Kahramangiller

Kıyamet Gösterisi: Neil Gaiman ile Sir Terry Pratchett Mahşeri Nasıl Getirdi?

Amerikan Kültür Ataşesi Thaddeus J. Dowling’in oğlu Warlock, etrafında bir sürü ilginç hizmetkarı olan son derece normal bir çocuktu. 11 yaşındaki pek çok çocuk gibi beyzbol, bol oyuncak, ciklet ve çizgi romanları çok seviyor, bisikletine ise tapıyordı. Ancak bu tamamen anormal bir durumdu. Çünkü Warlock, normal bir çocuk değildi. Yani olmaması gerekiyordu.

Çünkü Warlock, aslında Anti-Christ’dı. Yani Deccal. Yalanların Prensi, Karanlığın Efendisi falan filan. Daha doğrusu, Cennet ve Cehennem’in hizmetkârları öyle olduğuna inanmaktaydılar. Ancak Warlock, tarih ve edebiyat derslerini sallayıp Vahiy Kitabı’ndan okunan pasajlar yerine matematiğe ilgi gösterince, onu gizlice izleyen Aziraphale ve Crowley endişelenmeye başladı; çocuk fazla normaldi.

Üstelik bu anormalliğin, sıkıcı Brezilya dizilerinde bile sıkça rastlayabileceğimiz kadar normal bir nedeni vardı; hastanede bebekler karışmıştı. Evet yanlış okumadınız, hastanede bebekler karışmıştı. Cehennem tayfası, Antichrist’ın bir Amerikan kültür ataşesinin evinde büyümesi için gerekli düzenlemeleri yapmışlardı, ama ah o çeneleri durmayan Satanist rahibeler yok mu? Bebeği yanlış aileye, Dowling’lere değil de Young’lara vermişlerdi işte. O yağmurlu ve fırtınalı olmayan normal gecede,  rahibelerin denetimindeki tuhaf hastanede iki normal bebek dünyaya gelmişti, üçüncü ve normal olmayanı ise hastaneye bir sepetle getirilmişti. Getiren kişi ise, Crowley’nin ta kendisiydi.

go_2bÇünkü Kıyamet yaklaşıyordu. Crowley, Kıyamet ve her şeyin yok olması fikrinden hiç hoşlanmasa da, emir büyük yerdendi. Crowley, ya da Crawly aslında son derece tanıdık bir figür hepimiz için, Adem’le Havva’yı elmayla kandıran yılandı kendisi. Modası geçmiş yöntemler kullanan diğer iblislerin aksine, bu yüzyılda bile övünülecek daha pek çok işi de vardı üstelik; eski lanetli işaretler şeklinde tasarlanmış ve sürekli trafik kazası çeken otobanlar ya da vergiler gibi, ama kendi türü arasında en çok saygı görmesini sağlayan icadı, İspanyol Engizisyonu olmuştu. en azından Cehennem’dekiler öyle inanıyorlardı, yoksa Crowley, insanlar Engizisyon’u icat ettiklerinde İspanya’daki bir meyhanede içiyordu.

Yaklaşık 6000 yıldır hasmı olan Aziraphale ise, Cennet tarafındandı tabii ki, ya da İyi tayfadan. O da Kıyamet’e pek hoş bakmasa da, itaat etmek durumundaydı; her iki tarafın da itaatsizlere acıması yoktu. Crowley onun hasmıydı ama bir anlamda dosttular da. 6000 yıldır tanışıyorlardı sonuçta. Çoğu zaman aralarında bir “Anlaşma” vardı, birbirlerinin işlerine pek karışmıyorlardı. Bu Kıyamet meselesinde birlikte hareket etmeye karar vermişlerdi; o nedenle Warlock’un dadısı bir iblis, evlerindeki bahçıvan ise hiçbir şey yapmasına dahi gerek kalmadan her yerden çiçekler fışkırtan bir melekti. Şanslar eşitti. Anti-Christ’ın nasıl büyüyeceği, tamamen yetiştiriliş tarzına bağlıydı, iyi olan kazansındı. Ama işte, çocuk normaldi.

İşin en can sıkıcı (ya da eğlenceli) yanı ise, bebek değiştirme işlemi bittikten sonra iblis Hastur’un hastanede yangın çıkarmış olmasıydı. Biliyorsunuz, arada yapıyor öyle şeyler. Ortada kayıt filan kalmamıştı tabii ki.

İki melek (e teknik olarak öyle) Warlock ve kıyamet hakkında endişelenirken, başka bir yerlerde Adam Young adlı son derece sıradan bir çocukluk geçirmiş karizmatik bir velet, kendi grubunu kurmuştu bile. Hatta bir cadıyla tanışmıştı;  Agnes Çatlak’ın (Agnes Nutter) torununun torununun torununun torununun torunu olan Anathema Araç (Anathema Device) ile. Agnes Nutter kim miydi? 1655’te önümüzdeki bir kaç yüzyıl boyunca en isabetli tahminleri yapan, hatta başımıza gelecekleri olduğu gibi anlatmış ünlü bir Kehanet Kitabı’nın yazarıydı. Nostradamus satış rekorları kırarken, Agnes’in kitabı hiç satmamıştı.

go_3

Yeterince eğlendiniz mi? Bence hayır. Çünkü henüz kitabı okumadınız. Crowley ile Aziraphale’nin geyik muhabbetlerine ve yaptıklarına şahit olmadınız, Mahşerin Dört Atlısı’nın nasıl anlatıldığını görmediniz, Adam Young’un çocuk çetesiyle yaptığı diyaloglara karnınızı tuta tuta gülmediniz. Cidden, Kıyamet Gösterisi halkın içinde okunacak bir şey değil, gülüp durarak milletin dönüp dönüp size bakması gibi bir isteğiniz varsa yapın tabii, ama onun dışında gerçekten önermiyorum. Hayati tehlike dahi içerebilir; içinde bulunduğunuz otobüsün alacağı virajı görmeyebilir veya ani bir frende savrulabilirsiniz_ tamam özellikle İstanbul trafiğinde hep yaşadığımız bir durum ama bence şansı arttırmaya gerek yok. Size önerim, Kıyamet Gösterisi’ni şöyle rahat pozisyonlar alabileceğiniz bir kanepede ya da yatağınızda okumanız. Uyuyakalmaktan korkmayın, imkansız.

Peki Nedir Bu Kitabın Yaradılış Hikayesi?

Yıl 1990. Yaklaşık 5 yıldır tanışan ve iyi arkadaş olan iki adam, bir roman yazmaya karar verdiler. O sırada ikisi de İngiltere’de yaşamaktaydılar. Güzel olan şu ki, bu iki adam gelmiş geçmiş en yaratıcı insanlardan ikisiydi ve ortaya Kıyamet Gösterisi, orijinal adıyla Good Omens çıktı. Terry Pratchett, Neil Gaiman’dan 12 yaş büyüktü, yazarlığa başlayalı 4-5 yıl olmuştu, bir kaç Discworld kitabı yayınlamıştı. Neil Gaiman ise eh, Neil Gaiman’dı. Sandman ve Endless’ı yaratan adamdı işte. Fantastik edebiyatın Rock yıldızı gibi bir şeydi. Ancak, iki yazara da aşina olanlar Gaiman’ın özellikle ilk yıllarında fazlasıyla gotik ve karamsar olan, pek mizah barındırmayan üslubunun bugünkü hale gelmesinde Terry Pratchett’in ne kadar etkili olduğunu biliyorlardır eminim.

go_4

Mesela kitapta bolca dipnotlar göreceksiniz; çoğu dipnotun aksine gerçek dünyayla ilgili referanslar ve göndermeler değil, yaratılmış dünya ve karakterlerle ilgili ekstra açıklamalar. Terry o yıllarda Gaiman’dan daha tecrübeli bir yazardı, ama zamanla cümleleri pek çok şeyi öyle ustaca özetler oldu ki, okuyucular tek bir cümleden karakterlerle ilgili en az üç-dört dipnotluk malzemeyi çıkarır oldular. Bu usta özetleme tekniğini Gaiman da kaptı ve gayet iyi uyguladı. Zaten Gaiman’ın karamsar üslubuyla da yeterince sempati kazandığını esgeçmemek gerek. Bu tür üslubun özellikle bu yıllarda okuyucuyu uzun süre elde tutması çok zor, ama Neil Gaiman işini çok iyi yapıyordu (hala da yapıyor).

Sürekli Queen dinleyen, hatta Freddie Mercury’nin sesiyle Cehennem’den emir alan bir şeytanı sadece o hayal edebilirdi. Sahaflık yapan ama hiçbir kitabını satmayan, kakao içmeyi seven İngiliz centilmeni görünümlü melek Aziraphale’i ise, Terry Pratchett’in alter ego’su olarak hayal etmek çok eğlenceliydi. Bu iki yazarın gençlik yıllarında tanışmaları ikisi için de bence çok büyük şans, ama en çok da bizim için, bu sayede Kıyamet Gösterisi gibi eşsiz bir eseri okuyabildik.

Roman boyunca özellikle iyilik ve kötülük kavramlarının yorumlanışına, her iki yazarın da kitaplarında bolca bulunan İngiliz ve Amerikan kültürü göndermelerine ekstra dikkat etmenizi öneririm.

go_5

Kitabın kalınlığı gözünüzü korkutmasın. Ben Good Omens’i yıllar önce okumuştum, çevirisine göz atma şansım olmamıştı. Kitabı tanıtmak üzere aldığımda, “Bir 100 sayfa okur, hatırlarım,” diye yatağa uzandım ve başka bir iş nedeniyle başımı kaldırdığımda 100 sayfayı çoktan -hem de çok- geçmiş olduğumu fark ettim. Bir çırpıda okuyacaksınız, hiç şüpheniz olmasın. Mümkünse ürünü okumak üzere uzanmadan yanınıza bir iki günlük yiyecek ve içecek alın, akraba ziyaretlerinde kullanmayın.

Kıyamet Gösterisi, 2007’de Salyangoz Yayınları tarafından “Bir Kıyamet Komedisi” ismiyle yayınlanmıştı. Bu kopyasını inceleme şansım olmadı, ama çevirisi hakkında çok fazla eleştiri duymuştum. Bu çok da önemli değil, özellikle kitlesi olan fantastik kitaplar çevrildiğinde hep olan bir şey.

Şu diyaloğu cidden Cumberbatch ve Hiddlestone'dan dinlemek isterdim. Williams- Depp ikilisi ise maalesef hayal olarak kaldı...

Şu diyaloğu cidden Cumberbatch ve Hiddlestone’dan dinlemek isterdim. Williams- Depp ikilisi ise maalesef hayal olarak kaldı…

Ancak 2012’de Niran Elçi’nin çevirisiyle basılan İthaki versiyonu için söyleyecek çok iyi şeylerim var. Baskı gayet kaliteli, çeviri de öyle. Kitap sürükleyiciliğinden neredeyse hiçbir şey kaybetmemiş diyebilirim. Tek bir nokta, bence gerekmeyen isimlerin de çevrilmiş olması, ama bu tercih meselesi. Ben şahsen özel isimlerin çevrilmesindense, anlamlarının yazılması taraftarıyım.

Ayrıca bu versiyonda Gaiman-Pratchett ikilisinin 2006’da ekledikleri önsözler ve hastanedeki, kültür ataşesinin gerçek oğlu olan bebeğe ne olmuş olabileceğine dair 700 kelimelik ek de mevcut (Salyangoz Yayınları’ndan çıkan kitapta da mevcut olabilir, bilemiyorum, çıkış tarihi 2007 sonuçta).

Filmi Çekilecek mi?

Bu konuda derin bir “Ah” çekiyorum yalnızca. Terry Pratchett hayattayken çekilmeliydi. Hatta böyle bir projeleri de vardı, yönetmenlik koltuğunda Monty Python’dan Terry Gilliam oturacaktı. Senaryo bile hazırdı. Aziraphale için Robin Williams, Crowley için ise Johnny Depp düşünülüyordu (Artık böyle bir ihtimal yok maalesef, açıkçası ben Benedict Cumberbatch’in Aziraphale, Tom Hiddleton’un Crowley yapıldığı posteri de çok beğeniyorum). Ancak bütçe bulamadılar. Proje ilk 2002’de, romanın yayınlanmasından 12 yıl sonra gündeme gelmişti. 2008’de ise, Gilliam hala film için umutluydu. Gaiman ile Pratchett ise, bir sinema salonunda filmi izleyerek patlamış mısır yemeden projenin gerçekleşeceğine inanmadıklarını söylüyorlardı. Şimdi çekilse bile, Neil patlamış mısırı ne yazık ki yalnız yiyecek.

2012’de, Rhianna  Pratchett Narrativia adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu ve Kıyamet Gösterisi’nin televizyon filmi olarak çekilebileceğini duyurdu, o yüzden bu konudaki umutlar hala sönmüş değil.

Ama siz filmini beklemeyin, gidin kitabını okuyun. Cennet ve Cehennem’in bütün üyeleri üzerine hiç korkmadan yemin ediyorum ki, çok eğleneceksiniz.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar