Üç Harflilere Dair – 1. Bölüm

“Çöle Git!”

Halk arasında özellikle “define söylenceleri” üzerine konuştuğunuzda bazı kabuller ve inanışlara denk gelebilirsiniz. Bunlardan en geçerli olanlarından biri; bu işlerle uğraşan kimselerin bilmeseler de belli bir önem atfettikleri Süryani dilidir. Hala konuşanları olan (Ortadoğu başta olmak üzere pek çok ülkede kiliseleri ve cemaatleri vardır) bu dile nedense kayıp ve ezoterik bir dil gözüyle baktıklarını ve cinlerle, büyülerle alakalı uygulamalarla (papaz büyüsü vb.) ilişkilendirdiklerini fark edersiniz. Bunun nedeni İslami literatürdeki büyü ve büyücülükle ilgili metinlerin Süryanice kitaplara (bunların içerisinde tıp metinleri de vardır) dayanmasıdır. Bu nedenle bu dilin “sırlı esrarlı” bilgilere haiz olduğuna dair bir kabul söz konusudur.

Bu bağdaştırmanın nedeni Asurca, Keldanice ve Aramice arasındaki bağıntılarla ilgilidir. Eski dünyanın tıp başta olmak üzere pek çok konularda kaleme alınmış eserleri (bu Süryanice eserlerin büyük bir kısmı Beyt-ül Hikme’de Abbasiler döneminde Arapçaya çevrilmiştir) bir anlamda daha eski dönemlere uzanan bir köprü vazifesi görmüştür. Zaten tarihi coğrafya açısından bakıldığında, hiç bilgi sahibi olunmasa bile eski büyü, cin vb. inanışlarıyla ilgili olarak ilk bakılacak yerin, mantıken yazının ortaya çıktığı bölgede aranması gerekmektedir. Bu ipucu bizi Asur ve Babil dönemlerinin de ötesine Sümer dönemine kadar götürebilir.

asurbabil

Eski Asurluların ve Babillilerin inanışlarına (mitolojilerine) bakıldığında kötü ruh ve cin inanışının mevcudiyeti görülmektedir. Babil literatüründeki cin ve kötü ruh inanışlarına ilişkin kelimelere bakıldığında Sümer dilinin etkisi göze çarpmaktadır. Asurlular döneminde gerekli ayin yapılmadığı için huzur bulamayan ve canlılara musallat olan “edimmu” adlı ruhları, Sümer dönemindeki “utukku”yla benzerlik göstermektedir. Bu inanışlar da genellikle bu musallatlara karşı insanların uygulaması gereken tedbirlerden bahsedilmesi nedeniyle yazıya aktarılmıştır. Asurlular başta olmak üzere diğer Sami kökenli kavimlerde pek çok cin türü söz konusudur.

Mesela yukarıda bahsettiğim “utukku”ların çölde tuzak kurup insanlara musallat olduklarına, denizlerde, dağlarda ve mezarlıklarda yaşadıklarına inanılmıştır. Cinsiyeti olmayan cinler olan “gallu”lar, gizlice dolaşıp insanlara tuzak kuran “rabisu”lar, hayli tehlikeli sayılan dişi cinler olan “labartular” bunlardan birkaçıydı. Özellikle çocuklara musallat oldukları için onlara tılsımlı tabletlerden muskalar asılmıştır. Bunlar haricinde bir de yarı insan özellikleri taşıdıklarına inanılan cinlerden bahsedilmektedir. Canavar olarak tasvir edilen bu cinlerden erkek olanlarına “lilu”, dişi olanlara da “lilitu”, “ardat lili” adları verilmiş, her biri kendi içerisinde ayrı bir tür olarak kabul edilmiştir.

anzu

Değindiğim yazılı kaynaklar meselesini de açıklığa kavuşturmalı, bahsettiklerim kil tabletlere kazınmış dualardır. Bunların bir kısmı hem Sümer hem de Akkad dilinin (Babil lehçesi ve Asur lehçesi Akkad dilinden çıkmadır) aktarıldığı önemli bir kaynaktan gelmedir. Ninova kazılarında ortaya çıkartılan Kral Asurbanipal’in kütüphanesinde (Irak’ta, Musul yakınlarındaki Koyuncuk’ta) Keldani büyücülüğünün köklerine ilişkin Akkad’lara ait üç önemli büyü kitabı bulunmuştur. Bunlardan ilki “Lanetli Ruhlar” adını taşımakta olup cinlerle hayaletlerin saldırılarından korunma, cin kovma uygulamalarından bahsetmektedir. Bir kısmı bulunamamış ikinci kitabın bir tıp çalışması, üçüncünün ise çeşitli tanrılara yazılmış dualar ve şiirlerden oluştuğu bilinmektedir. Kral Asurbanipal’in meşhur kil tabletlerden oluşma kütüphanesinden (meşhur Gılgamış Destanı’nın da bulunduğu yer) çıkma bu eserlerde, koruyucu formüllerinden (dua, sihirli sözcük) birisi şu şekildedir: “Lanetli cin gitsin! Onlar (cinler) birbirini tutsun! İyi cinler, iyi devler (hastanın) bedenine yerleşsin! Göklerin ruhu çağır onu! Yeryüzünün ruhu, çağır onu!”

Edin na zu!” (Çöle git!)

Sümerlerin egzorsizm dualarından.

Sümerlerin bu inanışa sadece kelimeler bazında değil şeklen de yön verdikleri belirtilmeli. Mesela Sümerlerin egzorsizm yani kötü ruhların musallatına yönelik ayinlerinde kullandıkları “Edin na zu” tabiri “Çöle git!” anlamındadır. Buradaki “çöl” vurgusunun, çöllerin kötü ruhların ve cinlerin mesken tuttuğu yerler olduğuna dair inanışın temelini oluşturduğu söylenebilir. Araplarda çöllerde gezinen gulyabani metaforu, Hz. Süleyman’ın çöllere hapsettiği kâfir ifritlere ve cinlere dair söylenceler gibi. Bu durum aralarında doğrudan bir bağlantı olmasa da, Eski Mısır’da kötülükle ilişkilendirilen Tanrı Seth’in “Yukarı Mısır’ın” yani güney bölgelerinin tanrısı olarak kabul edilerek çöl ve fırtınalarla ilişkilendirilmesi anekdotunu akıllara getirmektedir.

Ancak şöyle bir farklılık vardır; Eski Mısır inancında Asurlular ve Hintlilerdeki gibi birden fazla türde ve insan azmanı olarak tasvir edilen cinler yoktur. Bir diğer benzerlik Arap inançlarındaki cinlerin hayvan kılığına girmesi örneğinde olduğu gibi Mısırlılarda da cinlerin yabani hayvan, yılan, kertenkele, siyah vücutlu insan, timsah, maymun ve kuş şeklinde olduklarına dair inanıştır. Eski Mısır’da inanış gereği cinler insanları delirtebilir, büyücülerin çağrısıyla insanları korkutabilirler ve pek çok canlıya zarar verebilirler.

Bu yazı, "Üç Harflilere Dair" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar