Kahramangiller

İlkbahar Şafağı Ejderhaları – Sonunda Kim Kazandı?

Ejderha Mızrağı serisinin ilk üçlemesinin, son kitabı İlkbahar Şafağı Ejderhaları, yaşanan tüm savaş ve kargaşanın biteceği kitap, her şeyin sona ereceği sahne. Mevsimler boyu süren mücadelenin sonunda Tanis ve beraberindeki silah arkadaşları her şeyin belli olacağı savaşa doğru yollarına devam ediyorlar. Ayrılıkların kaçınılmaz olduğu, kanın göz yaşına karıştığı Krynn’de her şey nihayete eriyor.

Son Mücadele 

Solace’de bir handa başlayan destansı yolculukları boyunca yol arkadaşları, birbirinden tehlikeli yollarda yan yana yürümeyi başarmış, birbirlerine destek olarak ayakta kalmışlardır. Ancak işler hiçbir zaman onların lehine gitmedi. Palanthas’ta verilen o dillere destan mücadelenin ardından Laurana ve beraberindeki Solomniya Şövalyeleri şehri ejderhalardan korumayı başarmış, ancak çok sayıda kayıp vermişlerdir. Ortaya koydukları çaba neticesinde insanlığın umudunu biraz olsun yeşertmeyi başarsalar da, Karanlık Kraliçe’nin kuvvetleri her geçen gün artmaya, karşı koyan kim olursa olsun onu yok etmeye kararlı bir biçimde hareket etmektedir.

Palanthas’ta bunlar yaşanırken Tanis ve beraberindeki Raistlin, Caramon, Tika, Altınay ve Nehiryeli, Flotsam adlı liman şehrinde adeta esir kalırlar. Mavi ejderha birliğine hükmeden Ejderha Yüceefendisi şehri kendi askerleri ile doldurmuş, savaşta ölümcül rol oynayan—adeta zaferin anahtarı—bir adamı aramaktadır. Göğsündeki yeşil ziynet ile tanınan biri. Kimileri ona Yeşil Ziynetli Adam, kimileri de Hepadam demektedir. Asıl adı Berem olan bu insanın yolu—pek tabi—yol arkadaşları ile kesişir. Solomniya’ya gidecekleri gemide ona rastlayan Tanis çok geçmeden ne derece önemli biri olduğunu anlar. Tüm Krynn’in kaderinin bağlı olduğu Berem’i Karanlık Kraliçe’den kaçırmak için harekete geçen ekibin yolu hiç tahmin etmedikleri bir yere doğru gider. Tanrıların gazabının merkezi, tüm insanlığa ibret olan bir felaketin, Afet’in izlerini taşıyan yere, İstar’ın Kan Denizine.

Tracy Hickman ve Margaret Weis

Tracy Hickman ve Margaret Weis

İşlerin iyice karıştığı, hem doğaya hem de kötülüklerin en büyüğüne karşı olan mücadelede Tanis ve arkadaşları dünyayı kurtarmak için canları pahasına mücadeleye devam ederler. Öte yandan, Laurana ve beraberindeki şövalyeler karanlığın ta kendisinin karşısında durmak için savaş meydanına çıkar.

Peki ya Raistlin? İşte o tam bir sır…

Üç

Üç ciltlik, adı üstünde ‘mevsim ejderhaları’ serisi İlkbahar Şafağı Ejderhaları ile nihayete eriyor. İlk kitaptan itibaren klasikler arasında yer almayı hak eden bir seri olduğunu söylemek istiyorum. Fantastik yazının en üretken isimlerinden Margaret Weis ve Tracy Hickman cidden ortaya çok güzel bir iş çıkarmışlar.

Daha önce konuk ettiğimiz iki kitapta olduğu gibi, burada da yol arkadaşlarının hikayesi hız kesmeden savaşın bütün kargaşası ve telaşı ile devam ediyor. Kitaplar arasında herhangi bir kopukluk olmadan ilerliyor hikaye. İlk kitapta nasıl başladıysa yine aynı tempo ile sona eren bir destan var ortada. Karakterler ve yaşanılan olayların anlatımı ile ilgili herhangi bir sorun yaşamadığım seride özellikle değinmek istediğim nokta da karakterlerin ta kendileri. Her biri kendine özgün ve hepsi bir noktada bir diğerini tamamlayıcı özelliklere sahip.

Misal Tasshelhoff ne kadar vurdumduymaz ve neşeli ise—ırk olarak yapısı gereği—Flint bir o kadar homurdanmayı seven, her şeyden şikayetçi ihtiyarın teki. Ama en iyi anlaşan iki karakter de bunlar mesela. Gerçek hayatta rol yapma oyunları ile zaman geçirmeyi seven yazarların kaleme aldıkları bir seri olduğunu göz önünde bulunduruyoruz pek tabi. Çok fazla tecrübem olmamasıyla birlikte, role dayalı masaüstü oyunlarda bir karakter için ırk, sınıf, isim seçmek onu karakter yapmaya yetmiyor. Ona bir kişilik vermeli, onu hayata geçirmelisiniz. Ejderha Mızrağı serisinin bu ilk üçlemesinde bunun gayet başarılı bir şekilde yapıldığını gördüm.

dragonlance-ilkbahar-safagi-ejderhalari-1

Ama hepsinden öte, bir Raistlin gerçeği var. Seriyi okumadan önce sadece adını duyduğum karakteri okuyunca neden hepsinden farklı olduğunu anladım. Onda diğerlerinde olmayan bir şey var. Güce karşı duyduğu doymak bilmeyen bir hırs. Okuyunca ne demek istediğimi daha net anlayacaksınız.

İyiliğin kötülük ile olan savaşı var elimizdeki hikayede, en basit tanımıyla. Her yerde karşımıza çıkacak türden. Birisi kötülük ve yıkım ile hükmetmek isterken diğeri iyiliği ve güzelliği yaşatmak için hayatını feda etmeye hazırdır. Klişe mi, evet. Genelde de tüm imkansızlıklara karşın iyilik kazanır. İyiliğin kazanması okurun istediği şey gibi gözükse de, esasen yazarın amacına ulaşması için elindeki tek yoldur. Yarattığı dünya korkunç bir tehlike ile karşı karşıyadır. Umutların söndüğü, çaresizliğin hüküm sürdüğü zamanlarda bir (kadın veya erkek) ya da bir grup savaşçı ölüme meydan okuyarak kötülük ile savaşa tutuşurlar. Sonunda iyiler kazanır, dünyaya iyilik hakim olur. Bu, kitabın ve dolasıyla yazarın amacına ulaşması için tek çıkar yoldur. Ancak gerçek dünya gibi, hangi dünya olursa olsun hayat sadece siyah ya da beyazdan ibaret değildir. Ejderha Mızrağı’nda gri daha ön planda. Tüm dünyayı, özellikle Ansalon kıtasını etkileyen Afet’in sebebinin kötülük olduğunu söylemek güç. Olay iyilik ve kötülük arasında bir tarafın ebedi hüküm sürmesi değil. Dengenin kurulabilmesi.

Son 

Teknik anlamda diğer iki kitap için ne söylediysek burada da aynı şeyler geçerli. Okunaklı bir seri olduğuna değinmiştik, her kitap için aynı şey geçerli. Ama son kitap olunca insanın okuyup bitiresi gelmiyor, ne yalan söyleyeyim.

Tanis ve beraberindekilerin serüvenlerini okuduğumuz seri böylece sona ermiş oluyor. Hepsi birbirinden heyecanlı olayları, savaşları konu alan üç kitaplık seri, İthaki Yayınları sağolsun kitapçıların raflarında alınmayı bekliyor. Fantastik edebiyatı sadece Yüzüklerin Efendisi ya da Taht Oyunları’ndan ibaret sananlara ve sayanlara duyurulur.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar