Kahramangiller

Dünyanın Seyrini Değiştirecek Bir Mekan: Kül Dağındaki Kütüphane

Yakın zamanda okumadığım tatta bir kitap var elimde bu sefer. Klasik fantastik edebiyat türünden uzak fantezilere kapı atalayan bir kitap oldu Kül Dağındaki Kütüphane. Doğaüstü olayların durmak bilmediği eseri, türlü türlü aksiyona hazırlıklı olarak okumakta fayda var. Zira enterasan olaylar bitmek bilmiyor. Aynı zamanda yazarının da ilk kitabı. Scott Hawkins’in bu alanda yetenekli bir yazar olacağının ilk işareti adeta.

Dedik ya fantastik bir hikaye. Ancak olan biten her şey bildiğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nde geçiyor. Fanstastik olan kısmı barındırdığı kurgudan ileri geliyor. Neler olmuyor ki kitapta. Zaman mekanın sınırlarının aşılmasından tutun yaşamla ölümün basit birer seçime dönüşmesi kadar. Öyle ki Garrison Oaks adlı bölgede vuku bulan hadiseler dünyayı alt üst etme yeter de artar türden…

Kitaplar Mevzu Bahis

Kitabın adından anlaşılacağı üzere ana mekan bir kütüphane. Ancak öyle bildiğimiz kütüphaneler gibi değil. Her ne kadar kütüphane kültürümüz zayıf olsa da alışılmışın dışında bir mekan var elimizde. Burada bir şey ödünç alıp gitmek mümkün olmadığı gibi üye kartı da çıkartamazsınız. Burası özel amaçlar için kullanılan bir kütüphane. Kitabın başında Carolyn karşılıyor bizi. Kendisi bir çeşit kütüphaneci. Sıradışı olan kütüphanenin tabi ki normal olmayan kütüphanecilerinden biri olarak karşımızda. Diller, terminoloji konusunda çok yetenekli ve epey güçlü bir hafızaya sahip. Öyle ki gelmiş geçmiş tüm dilleri konuşabilmek üzere eğitim alıyor. Kardeşleri arasında onun görevi konuşmak, iletişim kurmak üzerine anlayacağınız.

Kül Dağındaki Kütüphane

Kardeşlerinden kastım, aralarında kan bağı olmayan diğer kütüphaneciler. Onuna birlikte tam on iki kişiler ve hepsinin öğrenmek, uzman olmak zorunda kaldıkları belli alanlar var. Kitapta bu alanlar için katalog kelimesi kullanılmış, terimi çok beğendim. Her bir katalog farklı yetenekleri, ilgi alanlarını kapsıyor ve aralarında akıl uçuran cinsten olanları da var. En basit örnekle; ölülerin arasında yaşamayı seven ve ölüme gülerek giden bir insan düşünün. Kataloğu ölüm ve ardındakiler olunca insan güle oynaya ölüyor. Daha neler neler var aralarında. Bu elemanlar kim, neden buradalar sorusunun cevabı kitabın can damarı karakteri olan Baba’da saklı. Tam olarak ne olduğuna dair açıkça bir bilgilendirme yok kitapta. Bir çeşit tanrı/yarı tanrı ve dünyanın güvenliğinden o sorumlu. Bu da demek oluyor ki ABD Başkanı’ndan daha önemli bir şahsiyet. Gerçi okuyunca bunu çok daha iyi anlıyoruz. Sözün özü Baba demek dünya demek. O var oldukça dünya güvende ve yaşanabilir olarak kalmaya devam edecek.

Peki günün birinde Baba esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolursa ne olur? Ben söyleyeyim, bin yıllarca dünyayı koruyup gözeten bir el ortadan kalktığında karanlık vakit kaybetmeden harekete geçecek demek. Buna engel olmaya çalışan kütüphaneciler ve geçmişten gelen yardım yaklaşan kaosu önlemeye yetecek mi. Yoksa işler daha mı beter olacak. Okuyup göreceğiz…

Kurgu İyiydi Şimdi

Kitabın anlatımı, dili çok hoşuma gitti. Amerikanvari bir dil tercih edilmiş; rahat, kasmayan insanların bütün olağanüstü şeylere rağmen şaşırmadan bira içebildiği, sülalem rahat ayarında  konuştuğu bir kitap olmuş. Okur için hikayenin içine rahatlıkla dahil olmak önemli. Daha önceki kitaplarda da bahsettiğim gibi, okuyucu kendisini kitaba kaptırdığı zaman başarılı bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönü ile hemen herkesin okuyabileceği ayarda bir eser. Rahat okunuyor oluşu kesinlikle iyi bir şey. Ancak bazılarımız kendimizi zorlayacak eserleri daha çok sever. Okurken biraz daha kafa patlatmak, metaforlar, alegorik yaklaşımlar yakalamk isteriz. Bu noktada ever hafif ama kötü olduğu anlamına gelmiyor. Karşımızda 21.yüzyıl Amerikasında geçen fantastik bir hikaye var. Başka türlü olmasına gerek yok adamım.

Anlatımın yanı sıra anlatılan kurgu ayrı güzeldi. Tamam ilk başlarda ne oluyor, o kimdi, kim ne demiş pek anlaşılmıyordu. Bu konuda kitabın daha anlaşılır başlamasını isterdim açıkçası. Ama olaylar içine girdikçe iyice renklendi ki tabiri caizse sorma gitsin. Kütüphane, Garrison Oaks, karakterler vs. olaylar rayına oturunca okumak gerçek bir zevke dönüştü. Kitap kesinlikle kendisini okutmayı başarıyor. Herhangi bir yerinde sıkıldığımı hatırlamıyorum. Scott Hawkins’in kurgusu gayet başarılı bir şekilde işliyor. Heyecanmetre sürekli yüksek devirde çalıştı diyebilirim. Modern dünya soslu fantastik edebiyat olarak başarılı bir iş çıkmış ortaya burası kesin.

Kütüphaneciler

Karakterlere baktığım zaman hepsinin çok başarılı yaratılmış olduğunu söylemek zor. Carolyn ve iki üç tanesi hariç diğer kütüphanecilerin arka planda kaldığını görüyoruz. Her birinin bir diyaloğu ya da etkilediği/etkilendiği birileri olsa çok daha güzel olabilirdi. On iki kişiler. Bu rakamın neden önemli olduğu, diğerlerinin hangi alanlarda çalıştığı gibi bilgilerin havada kalıyor olması sanırım kitabın en olumsuz yönü oldu. Carolyn başarılı bir karakter olmuş bunda hem fikirim. Klişe olmaya çok yaklaştığı durumlarla birlikte genel itibari sevdim. Diğerleri fazlaca yan karakter olarak kalmışlar.

Bunun dışında kitapta en çok beğendiğim nokta karakterlerin dış dünyaya karşı olan yaklaşımları, etkileşimleri hoşuma gitti. Hayatları boyu modern toplumdan izole bir şekilde yaşadıklarını okuyoruz. Haliyle dış dünyaya karışmak zorunda oldukları zaman bocaladıklarını görüyoruz. Örneğin doğru dürüst İngilizce konuşamıyor çoğu ya da giyinme konusunda birer fiyasko olarak karşımıza çıkıyorlar. Doğru hamle. Düşünsenize yıllar boyunca hiç bir modern alet görmeyen birisi nasıl cep telefonu kullanmayı bilsin. Bu noktada cahil kalmaları kaçınılmaz oluyor haliyle.

Kül Dağındaki Kütüphane’nin Sonunda…

…kitap bittiğinde bir yarım kalmışlık hissi yaşamadım. Lakin devam etme ihtimali var gibi geldi. En son sayfa bu kapıyı açık bırakan cinsten olmuş. Kurgu nihayete eriyor ancak devam etse eder havasında. Gerçi yakın zamanda piyasanın her yerine bulaşan şu seri kitap virüsünden umarım nasibini almaz. Böyle bitse de gayet güzeldi. Devam ederse zayıflayacağını düşünüyorum ve kitaba yazık olur açıkçası. Tadında bırakmak diye bir şey var ve bu tür için son bir kaç yıldır nadiren görüyorum.

Kitabı okuyanların genel olarak verdikleri tepki bu olsa gerek.

Teknik özellikleri ya da somut özelliklerine baktığım zaman özellikle kapağını çok beğendim. İthaki Yayınları’nın daha önce de bir kaç kitapta kullandığı çift kapak ve şeffaf ön yüz burada da kullanılmış. Onun haricinde içteki kapak simsiyah ve kitaba ayrı bir hava katıyor. Yapılan çeviri ve metnin okunaklı olması yönünden de bir sorun yaşadığımı hatırlamıyorum. Bu konuda sıkıntı yoktu.

Başarılı kurgusu ve rahat okunan anlatımı ile Kül Dağındaki Kütüphane, bir şans vermeyi hak eden kitaplardan. Modern fantastik bir hikaye ile karşı karşıyayız ve cereyan eden olaylar cidden görülmeye değer. Hele son yetmiş sayfada neler oldu neler… İthaki Yayınları etiketi ile okurla buluşan kitap için anlatacaklarım bu kadar. Gerisini merak edenleri Garrison Oaks’a davet ediyorum.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar