1970’te, The Private Life of Sherlock Holmes’de Mycroft’u oynar! Dracula’nın üstüne yapışmasının ciddi anlamda ilk kez kırıldığı rol de bu olmuştur.

En bilinen rollerinden, suikastçi Scaramanga.

En bilinen rollerinden, suikastçi Scaramanga.

• 1958’de çekilen Dracula öyle başarılı olur ki, ardından peş peşe korku (özellikle vampir) filmleri için teklifler gelir: Corridors of Blood (1958), Uncle Was A Vampire (1959), Dracula, Prince of Darkness (1965), Dracula Has Risen from the Grave (1968), Taste the Blood of Dracula (1969), Scars of Dracula (1970)… Dracula’nın modern dünyaya taşındığı 1972 yapımı Dracula A.D. ve The Satanic Rites of Dracula gibi denemeler de olmuştur. Sonra da niye adamı Dracula olarak hatırlıyoruz. Gazetelerdeki film eleştirmenlerinin “Dracula’nın laneti sana yapışacak, asla başka rol alamayacaksın!” bombardımanını yaptığı günlerdir bunlar.

Bu filmlerde ilginç olan şudur; Lee, Hammer’in karakteri işleyiş tarzından nefret etmiştir. “Bırakın Stoker’ın repliklerinden bazılarını kullanayım!” diye zorlamış ve kendisine karakteri oynama fırsatı verilmediğinden yakınmıştır. Mesela 1965’teki Prince of Darkness’i çekme şartı, filmde hiç konuşmamasıdır ve bunun, seyircinin onu ürkünç olarak algılamasında büyük payı olmuştur.  1973’te ise, canına yetmiş bir şekilde Hammer’i protesto etmiş, “Eeeh, yeter! Korku mu çekiyoruz komedi mi belli değil!” diyerek bırakmıştır.

Hound of Baskerville'den bir sahne.

Hound of Baskerville’den bir sahne.

Hala Sinema…

• Bir diğer etkileyici karakteri, The Wicker Man’de ortaya çıkar;  fanatik Paganizm’i korku öğeleriyle birleştiren bu filmde seyirciyi bile kendi düşüncelerine ikna eden Lord Summerisle’ı tabii ki de Christopher Lee canlandırmaktadır.

• Yine burada anmazsak ayıp olacak bir filmi de, Rasputin: The Mad Monk’tur. Bizzat Rasputin’i oynuyordu tabii, başka kimi oynayacaktı! Daha da enteresanını söyleyeyim; Lee Rasputin’i öldüren Prens Yusupov ve Dük Dmitri Pavlovich ile henüz çocukken tanışmıştı!

Lord Summerisle.

Lord Summerisle.

• 1970’lerin ortalarında, Lee korku filmlerinde oynamayı keser gibi oldu. James Bond romanlarının yazarı Ian Fleming (Lee’nin üvey kuzeni olur, evet) Dr. No’da antagonist oynayıp oynamayacağını sordu, ama rol için çoktan adam bulunmuştu. (Joseph Wiseman’dı hatta.) 1974’te, Lee’nin şansı tuttu ve efsanevi Bond suçlusu, dünyanın en tehlikeli suikastçisi Francisco Scaramanga’yı oynadı ve bu rolü de efsane oldu. Scaramanga, tipik bir “romanda dikkat çekmeyen, ama oyuncusu sayesinde kitabının önüne geçen karakter” örneğidir. 1977’de yakın arkadaşları Peter Cushing ve Vincent Price gibi yakın arkadaşlarının başına gelenden kurtulmaya çalışır; tektipleştirilmek ve korku filmlerine mahkum olmamak için Amerika’ya taşınır.

• Kariyerindeki en büyük pişmanlığı, John Carpenter’ın teklif ettiği Samuel Loomis rolünü alamamış olmaktır.

All gone now... oh well.

All gone now… oh well.

• Lee, X-Men’deki Magneto için de ilk düşünülen isimdir. Sonra Ian McKellen’a kaptırmıştır rolü bildiğiniz gibi. Ne yorum yapacağını bilemiyor insan, aşağısı sakal, yukarısı bıyık resmen.

• Lord of the Rings kadrosunda, J.R.R. Tolkien ile bizzat tanışmış tek kişiydi, ayrıca hayranıydı. Bir röportajında, kitapları her yıl yeniden okuduğunu söylemiştir. Peter Jackson çekimler sırasında ona bir kaç defa danışmış bu yüzden. Lord of the Rings çekimleri başladığında 77, Hobbit çekimleri başladığında ise 89 yaşındadır.

• Televizyon için yapılmış pek çok dizi ve filmde de rol almıştır, Ivanhoe, Gormenghast, La Revolution Française başlıcalarıdır.

• Bir başka ilginç ve bilinen nokta da, Peter Jackson’a arkasından bıçaklanmış bir adamın nasıl ses çıkaracağını öğretmesidir. Çünkü 2. Dünya Savaşı’nda İngilizler adına casusluk yaparken birini sırtından bıçaklamış ve ölümünü izlemiştir. Ak Saruman’ın arkadan bıçaklandığı sahnede Peter Jackson’un yönetmenliğini tabir-i caizse yeniden yönlendirmiştir.

Şu sahneyi gördük en azından, daha fazlasını da.

Şu sahneyi gördük en azından, daha fazlasını da. Şükür.

• Star Wars’ta  Darth Maul’un yerine gelen Count Dooku, nam-ı diğer Darth Tyranus, Darth Sidius’ın ikinci çırağını oynadı. Ha bunu bilmeyen var mıydı? Yoktu.

• Sayısız yan rol ve cameo’ları arasında benim en sevdiklerimden biri, Sleepy Hollow’daki yargıçtır.

• Oyun, dizi, film seslendirmelerini buraya yazacak yüreğim kalmadı, ağlayacağım. Hani seslendirme yapan bir İngiliz’in haliyle İngilizce konuşmasını beklersiniz, değil mi? Haha. Christopher Lee 9 dil biliyordu. DOKUZ! Hatta bunlara Quenya’yı da ekleyin bence. Filmi seslendirir, bir de üstüne başka dilde dublajını seslendirir. Kingdom Hearts, Lord of the Rings: The Battle of Middle-Earth gibi video oyunlarının yanısıra,  Nightmare Before Christmas, Corpse Bride gibi Tim Burton filmlerinde anlatıcı olarak dinledik kendisini.

Gençliğinde de, yaşlılığında da güzel adam vesselam...

Gençliğinde de, yaşlılığında da güzel adam vesselam…

Yani, adam Death’i seslendirdi, var mı ötesi? Ölemezdi ki? Ah be Lee, Sir Terry Pratchett’tan 3 ay sonra seni de kaybetmek olacak şey miydi?

• Atladığım çok şey olduğunun farkındayım, ama 206 filmde oynamış bir adamdan bahsediyoruz. Bunun yanısıra televizyon dizileri, film ve oyun seslendirmeleri, albüm çalışmaları, o kadar çok şey var ki. En bilinenleri yazdım. Bunların çoğunda canavar, suçlu, kısacası antagonisti oynar. Bildiğin Hollywood’un kadrolu kötü adamıdır. Blockbusterlarda rol alması hep son yıllardadır, gayet düşük bütçeli filmlerde de oynamıştır.

• Yukarda tüm saydıklarıma ve 206 filme rağmen, sadece 12 tane ödülü vardır ve bunların arasında Oscar yoktur. Şimdi hiçbiriniz kusura bakmayın ama, o akademi kıçımı yesin. Ha, bence ihtiyacı yoktu o ayrı.

Fu Manchu!

Fu Manchu!

• Şunu da söylemeliyim ki, bu adam hiçbir zaman aktörlüğü bırakmayı ya da kendini emekli etmeyi düşünmedi. Sonuna kadar oynadı. Hatta son Hobbit filmindeki aksiyon sahnelerinden sonra (ilk filmde çoğunlukla oturuyordu malum) ben epey endişelenmiştim sağlığı için. Haklıymışım…

• Guiness, onu “En Uzun Boylu Başrol Oyuncusu” olarak tanımlamıştır. Imdb’de 250’nin üstünde rolü kayıtlıdır, başka kaynaklara göre ise bu rakam 350’nin üstündedir.

• Lee,  sanırım beyaz perdede en çok ölen aktör ünvanını almıştır çoktan.

Müzik, Hem de Ne Müzik!

Christopher Lee’nin gerek konuşma, gerekse şarkı söylerken ki bas sesi en belirgin özelliğiydi ve gerçekten işlenme fırsatı bulduğuna sevindiğiniz, dünyada bazen iyi şeyler de oluyor dedirten cinsten nadir bir yetenekti. Çoğu zaman “Keşke ortaokuldayken benimle opera dinleyen metalci”diye dalga geçenler hala etrafımda olsaydı da, şu adamın müzik kliplerini yüzlerine çarpabilseydim!” diye düşünmüşümdür. Lee hep yeteneğini değerlendirmesi gerektiğini düşünerek şarkıcı olmak istemiş, ancak yaşlılık yıllarında bu hayalini gerçekleştirmiştir. Az şey değil, günümüzde henüz 30’una yaklaşırken kendini “dinozor” ilan eden içi geçmiş geek’lere ilham olmasını umuyorum. Hatta bizzat kendisinden alıntı yapayım, “Bu sadece neşeli ve eğlenceli bir şey… Benim yaşımda yapabileceğim en önemli şey durmadan aktif olmak ve gerçekten sevdiğim şeyleri yapmak. Daha ne kadar süre yaşayacağım bilmiyorum, o yüzden her gün bir kutlama ve bunu hayranlarımla paylaşmak istiyorum”.

• Önce film şarkılarına bakalım; Lee, The Wicker Man sondtrackinde Paul Giovanni’nin The Tinker of Rye‘ını, Funny Man (1994) isimli korku filminin kapanış jeneriğindeki şarkıyı söyledi. En çok bilinen film müziği ise The Return of Captain Invincible (1983) isimli komedi/rock müzikalı temalı süperkahraman filminde söylediği Name Your Poison‘dur.

• Peter Knight ve Bob Johnson’un The Kind of Elfland’s Daughter ismindeki albümünde de yer alır. 1980’de ise Kathy Joe Daylor’un şarkısı Little Witch için vokal yapmıştır.

• Tamam hepinizin beklediği kısma gelelim, ilk heavy metal kaydı Fabio Lione  ile birlikte söylediği Symphony of Enchanted Lands 2 albümündeki düet The Magic of the Wizard’s Dream ile oldu. Daha sonra grubun dört albümünde (Symphony of Enchanted Lands 2, Triumph or Agony, The Frozen Tears of Angels ve From Chaos to Eternity) anlatıcı oldu,  ayrıca The Cold Embrace of Fear – A Dark Romantic Symphony albümünde Wizard King’i seslendirdi.

• 2006’da iki müzik türünü birleştirerek Carmen operasından Toreador şarkısının metal versiyonunu Inner Terrestrials grubuyla söyledi. Şarkı, 2007’deki albümü Revelation’da da yer aldı.

• İlk albümleri Battle Hymns’i yeniden kaydeden Manowar ile birlikte de çalıştı; orijinal ses çoktan ölmüş olan Orson Welles idi, yeni versiyon Battle Hymns MMXI 26 Kasım 2010’da piyasaya çıktı.

• İlk metal albümü Charlemange: By the Sword and Cross olup, 2010’da Metal Hammer Golden Gods seromonisinde “Spirit of Medal ödülünü aldı. 2012’nin Haziran’ında “The Bloody Verdict of Verden” adlı şarkısına klip çekti.

• 27 Mayıs 2012’de, yeni single’ı Let the Legend Mark Me As King’i duyurdu ve yeni albümü The Charlemange: The Omens of Death ile heavy metal dünyasına geçişini resmen ilan etmiş oldu. Bu onu tarihteki en yaşlı heavy metal fenomeni yapmıştı. Müziğin düzenlemesi Judas Priest’ten Richie Faulkner tarafından yapılmıştı.

King of Metal.

King of Metal.

• 2012 ve 2013’te Aralık ayında iki noel albümü çıkardı; ünlü Noel şarkılarının heavy metal cover’larını içeren A Heavy  Metal Christmas ve A Heavy Metal Christmas, tooJingle Hell şarkısıyla Lee, Billboard Hot 100’de 22. sıradan girdi ve 18’e kadar yükseldi, 91 yaşında müzik listelerine giren en yaşlı müzisyen oldu. (Rekor, önceden Amy Winehouse ile 2011’de Body and Soul isimli şarkıyı yapan 85 yaşındaki Tony Bennet’e sahipti.)

• 2014’te doğumgününü kutlamak için Metal Knight isimli üçüncü bir cover albümü yaptı ve Aralık ayında yeni bir Noel şarkıları albümü çıkarmayı da ihmal etmedi. Cover albümünde yine Carmen’den  ve Man of Lamancha’dan (Don Quixote müzikalidir) bir şarkı vardı. “Yeldeğirmenlerine meydan okuyan Don Quixote, benim gördüğüm metal ruhuna en uygun karakter!” demiş adam. Sarılmak istemezsin de ne yaparsın.

Bu şarkıda, yazımı artık bitiyor ve kendisini gözyaşlarıyla uğurluyorum.

Hani “Yeni nesil bilmez,” derler ya. İşte o, Christopher Lee için geçerli değil! Eskisi, yenisi hepsi seni biliyor ve unutmayacak. Efsanemiz olarak hep yaşayacaksın. Işıkla uyu.

Yorumlar