Kahramangiller

Bioshock’un Başlangıç Hikayesi – Rapture Şehri

Bioshock, 2007 yılında PC’ye ilk çıktığında, oynadıkları oyunda başarılı bir atmosfer ve iyi bir kurgu görmek isteyen oyuncu kitleyi kalbinden vurmuştu. Ruhani atası olan System Shock serisindeki bazı mekanikleri ileriye götüren oyun, bunu Rapture gibi muhteşem bir ortam ve hikayeyle birleştirince Bioshock 2 ve Bioshock Infinite’in gelmesi kaçınılmaz oldu.

Bu yazıda ele alacağımız şey ise oyunun kendisi değil, oyunun hikayesini daha derinden anlatan ve İthaki Yayınları’nın Türkçeye çevirip bastığı “Rapture Şehri” romanı. Roman daha önce adını duymadığım John Shirley isimli bir yazar tarafından yazılmış ve Bioshock 1 ve 2 öncesi olayları daha detaylı anlatması amaçlanmış. Ayrıca Türkçe baskıdaki eski tip cilt gerçekten çok başarılı olmuş, bu konuda yayınevini kutlamak gerekiyor.

b3

İyi bilim kurgu ile kötü bilim kurguyu ayıran şey atmosferdir demişti bir arkadaş. Haklı sanırım.

Kitapla ilgili kendi yorumlarıma geçmeden önce bir iki ufak detayın üzerinde durmak istiyorum: Öncelikle kitap, oyunun yapımcısı Ken Levine tarafından yüzde yüz onaylanmış değil ve canon materyal muamelesi görmüyor. Ayrıca kitapla oyunun çeliştiği 3-4 ufak nokta var. Fakat benim gibi bir oyun hikayesi hastası değilseniz bunları fark etmek mümkün değil.

Sen Ne Güzel Şehirdin Rapture

Romanımız bu kadar güzel atmosferli bir oyunu ele alınca aklımıza gelen ilk soru şu oluyor: “Kitapta da benzer bir havayı yakalayabiliyor muyuz?”. Cevabım kesinlikle evet. Başlarda yazarın kendisi de, çeviri de hafif tekliyor ama oyunu oynadıysanız kısa süre içinde kafanızda oyunun müzikleri çalmaya başlıyor. Oyunu oynamadan kitabı okumuş olanların, özellikle de kitabı okuduktan sonra oyunu oynayanların deneyimlerini de merak etmiyor değilim.

b7

1950ler + Parlak bir distopya = Ekrana çakılmış kitleler.

Bioshock’un hikayesi, bir ütopyanın adım adım distopyaya doğru çöküşü olduğundan birazcık o ütopyanın üzerinde durmak gerekiyor. Bütün hikayenin geçtiği Rapture şehrinin kurucusu olan Andrew Ryan aslında geçen yüzyılın sevmeyeni seveninden çok olan düşünürlerinden Ayn Rand’ın bir izdüşümü. Andrew Ryan karakterini tamamen “Çok zengin bir Ayn Rand” olarak düşünemesek de benzerlikler, isim de dahil olmak üzere, had safhada.

Ayn Rand, tıpkı sanal dünyadaki izdüşümü Andrew Ryan gibi, Sovyetler Birliği’nden Amerika’ya kaçmış ve oradaki baskı ve çürümüşlüğü birinci elden görmüş biri. Kendisi McCharthy Amerikasındaki anti-sol baskıcı dönemde, uç seviyedeki Sovyet karşıtı görüşleri sayesinde epeyce popüler olmuş ve fikirlerini yazdığı kitaplar üzerinden kitlelere ulaştırmış.

ayn

Mesele Sovyet Rusya olduğunda Ayn Rand ve Andrew Ryan arasında fark kalmıyor.

Ayn Rand ve ortaya koyduğu düşünce sistemi olan Objektivizm’in temel öğretisi insanların kendi mutlulukları peşinde ilerlemelerinin toplamda bütün toplumu iyiye götüreceği üzerinedir. İnsanlar birbirlerine iyi veya kötü etki etmemeli, tembellik ürettiği için sosyal güvenlik gibi sistemler ortadan kaldırılmalıdır. Ekonomik alanda uç seviyelerde özgürlük taraftarı olan Ayn Rand, bu açıdan Cumhuriyetçiler tarafından çok sevilse de kürtaj yanlısı ve din karşıtı sert bir ateist olması yine aynı çevreler tarafından görmezden gelinmeye çalışılır.

Adrew Ryan da “Büyük Zincir” dediği fikir üzerinden benzer şeyler anlatsa da, dili ve yöntemleri açısından gerçek dünya versiyonuna göre daha sert. Bütün Bioshock hikayesini Andrew Ryan ve Rapture üzerinden objektivizmin bir eleştirisi olarak düşünürsek, aslında bu hikaye objektivizmin pratiğe dökülmesi durumunda ne kadar berbat durumlar oluşabileceği konusunda insanları uyaran sert bir felsefi mesaj içeriyor da diyebiliriz.

“Ben Tanrı’ya, gökyüzündeki görünmez bir adama inanmam. Fakat her birimizden daha güçlü bir şey vardır; çabalarımızın birleşimi, endüstride bizi birleştiren Büyük Zincir. Ancak bu zincir, biz sadece kendi çıkarlarımız için mücadele ettiğimizde toplumu doğru yöne çeker. Zincir hiçbir hükümetin yönlendiremeyeceği kadar kuvvetli ve gizemlidir. Bundan başkasını söyleyen kim olursa olsun, ya eli senin cebindedir ya da boğazına silahını dayamıştır.”

-Andrew Ryan

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar