Kahramangiller

Bu Kez Daha Tehlikeli: Altın Oğul

“Ev, vardığın yer değil, her yer kararırken ışığı bulduğun yerdir.”

Kızıl İsyan serisinin ikinci kitabı Altın Oğul çıkalı bir seneyi geçmesine rağmen okumak için bekletmek konusunda neden bu kadar cömert davrandığımı sorsanız nedenini söyleyemem. İlk kitap olan Kızıl Yükseliş’i pek sevemediğim için buna elimin gitmediği bir gerçek; neyse ki sonunda bu ölü toprağını üstümden atıp okuyabildim ve kendimi yine burada buldum. Dilerseniz lafı fazla uzatmadan naçizane yorumuma geçelim.

Kızıl Yükseliş, beğeneninin çok oluşuyla ve ortalıkta uçuşan yorumlar ve puanlarla birlikte arşa yükselen beklentilerimin çok altında kalan yavan bir kitap olmuştu benim için. Bir genç yetişkin kitabı olarak artıları olsa da hoşuma gitmeyen yönleri bir hayli fazlaydı; bu nedenle Altın Oğul’u okumaya çok temkinli başladığımı söylesem herhalde bunu garipsemezsiniz. Kitabı genel olarak ilkine göre daha başarılı bulsam da hala aklımı kurcalayan bir iki şey var; o nedenle yazının devamında ilk kitabın beğenmediğim noktalarının ikinci kitapta devam edip etmeme durumundan ve olumlu olumsuz yeni eleştirilerimden bahsedeceğim. Ancak ondan önce Kızıl Yükseliş incelemesini okumak isteyenleri buraya alalım: Kızıl Gezegende Bir İsyancı: Kızıl Yükseliş Ayrıca yazının devamının Kızıl Yükseliş’i okumayanlar için spoiler niteliğinde olduğunu buraya not düşmekte fayda var, aman dikkat.

İlk kitabın sonunda Enstitü’den galip çıkan ve Altınların en yüksek kademesi olan Eşsiz Yaralıların içine sızma imkanı yakalayan Darrow, bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırken kendini öncekinden de acımasız bir oyunun içinde buluyor. Toplumu çökertmek ve sistemi yıkmak amacıyla hareket ederken yaptığı hatalar onu bambaşka yerlere sürüklese de isyanından vazgeçmediğini ve git gide yalnızlaşan mücadelesini okuyoruz kitap boyunca. Dengelerin sürekli değiştiği, stratejinin, zekanın ve gücü elde etme savaşının üzerine kurulu kitapta alışkın olduğumuz distopya eserlerindeki gibi bir savaşın ortasına düşüyoruz. Darrow’un hayatta kalma ve planını başarıya ulaştırma çabasını okumak her sayfada daha heyecanlı ve aksiyonlu bir hal alıyor.

Altın Oğul, ilk kitabın bittiği yerden birkaç yıl sonrasını anlatmaya başlıyor. Bu yüzden kitap benim için bir sıfır önde başladı çünkü kendi adıma ‘flashback’ denilen anlatımı okumayı çok seviyorum; bunda da Darrow’un Enstitü’den sonraki zamanını ve Altınların içinde edindiği yeri geriye dönüşlerle okumak hoşuma gitti. Ancak gerek ilk kitapla arasına koyduğum zaman nedeniyle bazı olayları unutmam gerek yeni karakterlerin bolluğu kitabın başında bir karmaşa ve anlama zorluğu yaşamama neden oldu. Aynı şey ilk kitapta da başıma gelmişti; ama Altın Oğul’dakini kitaptaki evrene tamamen yabancı olmadığım için daha kolay atlattığımı söyleyebilirim. Yine de yazarın bu yazım tarzında bir düzeltme yapması gerektiğini düşünüyorum; üçüncü kitapta nasıl bir anlatımı tercih ettiğini de merak ediyorum.

Üçlemenin orijinal kapakları

Karakter gelişiminin ilk kitaba göre daha yavaş ve daha iyi bir şekilde örüldüğünü söyleyebilirim; Darrow için değilse bile en azından diğer karakterler için. Bu konudaki fikrim değiş(e)mediği için gerçekten üzgünüm ama ben hala Darrow’un neden böyle büyük bir isyanın lideri olduğunu anlayamıyorum; sanıldığı kadar zeki ve güçlü olduğunu düşünmüyorum. Hele tam bir ‘Mary Sue’ olma yolunda ilerlediğini gördükçe olduğundan itici ve yapay geliyor bana. Elimde olmadan diğer kitap karakterleriyle karşılaştırıyorum; en çok benzettiğim Katniss ve Ender’i ele alırsak Darrow onların eline su dökemez bence. Artık Altınların arasında olmasının uğruna savaştığı amacını daha çok anlamasını ve benimsemesini sağladığını görsem de rastgele sahaya sürülen bir futbolcudan farklı değil benim için. Kitabı okurken bazı bölümlerde yazara ve karaktere haksızlık ettiğimi düşünsem de sonra öyle olmadığında kesinlikle karar kıldım; benim mükemmel, yenilmez, çok güçlü ve akıllı olarak yazılan karakterlerle yıldızım hiçbir zaman barışmıyor. Darrow’un da hataları, kafa karışıklıkları, gidiş gelişleri olsa da çoğu zaman inanılmaz bir şekilde başarılı oluyor ve bu da yine çoğu zaman şansının yaver gitmesinden kaynaklanıyor. Ama elbette ki diğer okuyucular böyle düşünmeyebilir, saygı duyarım. Sadece benim fikrim bu yönde.

Yorumlar