Kahramangiller

Düşüncelerinden Kaçamazsın: Yıkıma Giden Adam

Kendisi de bilimkurgu edebiyatıyla ilgilenen ve bu alanda ciddi bir arşiv sahibi olan çok sevdiğim bir abimin söylediği bir söz hala hatırımda. Demişti ki “Bester’in dilimize çevirilen iki kitabı var ve bu iki kitapla adam, bilimkurguda en tepeye oturdu.”  Doğruluk payı olan bir cümle olup olmadığı tartışılır. Nihayetinde bilimkurgu dediğimiz uçsuz bucaksız bir dünya. Ancak neden böyle söylediğini Yıkıma Giden Adam’ı okuduktan sonra anladım. Alfred Bester, türün daha önce görmediği bir şeyi yapıyor.

1953 yılında dağıtılmaya başlanan Hugo Ödülleri’nin ilk kazananı olmayı başarır Alfred Bester, Yıkıma Gidem Adam adlı kitabı ile. Hayatı boyunca çeşitli derlemelere öyküler yazmış Bester, daha çok William Gibson’un Neuromancer adlı kitabı ve Wachowski kardeşlerin The Matrix film serisiyle bilinen cyberpunk türünün ilk örneklerini veren isim olarak da anılır. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu arada cyberpunk demişken şöyle alayım sizi:

Geek Terminoloji: Cyberpunk Nedir?:

Alfred Bester

Alfred Bester

Güç İsteği Uğruna

Yıkıma Giden Adam, insanlığın Güneş Sistemi’ndeki uydular dahil gök cisimlerine yerleşmiş olduğu 24. yüzyılda geçiyor. Teknoloji, tahmin edildiği üzere insanlığa gelişmeyi getirdiği gibi yozlaşma ve sefaleti de beraberinde getirmiş. Paranın, gücün, otoritenin, şirketlerin tekelinde olduğu bir zamandayız ve Hükümdarlık, tüm sistemin en güçlü iki şirketinden biri. Ben Reich’ın aile mirası olarak devraldığı ve gücüne güç katmak için hırsla ve tam bir profesyonellikle yönettiği Hükümdarlık’ın, mutlak güç olabilmesi önünde sadece tek bir engel vardır. O da Craye D’Courtney’in yönettiği D’Courtney Karteli. Reich, elindeki bütün gücü kullanmasına karşın, rakibi karşısında üstünlük sağlaması her geçen gün biraz daha zorlaşmaktadır. D’Courtney değer kazanırken Reich her geçen gün inişe geçer. İstediği otoriteye ulaşabilmek için rakibini etkisiz hale getirmesi gerektiğine karar veren Reich, yetmiş yıldır kimsenin yapamadığı, hatta aklından geçirmeye dahi cesaret edemediği bir şeye karar verir. Bir cinayet işlemeye…

Demolished Man

Herhangi bir suçun bu kadar uzun bir süre boyunca işlenememesi için çok ciddi bir tedbir alınması gerekir. Malum, insanlar dünyada egemen olduğundan bu yana suç da bizimle birlikte var oldu. Yıkıma Giden Adam’da, kimsenin cinayet işleme fikrini aklından geçirememesinin müsebbibi ise Esper adlı görevliler. Gözetleyici olarak da tabir edilen Esperler, (orijinal adı Extra Sensory Perception: Duyu Ötesi Algılama olan terimden türetilmiş) hem kendi türleri, hem de normal insanların aklından geçenleri adeta bir resim gibi görme yeteneğine sahiptir. Bir kişinin Esper olabilmesi için, doğal olarak bu yeteneğe sahip olması ve bu alanda eğitim alması gerekmektedir. Fikir aşamasında olan bir eylem, hayata geçmeden bir Esper o düşünceyi bireyin zihninde okuyabilir, olayların gidişatına müdahale edebilir. Kişinin bilinç düzeyinde düşündüğü her şeyi görebilir.

Düşüncenin tabiri caizse elle tutulabildiği, “düşünce suçu” teriminin ete kemiğe büründüğü bir zamanda cinayet işlemeye karar vermek kulağa deli saçması geliyor olabilir. Ancak Ben Reich’i ve Hükümdarlık’ı durdurmaya yetmiyor. Eylem hayata geçirildiği anda geri dönüşü yok. Zihninizdeki düşüncelerin her an okunabildiği bir zamanda suç işlemek cesaret ister…

Peki ya kişi, topluma nereye kadar karşı koyabilir? Kendisini nereye kadar soyutlayabilir?

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Bay_Karamsar

    Ütopya-Distopya kavramlarını düşününce; İyinin toplum, kötünün toplum karşıtı olması, kitabı kendine has kılmış.

    Benim için kitaptaki Esperliğin getirisi kadar götürüsü de olması ilginç gelmişti.