Kahramangiller

Büyünün Bilimle İşi Ne Diyenlere: Pazartesi Cumartesiden Başlar

Bilimkurgu edebiyatının en güzel yönlerinden bir tanesi de kendine özgülük konusunda diğer edebi türlerden daha işlevsel olması. Örneğin yazdığınız kitabın konusu bir uzaylı istilası hakkında olabileceği gibi gerçekliğin var olup olmadığı yoksa “yanılsamalardan ibaret bir kısır döngüye mi hayat diyoruz acaba” sorusuna yanıt aramaya kadar deyimi yerindeyse uçsuz bucaksız bir derya.

Öyle ki işin içine büyü kattığınızda bile ortaya harikalar çıkartabilirsiniz. İki kardeş ortak kaleme aldıkları kitaplarla Rus bilimkurgusunun en bilinen isimleri olan Arkadi ve Boris Strugatski kardeşler gibi mesela. Külliyata kazandırdıkları kitaplardan sadece -İthaki Yayınları sağ olsun- Pazartesi Cumartesiden Başlar’ı okuyabildim. Malum klasik baskı sorunları vs. Ancak okuduktan sonra diğer kitapları da es geçmemenin iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Daha önceden tecrübe ettiğiniz okuma seanslarını bir süre rafa kaldırın. Elimizde bambaşka bir hikaye var ve şöyle başlıyor:

Tamamen Başka Bir Hikaye

Kitabın ana karakteri Aleksandr Ivanoviç Privalov’un arabayla seyahat ederken otostop çeken iki kişiyi arabasına alması Pazartesi Cumartesiden Başlar’ın dünyasına giriş yapıyoruz. Avcı kılıklı adamları arabasına almakta hiç bir beis görmeyen Privalov -ya da kitapta kullanılan kısaltma haliyle Saşa- hayatında karşılaştığı en ilginç insanlar ile karşılaştığını düşünür. Ancak bu tabiri caizse daha başlangıçtır. YOKHİÇ adında bir yerde çalıştıklarını söyleyen ikili araba yolculuğu sırasında Saşa’ya iş teklifinde bulunurlar. Böyle bir kitaptan beklendiği üzere karşı taraf teklifi fazla uzatmadan kabul eder.

Arkadi ve Boris Strugatski kardeşler

Arkadi ve Boris Strugatski kardeşler

YOKHİÇ yani Yüksek Ökültasyon Kurumu Hususi İzat Çalışmaları Enstitüsü’nde görevine başlayan Saşa, daha önceki hayatıyla kıyaslanamayacak miktarda garipliği bir arada görür. Kabaca tanımlayacak olursak her biri kendi alanında otorite olan bilim adamının bir araya gelerek çalışmalarını sürdürdüğü, bilimin ışığında ilerleyen bir kurum olduğu düşünülecek bir yer. Ancak iş öyle değil, sanıyorum hiçbir zamanda olmadı. Kimisi zamanda gelecekte yaşayıp bir gün öncesini hatırlamıyorken bir diğeri mükemmel insanı yaratma derdinde. Herkesin kendi kopyasını yaratıp, yoktan yemek var edebildiğini de söylemeden geçmeyelim. Kendilerine bilim adamı yerine büyücü diyen bir topluluktan bahsediyoruz burada, bu saydıklarım günlük rutinler. YOKHİÇ’te yaşayan belki de en aklı başındaki kişi olarak Saşa, her geçen gün bilimin ve büyünün oluşturduğu senteze tanıklık etmeye devam eder.

Hiç kuşkusuz eser, bilimkurgunun en eğlenceli ve çılgın kitapları arasında. Daha bunun gibi kitaplar mutlaka vardır ama o da tamamen başka bir hikaye…

Bu Bilim mi Büyü mü?

İkisi de aslında. Strugatski kardeşlerin kitabında ikisi öyle ilginç bir şekilde bir araya gelmişler ki birbirinden ayırt etmek zor. Zaten gerekte yok. İşin eğlencesi de burada. Okuduğum en eğlenceli bilimkurgu kitabı olduğunu söyleyebileceğim kitap, çok başarılı bir şekilde birbirine zıt olan/olması gereken bu iki kavramı sentezlemeyi başarmış. Bununla bilikte okuru kesinlikle sıkmayan bir havada gelişiyor olaylar. Tür içerisinde yayınlanan kitaplarda görmeye alıştığımız o sürekli endişeli, gergin, kovalamaca ya da kaçma peşindeki adamlara bu kitapta yer yok. Buradaki herkes kendi büyüsü, bilimi ve hayallerinin peşinde. Zaman ve mekanla dalga geçen, oynayan bir grup deli bilim adamından oluşan hikayenin en büyük vaadi sanıyorum eğlence. Ancak öyle salt eğlencelik, mizah olsun diye kaleme alındığını düşünmek yanlış olur. Burada, bilimsel teoriler ve gerçekler ışığında büyü yapmaya çalışan ve yapan bilim adamlarından bahsediyoruz. İster istemez komik oluyor tabi.

1

“Aşırı gelişmiş teknoloji büyüden ayırt edilemez”

Gibi beylik bir söz vardır. Bu kitapta durum tamamen bundan ibaret. Hogwarts vari bir büyücülük kurumu olan YOKHİÇ’te birbirinden ilginç kişiliklere sahip bilim adamları ve doktorlar kuantum mekaniği hakkında atıp tutarken zamanda yolculuğun mümkün olup olamayacağı, biyolojik olarak bir insan yaratmanın ne gibi bir yan etkileri olacağı gibi konular üzerine kafa patlatıyor. İşin ilginç yanı da kurumda işe başlamadan önce normal bir hayata sahip olan ana karakterin tüm olan biteni çok normal karşılaması. Sanki doğal olanı buymuş gibi kendi siluetini yaratıp gece vardiyasında vampirlerle sohbet etmeye gidiyor.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar