Kahramangiller

Hayata ve Ötesinde Var Olanlara Tüyler Ürpertici Bir Bakış: Diriliş

“Sizce hayatın “diğer” tarafında ne olabilir?”

Tek bir soru cümlesiyle insanı, hiçbir şey düşünmeden öylece tavana baktığı, huzurlu denebilecek bir tatil geçirdiği, yepyeni bir yaşın ilk dakikalarını yaşadığı bir anda bile huzursuz edebilecek yazar, Stephen King’dir. Ve çeyrek asrı geride bırakmaya başladığım ömrümde, sırf bu nedenle bile, pek de uzun olmayan “teşekkür” listemde başları çeken isimdir. Çünkü insan kendini seyrek aralıklarla bile olsa huzursuz hissedebilmelidir. Çünkü insan ölümü de yaşamı da, sevinci de hüznü de, umudu da çaresizliği de hatırlayabilmeli ve bu anları takdir edebilmelidir. Ancak bu şekilde elindekini, sahip olduğu yaşamı kutsayabilir.

Stephen King, ülkemizde yine Altın Kitaplar tarafından basılan ve Canan Kim’in tertemiz çevirisiyle beğenimize sunulan son romanı Diriliş’te hayatın “diğer” tarafında bizleri nelerin bekleyebileceğini, tıpkı daha öncesinde, insanın ıssız bir otelde çıldırmanın eşiğine ne kadar yaklaşabileceğini, rengârenk bir palyaçonun gülüşünün ne denli korkutucu olabileceğini ve küçücük bir kasabada insanı nasıl şeytani şeylerin bekliyor olabileceğini düşündürttüğü gibi düşündürüyor biz okurlarına: merak ettirerek, sorgulatarak, biraz korkutarak ve biraz da neşelendirerek. Ve bu kez, biraz da hüzünlendirerek. Zira kitap, olayları okura birinci ağızdan aktaran karakterin çocukluk yıllarından şimdiki yaşamına dek süregelen, yaklaşık elli senelik bir zaman dilimini kapsıyor. Bu zaman diliminde bizi çocukluğun en masum yıllarından alarak büyümenin, masumiyeti zamanla kaybetmenin, kirlenmenin, hayatta kaybedilenlerin ve yaşlanmanın, kaçınılmaz sona yaklaşmanın nasıl bir şey olduğuyla çaktırmadan yüzleştiriyor. Her şeyden önce ben Diriliş’in, bu tür bir yüzleşmeye hazır olmayanların ellerine almaması gereken bir roman olduğunu söyleyebilirim. Kitabın incelediği diğer hassas meseleleri bir kenara koyarak söylüyorum bunu elbette.

stephen-king-dirilis-0

Kitapta baş karakter Jamie Morton bizleri, Maine’de (şaşırdık mı?) küçük bir kasabada, dindar bir ailenin üyesi olan küçük bir çocuk olarak selamlıyor. En beklenmedik anda hayatına giren genç rahip, Metodist kiliseye mensup dindar ailesini olduğu kadar kendisini ve üç kardeşini de derinden etkiliyor. Genç rahip Charles Jacobs, güzeller güzeli eşi ve minik oğluyla kasabalı halk tarafından ziyadesiyle seviliyor, farklı ve yenilikçi üslubuyla ilgi uyandırıyor. Zira Jacobs, hayattaki tek ilgi alanı teoloji olan din adamlarından değil; gününün büyük kısmını elektrikle ve elektriği kullanarak yaptığı icatlarla geçiriyor ve bu icatlar arasında “mucizevi” neticelere sebebiyet veren şeyler de oluyor. Ancak günün birinde talihsiz bir şekilde karısını ve oğlunu kaybeden Jacobs derin bir üzüntüye kapılıyor ve Şükran Günü için vermesi gereken vaazı kasaba halkına “Korkunç Vaaz” olarak hatırlatacak içerikte bir vaaz vererek kasabadan ayrılıyor. Jacobs, sevdiklerini elinden alan Tanrı’yı lanetlemiş ve artık sahip olduğu tek şeyi, yani elektriğini yanına alarak kayıplara karışmıştır.

“Korkunç Vaaz” gerçekten de bu kadar korkunç olabilir

“Korkunç Vaaz” gerçekten de bu kadar korkunç olabilir

Hikâyenin bundan sonraki kısmı, okul gruplarından biriyle çalmaya başlayan Jamie’nin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinin, başarılarının ve başarısızlıklarının güzel bir özeti olarak karşımıza çıkıyor. Madde bağımlılığı yüzünden sıfırı tüketmiş ve kariyerinde tehlikeli bir noktaya gelmiş olan Jamie’nin yolu ikinci kez Charles Jacobs’la kesiştiğindeyse, bu kez onunla ilgili düşünceleri dallanıp budaklanmaya başlıyor. Zira Jacobs artık “gizli elektriği” sayesinde insanları aldatan ve adeta Tanrı’ya meydan okuyan, ondan hesap soran bir düzenbaz olup çıkmıştır. Jacobs’ın bu meydan okumasının sonunun nereye varacağını bilmek istemese de, ne yazık ki kendini bir şekilde Jacobs’ın hikâyesinin merkezinde buluverir.

Diriliş, King’in Kasım 2014’te yayımlanan ama buram buram King üslubu kokan, benim ilk dönem eserlerine çok benzettiğim bir roman. “Nerede o eski romanları” diye çemkirenlerin, özellikle hikâyenin en başında ve en sonunda o dönem tarzına çok yakın şeyler bulabileceklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Ana karakterin elli yıla yayılan hayatı, inişleri ve çıkışları fevkalade güzel özetlenmiş, sanki biraz daha çarpıtılsa bir Leland Gaunt (bkz. Gerekli Şeyler-Needful Things) olabilecek Charles Jacobs karakterini de ilerleyen zaman içerisinde geliştirip değiştirebilmiş. Karakter yaratımı çok özel bir şeydir ve ben neredeyse yirmi seneyi bulmuş okurluk yaşamımda bunu John Steinbeck’le birlikte en güzel becerebilen yazarın Stephen King olduğunu düşünmüşümdür hep.

Şimşekler çakıyor, kıyametler kopuyor zavallı yüreklerimizde

Şimşekler çakıyor, kıyametler kopuyor zavallı yüreklerimizde

Ve son olarak, aile mefhumunun önemine ve özelliğine yaptığı etkileyici göndermelerle, aile bireylerinin insanın hayatında aslında ne kadar belirleyici yerleri olduğuna yaptığı vurgularla ve “Ev, daha fazla kalmak istediğiniz yerdir,” cümlesinin güzelliğiyle buruk bir teşekkürü daha hak ediyor bence King. Bir diğer tavsiye: Diriliş’i birkaç günlüğüne, yıllardır görmediğiniz insanların yanına, terk ettiğiniz şehirlere gittiğiniz zamanlarda okumayın.

Ama siz yine de, uyarılar ve övgülerle dolu bu muazzam son dönem King eserini mutlaka okuyun. Keyifli okumalar.

Yorumlar