Kahramangiller

Bilimkurgunun Belki De En Samimi Hikayesi: Su Adamı

Bilimkurgu, diğer edebi türlere nazaran biraz daha ciddi, acımasız ve sert bir disiplin olarak göze çarpıyor. Genel izlenim hep bu yönde olmuştur. Asık yüzlü, dediğim dedik, psikolojik sorunları olan karakter ve buna uygun kaotik mekanlar. Space Opera alt türündeki eserlerde dahil olmak üzere çoğu bilimkurgu yapıtının bu çizgiyi izlediğini görüyoruz. Bu yazıda bu algıyı biraz değiştireceğiz. Sizi bu türde muhtemelen okuduğunuz/okuyacağınız en iç ısıtan hikaye ile tanıştırmama izin verin.

Alexander Belyaev’in kaleminden çıkan Su Adamı, okurken ister istemez “ah canım ya” diyeceğiniz türde bir eser. İlk olarak 1928 yılında yayınlanan Su Adamı, Sovyet bilimkurgusunun en sıra dışı ve en dikkat çekici kitaplarından biri. Bunda yaratıcısını canından çok seven “Frankenstein”in payı had safhada. Hikayesi işe şöyle…

“Deniz Şeytanı”

Güney Amerika’ya gidiyoruz. Buones Aires sahillerinde inci avı peşindeyiz. Kitaba bu iş için kullanılan Denizanası adlı geminin güvertesinde başlıyoruz. Ekmek paralarının peşine düşen avcıların tek sıkıntısının deniz ve köpek balıkları olmadığı bir zamandayız. Zaman zaman bahsi açılan, insanların tüylerini diken diken etmeye yeten, kimisinin gerçek kimisinin safsata olduğunu düşündüğü “Deniz Şeytanı”nın civar kıyılara endişe ve korku verdiği zamanlar.

Su Adamı

Ne balık ne insan, ne iyi ne kötü olduğu konusunda karar verilemeyen bir yaratık inci ve balık avcılarının işlerine sürekli bir terslik çıkarır. Ya onları korkutur bir süre aynı yere gelmelerine mani olur. Ya da avlandıkları bölgelerde başka türlü müdahalelerde bulunur. Günlerden bir gün Denizanası yine av peşindeyken nam-ı diğer şeytan kanlı canlı olarak kendini gösterir. Hemde bir yunusu at misali denizde sürerken. Korkudan dili tutulan tayfanın bir kısmı haç çıkartıp dualar mırıldanırken geminin kaptanı Pedro Zurita para hesapları yapmaya başlar. Şeytan söylendiği gibi ‘şeytan’ olmadığına göre neden inci avı için kullanılamasın ki? Planını en güvendiği adamı yaşlı kurt, eskinin en iyi avcılarından Baltasar’a anlatır. İkili düşünüp taşındıktan sonra şeytan avı için hazırlıklara başlar. Lakin madalyonun diğer tarafına bakmak akıllarına gelmez…

Senin Benim Gibi İnsan

Kıyıda yerlilere denizde avcılara korku salan şeytanın aslında kim olduğu hikayenin can damarını teşkil ediyor. Asıl ismi Ihtiandr. Bir takım müdahalelerle hem denizde hem karada yaşamaya uygun bir organizmaya sahip genç bir adamdır. Küçük yaşta geçirdiği bir dizi “deneysel” ameliyat sağ olsun. Bu işin arkasındaki isim tıbbın ve biyoloji biliminin gördüğü en sayko bilim adamı Doktor Salvator’dan başkası  değil. Herkesten sır gibi sakladığı, saklandığı kalesinde yürütür çalışmalarını. Çevre halkının mucizeler yaratan doktoru, son umutları olmuştur yıllardır. Ihtiandr ise kelimenin tam anlamı ile gurur kaynağıdır.

Kendisine yapılanlardan habersiz bir şekilde yaşar Ihtiandr. Durumundan ve okyanusun balıklar gibi daimi misafiri olmaktan dolayı mutlu mesut hayatını devam ettirir. Yunusları ehlileştirir, yeri geldiğinde ahtapotlar ile dövüşür. İnsan hayatı tam bir muammadır onun için. Bir çok duygu yabancı ve hiç tadılmamıştır. Mesela aşk gibi….

Günün birinde aşk Ihtiandr’ın da karşısına çıkar. Zaten ne olursa o noktadan sonra olur. Bir yanda aşkı bir yanda peşindeki avcılar. Su adamı, karaya çıktığına iki sebepten ötürü de pişman olur…

Bir Garip Hayat

Kitabın konusu üç aşağı beş aşağı -yukarı da olur- bu şekilde. Benzeri kurgulara kıyasla çok daha insani geliyor kulağa. Örnek olarak Frankenstein’in yaşadıkları ile bir noktada benzerken bir o kadar da uzak. Ya da Doktor Jekyll ve Mr. Hyde adlı eserdekine benzer sorgulamalar var. Lakin Su Adamı daha duygusal. Hep bir kabulleniş halinde görürüz onu. İtiraz etmek ister lakin edemez. Aşk onun duygularını birbirine karıştırırken diğer yandan da varoluşuna kızmak ister. Ama kızamaz. Çünkü babası (Doktor Salvator) öyle uygun görmüştür ve Ihtiandr iyi bir çocuktur.

Kitabın içerisinde beklendiği üzere bir tane deli bilim adamı mevcut. Doktor Salvator bu rolde tasarlanmış lakin pek de deli olduğu söylenemez. Onun yaptıklarına ideallerinin peşinden gitmek diyelim. Darwinci görüşü sonuna kadar savunan ve bunu uygulamak için hiçbir fırsatı kaçırmayan bir zihin. Evrim süreci ile ilgili hesap sormak istediği noktalar var. Bunun dışında Pedro Zurita klasik kötü adamımız. Kitabın kötülük kısmını başarıyla üstlenmiş durumda. Hatta herif tam bir pislik çıktı. Bunlar her ne kadar kilit isimler olsa da Ihtiandr Su Adamı’nı Su Adamı yapan isim.

Ihtiandr…

Alexander Belyaev’in dehası bu karakterde ortaya çıkıyor. Hem karada hem suda yaşayabilen Ihtiandr çocuk kadar saf ve masumdur. En basiti Salvator’un kendisine yaptıklarından bir haber yaşamını sürdürür. Onu babası olarak bilir ve sever. Kitapta okyanustaki engin dünyada neler yaptığı bolca anlatılır. Hayatının önemli bir kısmını suda geçirir, geçirmek zorundadır. Biyolojik olarak sahip olduğu ekstra organlar onun hayatını hem daha zengin hemde daha umutsuz kılar. Birey okyanusa aşık olsa, onsuz yapamayacağını düşünse dahi gerçek aşk her şeyi değiştirir. Okuduğum onca kitap arasında hani, saflığına hayran olduğum tek karakterdir Ihtiandr.

Buna özellikle bilimkurguda rastlamak -türü fazlasıyla seven- bendeniz için çok daha anlamlı oldu diyebilirim. En başta da demiştim bu tür ciddiyeti ve katı kalpli olmayı ister. Burada realist, materyalist olmak gerekir yoksa hayatta kalamazsınız. Duygular en zayıf noktanızdır, peşlerinden gidemezsiniz. Ha işin ucunda intikam olur o ayrı. Okuduğunuzda göreceğiniz üzere Su Adamı, Ihtiandr bunların hepsini bir kenara atar. Çizginin dışına çıkmaya, duygularının peşinden gitmeye, her şeyini vermeye hazırdır. Kesinlikle akılda kalıcı ve unutulmayacak bir karakter olmuş.

Bir De Şöyle Bir Mesele Var

Kitap içerisinde Darwinci görüşe, evrime kurgunun hakkı olduğu üzere yer verildiğini görüyoruz. Biraz daha fazla geçmesini isterdim. Kitabın son bölümlerinde yer bulmuş daha çok. Geçekten de evrim mükemmel insana ulaşmayı hiç bir zaman başaramadı. Başaramayacak da. Bilinen tüm canlılardan daha üstün olduğu düşünülen insanoğlu hep bir şeyleri yapamayarak yaşamına devam ediyor ve edecek. Örnek olarak alın size bu kitap. İnci avcıları için su altında kalma süresi ortalama bir dakika civarı. En iyileri bile aşağı yukarı bir buçuk dakika. Sonrası hastalık ya da ölüm anlamına geliyor. Lakin köpek balıklarına benzer solungaçlarımız olduğunu ama zamanla köreldiklerini de biliyoruz. Doktor Frankenstein’in bu kitaptaki yansıması olan Salvator’un bu konuda çok güzel bir demeci yer alıyor. Evrim, hiç bir zaman bizi mükemmel kılmadı. Ya da diğer görüşü ele alalım; tanrı bizi mükemmel yaratmadı. Eksiklerimizle yaşıyoruz.

Bir de inanç meselesi var. Kitapta çok fazla yer almasa da satır aralarında görmek mümkün. Katolik kilisesinin o zamanların Arjantin’i üzerinde bir hayli etkisi mevcut. Yaptırımlarda bulunmaktan çekinmiyor, yaşamı yerli halk için çekilmez kılıyor. Sömürü düzeni hakkında atıp tutacak değilim. Lakin bir yere din taşıdığınız ve kabul gördüğünüz zaman sizden iyisi yok. Bütün mesele kabul edilmekte. Gerisi ekmek elden su gölden. İnsanoğlu ne zamanki dini kendisinden önemli görmeyi bırakır o zaman özgürleşir. Başka türlüsü hep aynı senaryo. İnanç uğruna aklın sınırları dışında eylemler, yaptırımlar.

Son Olarak

Biyoloji bilimini merkezine alan kurgular okumak isteyenlerin kesinlikle göz atması gereken bir eser Su Adamı. Zaten bu tür ile ilgili bulabileceğimiz yerli kaynak ne yazık ki pek yok. İthaki Yayınları bilimkurgu literatürümüze yaptığı yatırımlar ile takdire şayan işler yapmaya devam ediyor. Özellikle dikkatimi çeken bir nokta da şu; Sovyet bilimkurgusunu Bilimkurgu Klasikleri serisi altında toplamaya özen gösteriyorlar. Daha önceden Zamyatin’in Biz adlı distopyası, yayınevinin aklıma gelen -unuttuğum varsa affola, öğrenmeye hazırım- yayınlarından. Bunun anlamı, o dönemin o coğrafyadan çıkan kurguları kesinlikle klasik olarak nitelendirilmeyi hak ettiği. İthaki’de buna gereken saygıyı fazlasıyla gösteriyor.

Bizde sadece Su Adamı kitabı ile bilinen Belyaev yurt dışında tanınan bir isim. Yirmi civarında kitabı olan yazarın diğer eserlerini de kesinlikle okumak isterim. Son söz kısmında okuduklarıma bakılırsa muazzam şeyler yazmış, benden söylemesi.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar