Kahramangiller

Hint Mitolojisi ve Bilimkurgunun Sentezi: Işık Tanrısı

“İlk okuyuşunuzda şaşırırsınız, ikincisinde anlarsınız, üçüncüsünde zevk alırsınız.”

İthaki Yayınları’nın bilimkurgu klasikleri serisinden çıkan Işık Tanrısı’nı okumadan önce kitap hakkında araştırma yaparken karşıma çıkan yukarıdaki yoruma başta inanmasam da, okuduktan sonra hak vermeden edemedim. Evet, baştan söyleyeyim, pek kolay bir kitap değil Işık Tanrısı. En sıkı bilimkurgu okuyucularını bile zorlayabilecek, okurken tüm dikkatinizin üzerinde olmasını isteyen, kolaya kaçıp vazgeçmesi cazip gelen, ama türdeşi olan diğer kitaplardan çok farklı olduğu için meraklandıran, elden bırakılamayan bir kitap. Her bilimkurgu severin mutlaka okuması gereken, ama bilimkurgu okumaya başlamak için uygun olmayan bir kitap aynı zamanda.

Daha çok Amber Yıllıkları serisiyle bilinen Roger Zelazny’ye 1968 yılında en iyi roman dalında Hugo Ödülü kazandıran Işık Tanrısı, yazarın kendi deyişiyle istendiğinde bilimkurgu, istendiğinde fantastik roman olarak okunabilecek şekilde yazılmış. Kronolojik sırayla ilerlemeyen yedi adet bölümden oluşan kitap, ancak sonlara doğru yerli yerine oturuyor ve deyim yerindeyse o zaman bir aydınlanma yaşatıyor okuyucuya. Belki de şimdiye kadar okuduğum en uzun flashback sahnelerine sahip olması ve fantastikle bilimkurgunun iç içe geçmesi, kitabın ilk okuyuşta anlaşılmasını zorlaştırıyor. Ben bazı yerleri birkaç kez tekrarlama gereği hissettim, ama bu kitaptan aldığım zevki etkilemedi. Bunda yazarın kurguyu çok sağlam bir temele oturtmasının yanı sıra, ilerleyişini de sağlam adımlarla gerçekleştirmesinin etkisi büyük. Ama asıl vurucu etkiyi konunun özgünlüğü ve hayal gücünün zenginliği yapıyor.

Roger Zelazny

Roger Zelazny

Hikaye uzak bir gelecekte, dünyanın yok olmasından sonra bir kısım insanın uzay gemileriyle başka bir gezegene yerleşmesinin ve bu gezegende Hint kast sistemi benzeri bir yapı oluşturarak gezegene hükmetmeye başlamalarının ardından geçen zamanı konu alıyor. The First olarak bahsedilen bu insanların her biri kendilerini tanrı ilan etmiş ve Hint tanrılarının adlarını alıp gezegen halkını yönetmeye koyulmuşlar. Bu sahte tanrılar teknolojide o kadar ileri gitmişler ki, halk bunu sihir sanıp onlara ibadet etmeye başlamış. Halkın ibadetinden beslenen makinelerin ürettiği enerji sayesinde tanrılar ruhlarını bedenden bedene aktarma gücüne sahip olup yaşamlarını ölümsüz kılmışlar. Sahip oldukları bu sınırsız güç ve ölümsüzlüğü kaybetmemek, hatta daha çoğunu elde edebilmek için, gezegen halkının üzerinde baskıcı bir yönetim uygulayıp onları sindirmişler. Ancak her baskıcı sistemde olduğu gibi bundan memnun olmayan ve mevcut düzeni değiştirmeye çalışan biri ortaya çıkmış ve tanrılara karşı gelmiş. İşte Işık Tanrısı, kendisi de bir tanrı olan Sam’in geçmişte ve şimdiki zamanda diğer tanrılara ve düzene olan başkaldırışının öyküsü.

Bir bilimkurgu ve fantastik kurgu aşığı olarak kitabın konusunu ilk okuduğumda çok heyecanlandım. Gerçekten de buram buram özgünlük kokan, uzay bilimkurgusu görüntüsünün ötesine gizlenmiş başka bir şeyler taşıdığı da belli olan, ama ne olduğu tahmin edilemeyen ve ağız sulandıran bir kitap Işık Tanrısı. Tüm bunların etkisiyle birkaç günde akıp gideceğini düşünürken gerek belirli bir kronolojik sırayla ilerlememesi, gerek zaten karmaşık olan kurgusunu daha da karmaşıklaştırmaya çalışır gibi olan anlatımı benim okuma hızımı olumsuz yönde etkiledi. Alışkın olduğumuz bilimkurgu kitaplarının aksine aksiyon sahnelerinin az tutulup, bir nevi durum öyküsü gibi yazılmış olmasının da pek yararı olmadı açıkçası. Neyse ki bunların yarattığı okuma zorluğunu dilin sadeliği ve çevirinin temizliği bir nebze de olsa törpüledi ve ben uzun bir sürede de olsa kitabı bitirdim.

lord-of-light

Kısacası, herkese göre olmayan bir kitap Işık Tanrısı. Okumadan önce sizi engebeli bir yolun beklediğini bilmenizde yarar var. Ama (yukarıda da bin kere söylediğim gibi) farklı ve harika olan konusuyla, bilimkurgunun ötesinde alt metinde bir sistem eleştirisi ve özgürlük arayışı, din ile yönetim ilişkisi, teknoloji gibi konuları işlediği için kesinlikle boş bir kitap olmamasıyla, tabi ki bir de özenli çevirisi ve baskısıyla okuyucuyu cezbeden bir kitap. Meraklılarına dip not olarak, yazarın Neil Gaiman’a Amerikan Tanrıları için ilham verdiğini ve Gaiman’ın kitabı Zelazny’ye ithaf ettiğini; bundan da öte, George R. R. Martin’in Buz ve Ateşin Şarkısı serisindeki Işık Tanrısı’nı Sam’den esinlenip yazdığını da buraya ekleyelim. Ayrıca kitapta George R. R. Martin’in yazdığı bir sonsöz bulup ilginç bilgiler de edinebilirsiniz. Umarım ilginizi çekmeyi başarabilmişimdir, tüm bilimkurgu severlere iyi okumalar.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar