Kahramangiller

Kadim Medeniyetlere Doğru Tüyler Ürpertici Bir Yolculuk: Deliliğin Dağlarında

“Anlatmam gereken gerçeklerden kaçınılmaz olarak kuşku duyulacak; yine de eğer mantıksız ve inanılmaz gözüken şeyleri çıkaracak olsaydım, geriye hiçbir şey kalmazdı.”

Bir cümlenin samimiyetine ya da bize aktarılan bir olayın sahiciliğine nasıl inanırız? Elbette konuştuğumuz kişi karşımızdaysa fiziksel olarak birçok eylemle ya da ufak tefek mimiklerle kendini belli eder. Yahut bir oyuncuyu uzun bir tiradı sırasında samimi kılan şey, mimikleri ve duygulanımıyla bahsettiği şeye ne derece yaklaşabildiği olur. Ancak anlatıcı bizimle kitabı vasıtasıyla konuşan bir yazarsa, meseleye kendimizi kaptırıp belirli bir mantık çerçevesinde o dünyanın gerçeklerine teslim olabilmek her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de edebiyatın korku/bilimkurgu/fantastik gibi türlerinden bahsediyorsak.

Bahsettiğim türlerde cümleleriyle bana bu duyguyu ciddi anlamda geçirebilen birkaç yazar olmuştur şimdiye dek. Elbette farklı sebeplerden ötürü sevdiğim farklı yazarlar vardır ama bu yönüyle güvendiğim yazarlar genelde tüm işlerini takip ettiğim yazarlar olagelmiştir. Sözünü etmeye çalıştığım şey, girişte alıntıladığım cümledeki itirafta net bir şekilde görebileceğiniz bir şey. Bir cümleyle okuyucuya verilebilen çaresizlik hissi. Anlatıcıyı, tüm merakına karşın duyulan katıksız korkunun ardındaki esrar perdesini aralamak istememeye sevk edecek derecede samimi bir his bu. Söz konusu eserde verilmeye çalışılan korku, çaresizliki dehşet ve delilik gibi duygular tabii. Ancak özellikle Jules Verne, Victor Hugo, Ursula Le Guin, J.R.R. Tolkien gibi yazarlarda da ziyadesiyle takdir ettiğim şeyden bahsediyorum ben. Herhangi bir duyguyu yahut olguyu okuyucuya sahiciymiş, etten kemiktenmiş, günümüz yasalarında var olan bir şeymiş, gerçek bir devlet ilkesiymiş ya da bilimsel bir gerçekmiş gibi kabul ettirebilmedeki kabiliyet; yani aslında sağlam kurgular, sağlam karakterler yaratabilme ve bunları engin bir bilgi dağarcığıyla birlikte yaşanmışlıklar ve kalemin sihirli ya da tamamen ilhama dayalı gücüyle destekleyebilme yeteneği. İşte bana göre iyi bir yazarı usta bir kalem yapan şey budur.

H.P. Lovecraft

H.P. Lovecraft

H.P. Lovecraft da, eser verdiği türün ilk akla gelen yazarlarından biri olmasını büyük ölçüde yukarıda sözünü ettiğimiz şeylere borçludur şüphesiz. İnsanın görmediği şeyden korkması zordur. Bilinmeyen dünyaların karanlık dehlizlerinde gezen karakterlerin işittiği tekinsiz sesleri okuyucuya iletebilme noktasına gelmiş bir yazarsa hiç şüphesiz büyük bir ustadır. Şimdilerde ırkçı olup olmadığı ve World Fantasy Award ödül ikonu olarak bir başka yazarın kullanılacağı gibi meseleler gündemdeyken, evvela yazarların ürün verdikleri alana ya da tümüyle edebiyata yapmış oldukları katkının önemsenmesi gerektiğini de belirtmeden geçmek istemedim.

Deliliğin Dağlarında, Lovecraft’ın 1931 senesinde kaleme alınmış bir novellası. Hikâye, Miskatonic Üniversitesi’nden jeolog Dr. William Dyer ve ekibinin, bir keşif gezisi için ekipmanlarıyla birlikte Antarktika’ya gidişini ve burada buldukları dehşet verici şeyleri konu ediniyor. Dyer, kendisinden önce keşif bölgesine gitmiş olan ve Himalayalar’dan bile yüksek bir sıradağ dizisinin ardında, bitki ya da hayvan olup olmadıkları anlaşılamayan ve tuhaf bir biçimde evrimleşmiş uzuvlarıyla herhangi bir sınıfa dahil edilemeyen kadim yaşam formları bulmuş olan Dr. Lake ve ekibinden haber alınamaması üzerine harekete geçer. Yüksek lisans öğrencisi Danforth’la birlikte, merakla karışık bir korku hissi eşliğinde bu bölgeye giderler ve bahsi geçen bölgede, insan elinden çıkmış olması mümkün olmayan devasa bir taş şehrin içinde duvarlardaki hiyeroglifleri takip ederek kadim bir medeniyetin izini sürmeye başlarlar. Necronomicon’da sözü geçen mitlerden esinlenerek Eskiler olarak adlandırdıkları bu yaratıkların ortaya çıkardıkları eserleri hayretle takip ederler ve deliliğin dağlarındaki yolculukları belki de hiç keşfetmemiş olmayı isteyecekleri maceralara sürükler onları.

deliligin-daglarinda-1

Deliliğin Dağlarında, 132 sayfalık bir macera ve baştan aşağı muazzam betimlemelerle dolu bir eser. Fazlaca uzattığım girizgâhta bahsettiğim duygu aktarımındaki sahiciliğin yanı sıra, bu betimlemelerle kahramanların keşfe çıktıkları kadim şehri, dağları ve tahayyül edilmesi güç, korkunç yaratıkları da bir şekilde zihninizde canlandırabiliyorsunuz. Kısa ama okunması zor, buna karşın sürükleyici ve oldukça etkileyici bir eser Deliliğin Dağlarında. Dr. Dyer’ın olayları anlatırken sürekli bahsettiği, aslında bu şeytani şeyleri anlatmamalıyım, anlatmaya dilim varmıyor, anlatılmaması gereken şeyler bunlar ama buraya başka ekiplerin gelmesi ihtimaline karşı anlatmak zorundayım durumundaki çaresizlik, hem merak unsurunu hep diri tutuyor hem de yaşanan olaya sözünü ettiğim sahicilik etkisini ilave ediyor. İnsanın hatırlamak istemeyeceği kadar korkunç şeyler yaşaması. Bir sesin ya da anlık bir görüntünün onu deliliğin sınırlarına dek sürükleyebilmesi. Peşinden gelen şeye kafasını çevirip bakamaması. Aklının dahi alamadığı şeyleri kabullenmek zorunda kalması.

deliligin-daglarinda-2

Deliliğin Dağlarında (At the Mountains of Madness), dilimize Barış E. Alkım’n harikulade çevirisiyle, İthaki Yayınları tarafından kazandırıldı. Söz konusu böyle etkileyici bir dil olduğunda, elbette eseri ana dile kazandıran çevirmenin bu konuda başarılı olup olamaması da çok önemli bir etkendir ve bu anlamda Barış E. Alkım kusursuza yakın bir iş çıkarmış.

Deliliğin Dağlarında, ünlü yönetmen Guillermo del Toro’nun uzunca bir süredir beyazperdeye aktarmak istediği eserler arasında adı geçen bir kitap. Ancak ne yazık ki henüz tasarı aşamasında, filmi ne zaman göreceğimiz belli değil. Sinemaya aktarılması kolay bir eser olmadığı ve yapım şirketleriyle yaşanan durumlar da ortada olduğu için bu bekleme süresini mazur görmemiz gerekebilir ama sanırım uyarlamayı benim gibi sabırsızlıkla bekleyenleri rahatlatan etkenlerden biri, eserin Guillermo del Toro gibi bir adama emanet edilmiş olması.

Guillermo Del Toro

Guillermo Del Toro

Deliliğin Dağlarında, tüm Lovecraft severlerin ve korku/bilimkurgu/fantastik türlerine ilgi duyan tüm edebiyatseverlerin okuması gereken bir kitap. Herkese şimdiden keyifli okumalar.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • 1890 – 1937 arasında yaşamış ve son derece sorunlu olduğu gizli olmayan birinin ırkçı olup olmadığını gündeme getirmek bana saçma geldi. Elbette sarı kafamla bunu konuşmak bana kolay. Irkçılığı afro-amerikalılar gibi yaşamadığım malum…

  • Özge Nur Küskün

    Elbette mevzubahis şiirin dili yenilip yutulacak türden değil. Ama adamı insan olarak değerlendirmek ayrı şey edebiyatçı olarak değerlendirmek ayrı şey. Bir yandan da siyahi bir yazarın içinde birikmiş tepki ya da belki nefretle o heykelciği elinde tutmak istememesi de çok doğal. Bilemedim.

    • Dediğim gibi; beyaz tenimizle konuşmak bize kolay 😀