Kahramangiller

Kızıl Gezegende Bir İsyancı: Kızıl Yükseliş

Yeni çıkan kitapları ve yapılan yorumları takip eden okurların Kızıl Yükseliş’i duymamış olmaları imkansız sanırım. İlk çıktığında ben de kitabı yakın izlemeye almış, biraz temkinli yaklaşsam da merak etmeden duramamıştım.  Ama yine de okumayı düşünmüyordum, ne yalan söyleyeyim. Neden sonra kitabın çok sevildiğini görünce fikrimi değiştirip okumaktan kendimi alamadım. Sonunda iyi mi oldu, yoksa kötü mü orasını pek bilemiyorum.

Gelecekte insanlar çeşitli nedenlerden dolayı Dünya’dan başka yaşanılabilecek gezegenler arayışına girmişler ve bazılarına yerleşmişlerdir. Mars da onlardan biridir. Toplumun renklere göre ayrılan kast sisteminin en alt basamağını oluşturan Kızıllar yüzyıllardır Mars’tadır ve yer altında yaşayıp madencilik yapmaktadırlar. Diğer bütün Kızıllar gibi Darrow’da, bu görevi zorlu şartlar altında yerine getirse de çocuklarına daha iyi bir yer bırakmak için canla başla çalışmaktadır.

Ancak Kızıllar kandırılmıştır. Darrow yüzyıllardır Kızılların çektiği zorlukların  toplumun en üst kademesindeki Altınlar için kölelikten başka bir şey olmadığını acı bir şekilde öğrenir. Çok sevdiği karısının intikamını alma ve halkı için adaleti sağlama arzusuyla en yeni Altın hükümdarların seçildiği Enstitü’ye girmek için her şeyinden vazgeçer. Hayatı pahasına girdiği mücadelede en acımasız ve en tehlikeli Altınlarla savaşmak zorunda kalsa da amacı uğruna yapmayacağı şey yoktur. Bu onlardan biri haline gelmek olsa bile.

Toplumun renklere göre ayrılmış kast sistemi ve renklerin sembolleri

Toplumun renklere göre ayrılmış kast sistemi ve renklerin sembolleri

Anlaşılacağı üzere, Kızıl Yükseliş bir distopya kitabı. Konu ne kadar insanı heyecanlandırsa ve “Vay arkadaş, adam ne yazmış böyle!” dedirtse de; tipik bir distopya kitabı maalesef. Hatta fazla tipik, fazla taklit.. Ama buna sonra geleceğiz. Önce kitabın beğendiğim özelliklerine değinmek, sonra eleştirilerime geçmek istiyorum. Zira bu kadar çok sevilen bir kitap hakkında ne diyeceğimi iki değil üç kere düşünmem gerekiyor.

Kitabın iyi bir konusu var. Arka kapağı okuduğunda içinde bir merak oluşmayan çok az distopya okuru vardır sanıyorum. Konuyla birlikte sürükleyicilik de işin içine girince okurun merakı daha da artıyor ve kitabın sonuna kadar heyecan had safhada seyrediyor. Özellikle son 100 sayfada bunu çok net hissediyorsunuz. Doğru yerlerde kullanılmış şaşırtıcılık unsurları da okuru ters köşe yapar nitelikte. Yazar bu sayede ilginizi canlı tutmayı başarıyor. Ayrıca, değinmeden geçemeyeceğim, bir genç yetişkin kitabı olmasına rağmen diğer türdeşleri gibi aşk üzerine değil de savaş ve strateji üzerine kurulması da takdirimi kazanan noktalardan biri oldu. Bana göre duygusallık en alt seviyede tutulmasaydı kitabın doğasına kesinlikle ters düşerdi. Bu bağlamda yazarın klişelerden uzak durduğunu söyleyebilirim.

umqxjlfoedq7lj67v7w0

Üçlemenin diğer kapakları

Ancak bir nokta var ki, benim için yukarıda değindiğim her şeyi sildi, sıfırladı. O da kitabın tamamıyla bir ‘taklit’ olması. Açlık Oyunları’ndan bozma bir kurgu okudum ve tam burada özgün bir şeyler yakalanmış dediğim yerde başka kitaplardan alınmış ögeler çıktı karşıma. Kızıllar Açlık Oyunları’ndaki sömürülen mıntıkaların, Altınların hayatı Capitol’ün, Enstitü’deki savaş ortamı bir arenanın, Darrow da Katniss’in aynısıydı. Darrow’un Enstitü’ye alınması ve bir savaşçı olarak yetiştirilmesi de Ender’in Oyunu’nu anımsattı bana. Tüm bunlardan geriye kalan boşluklar da çokça Roma ve Yunan mitolojisiyle bezenmişti. Belli başlı farklar elbette olsa da, esinlenmek çizgisini bu denli aşan bir kurgu beklemiyordum ben. Bu nedenle kitap benim için hayal kırıklığının kağıda dökülmüş halinden başka bir şey olamadı.

Yorumlar

  • Ya spoiler free şeyetmek istiyorum ama olacak gibi değil o yüzden

    SPOILER SPOILER SPOILER

    Ben bu serinin tamamını okudum. Sorun şu, karakter organik değil. Benim karımı öldürdüler, ben de… bir şekilde… işte genetik terapi yaptılar bana, eğitim verdiler… ben de isyancı oldum bu kast sisteminin en altından en tepesine şeettim. Sonra da işte galaksiyi yendim. Ama hayinlik ettiler bana, beni devirdiler, işkence çektim ama yine yendim. Çünkü… sebepler.

    Özetlersek bu hikayesi. Açlık oyunlarını okumadım o yüzden çok net bir kıyaslama yapamam ama bu haliyle bile bazı yerleri hariç çok ortalama geldi bana bu seri. Sezdiğim kadarıyla bir bilimkurgu-fantastik kurgu yapma şablonu var, buna oturtup bir de güzel bir pr yapınca bestseller oluyorsunuz. Bu da aynı mevzunun bir parçası.

    Orjinal bir roman serisi okumak istiyorsanız size önerim Iain M. Banks’ın The Culture serisi olur bu arada. Seri derken, bişeyloji değil (triloji vs gibi) 10 tane roman var, hepsi aynı evrende geçen başka hikayeler. En azından Yapay zeka ütopyası okumuş olursunuz, ilginç olur. (Önerim The Player of Games ile başlamanız bu arada. İlk roman olan Consider Phlebas, ilk roman olması hasebiyle, setting konusunda çok bir şey vermiyor – ki zaten karakter Culture medeniyetinden bile değil ama güzel romandır o ayrı)

    • Damla Çevik

      Kesinlikle katılıyorum, yazarın çok okunan romanlardan karma bir şeyler yazarak çoksatar olmayı garantilemiş derken bunları kastetmiştim ben de. Hiç özgün değil ve buram buram çoksatar olma amacı kokuyor. Ama tebrik etmek lazım yazar bunu başarmış. Sadece bu türlerde belli başlı kitapları yeterince doyacak kadar okumuş olan okurlara yetersiz geliyor. Hitap ettiği genç yetişkin kitlesi çok daha fazla sevebilir, nitekim öyle de oluyor zaten.