Kahramangiller

Koca Bir Şatonun Kapılarını Açan Seri – Gormenghast 1: Titus Groan

Hiç “Keşke Charles Dickens gibi karakter yaratan bir adam daha çok fantastik roman kaleme alsaydı,” diye düşündünüz mü? Ya da “Keşke Tolkien gibi detaylı tasvir yapan bir adam, karakterlerle de şöyle karmaşık bir olay örgüsü yaratsaydı da okusaydık…” dediğiniz oldu mu? Eğer olduysa, gününüzü aydınlatmaya geldim! Diğerleri için de, eh, merak edip de “Neymiş bu Gormenghast?” diye sayfayı açmış okurların yarısını Charles Dickens dediğim anda kaybetmiş olabilirim. Ama hadi, bana veya Mervyn Peake’ e olmasa bile, hiç değilse şu güzelim şatoya bir şans vererek okumaya devam edin.

Gotik Edebiyattan Çok Daha Fazlası

Bu yazıda ilk kitabı olan Titus Groan’ı tanıtacağım Gormenghast serisi, pek çok kişi tarafından gotik fantezinin zirvesi olarak görülür. Gören herkes de, bu eseri iki sığ kelimeyle tanımlamanın ya da sırf insanlar anlasın diye bir janra dahil etmenin sığ bir davranış olduğunun farkındadır, roman bundan çok daha fazlasıdır, ama yapacak bir şey yoktur. Sorumluluk, bu derece zengin ögeler barındıran bir roman yazan Mervyn Peake’den başkasına ait değildir. Gormenghast serisi, 77. Groan Kontu Titus’un hikayesini anlatır. İlk romanda Titus’un bebekliğini görürüz; bu genç adamın hayatını şekillendirecek olayları ve çıkış aşamalarını, nedeni olan karakterleri izleriz. Titus’un dünyadaki ilk iki yılını konu alır; sürüyle karakter ve olaya rağmen, romanın merkezinde daima şato ve o vardır.

gormenghast_4

Bu arada Tolkien dediğime sakın aldanmayın, bunu sadece tasvir miktarı bakımından, biraz da Türk okurunun genel zevkini gözeterek söylüyorum. Tolkien’in üslubu Alan Lee tabloları misali açık grilerle dolu, detaya rağmen belli belirsiz, sisli ve masalsıdır. Mervyn Peake’in anlatımı ise heykeltıraş elinden çıkmış gibi hacimli, ton zenginliği ustalıkla ayarlanmış bir karakalem resim misali zengin ve nettir (Bu kişisel bir yorum olacak, ama ben biraz Bruno Hogarth’ın anatomik çizimleri mekanlara uygulanmış gibi hayal ettim okurken). Peake tasvir yaptıkça, yavaş yavaş açılan bir akordeonu seyrediyormuşcasına, uçsuz bucaksız bir arazinin tepesinde yıkık dökük kuleleri ve geniş avluları ile yükselen muazzam Gormenghast Şatosu’nun her minik mimari detayını görürsünüz. Bu arada söylediğim yavaşlık romanın bütünü için geçerli, yoksa adam gözünüzün önünde bir şeyler inşa etmek konusunda çok hızlı. Tek yapmanız gereken, boş kafayla ve dikkatle okumak. Mervyn Peake’nin en güzel yeteneği, bireysel keşif ve ilhamlar sağlayan bir üslubunun olması. Bu özelliği her ne kadar onun popüler bir yazara dönüşmesini engellediyse de, okur için hazine değerinde.

Gormenghast kesinlikle “Ya uyumadan önce şöyle bir on sayfa okuyayım,” kitabı değil. Yazarı her cümlede pür dikkat takip etmeniz lazım. İlkokuldayken, özel ders aldığım matematik öğretmenim bana şöyle demişti; “Matematik bir zincir gibidir, bir halkayı dahi atlarsan gerisini tam olarak anlaman mümkün olmaz.” İşte Gormenghast’ın tasvirleri de böyle, bir cümleyi dahi kaçırırsanız kafanızda soru işaretleri oluşur.

Peki Ya Şatonun İçindekiler?

Bugün pek çok fantastik edebiyat serisi ya da son yıllarda iyice moda olan tarihi romanlarda, genellikle baştaki adamın etrafına çektirdiği zulüm ve bunun yetiştirdiği kahramanlar veya daha fazla güç sahibi olmak isteyen soyluların entrikaları irdeleniyor. Her yerde aksiyon var. Oysa burada ilk gözümüze çarpan karakterler sorumluluklarından çok sıkılmış, kaçışı muazzam kütüphanesinde arayan 76. Groan Kontu Lord Sepulchrave ve onun dünyadan bezmiş eşi Kontes Gertrude. Dünyadan bezmiş derken, yeni doğan çocuğuna (hem de erkek, varis filan) annelik bile etmeyecek kadar. Bu gri ve ölü ortama hayat verecek iki karakter var; yeni doğan Titus ve genç aşçı yamağı Steerpike. Evlere şenlik aşçı Swelter ile Kont’un ailesine sapına kadar sadık, belki de şatoyu herkesten daha iyi bilen kahya Flay’in çekişmeleri bile şatonun ölü atmosferini kırmıyor, aksine derinlik katıyor.

Steerpike rolünde Jonathan Rhys Meyers.

Steerpike rolünde Jonathan Rhys Meyers.

Peake, okura şatoyu tasvir ederken yavaş yavaş karakterleri ve Titus’un ilerde varisi olacağı ortamı da örmeye başlıyor. Lord Sepulchrave’e her gün yapması gereken,  adeta bir soylu ve aile ritüeli haline gelmiş görevleri söyleyen kütüphanenin yaşlı efendisi Sourdust, Parlak Oymalar Salonu’nun yöneticisi Rottcodd, Lord Sepulchrave’nin yarı felçli ikiz kız kardeşleri Cora ve Clarice, aile doktoru Alfred Prunesquallor, Titus’un ablası Fuchsia gibi karakterlerle tanışıyoruz. Peake ördükçe örüyor; hani Noir sinemasında karakterlerin üzerindeki psikolojik baskıyı seyirciye aktarmak için alçak tavanlar kullanılır ya? İşte burada okurun vizyonu tavanla sınırlı değil, bu karakterlerin başlarının üzerinde ağırlık yapan koca şatoyu da görüyor, sanki kocaman gotik bir bebek evi izliyor, üstelik her mimari detayı görerek, her bir karakterin nüanslarını gördüğü gibi. Şatonun basık, durağan ve ölü atmosferi insanın içine işliyor. İçindeki gizemli yaratıklar ve sırlardan şimdilik hiç bahsetmiyorum!

Oysa Titus ve on yedi yaşındaki Steerpike bu durağanlığa değişim getiren karakterler. Titus’un doğumu ve önce Swelter’ın, sonra Flay’in gazabından kaçan Steerpike’ın şatonun duvarlarından tırmanarak Fuchsia’nın yaşadığı tavan arasına girişi , bütün bu karakterlerin hayatlarını sonsuza dek değiştirecek olaylar dizisinin tetiklendiği anlardır.

Gerisi nasıl mı gelecek? Söylemem, okuyun görün. Yüksek konsantrasyon gerektirmesi sizi biraz zorlayabilir ama değecek, bana güvenin. Tabii bütün bu organik karakterleri sararak bize asıl varlığını belleten şey, onların hayat verdiği ya da onlara hayat veren Gormenghast Şatosu’dur. Daha önce Stephen King’in The Shining’inde Overlook Oteli’nin mekan olarak ne kadar güçlü bir karakter olduğundan bahsetmiştim. Overlook’un etkisi psikolojiktir, oysa Gormenghast’ın baskısını adeta fiziksel olarak hissedebiliyorsunuz. Peake’nin ustalığı, sizi tıpkı şatonun duvarlarının bütün o karakterleri sardığı gibi sarıyor ve dışarı çıkmak istemiyorsunuz. Bir mekanın içinde yaşayanlara verdiği aidiyet, bağımlılık hissi, bunlar değilse sırf “Bugün mimarı gelse işin içinden çıkamaz!” dedirtecek, yılların etkisiyle yoğrulmuş bir şato görmek istiyorsanız, bu romanı okuyun. Bilmem söylememe gerek var mı, özellikle şato, dehliz, labirent ve kale tasvirlerini geliştirmek isteyen rol yapma oyunu yöneticileri mutlaka okumalı.

Flay rolünde rahmetli Christopher Lee.

Flay rolünde rahmetli Christopher Lee.

İsimlerin bazılarının hayli komik ve çocuksu olduğunu fark etmiş olmalısınız. Bu karikatürize isimler, fazlasıyla ciddi ve basık olan atmosferi çok güzel dengeliyor. Bu genellikle Dickens etkisi, ya da o dönemde çok meşhur olan ve Mervyn Peake’nin de fazlasıyla katkıda bulunduğu Literary Nonsense esintileri. Türkçe karşılığını bulamadım ama, bu edebiyat akımı genellikle giriş, gelişme sonuç gibi şeyler yerine çağrışımlar ve komik metaforlar içeren şiirlerden oluşuyor. Biraz bizim tekerlemeler gibi. Ama sadece ses ve kafiye oyunlarıyla değil, grafik anlatımlarla da desteklenen bir tarz bu. Özellikle çocuklara yönelik hikayelerde çok kullanılıyor. Ülkemizde bilinen en net örnek olarak Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarı’nda ya da Aynanın İçinden (Through the Looking Glass) adlı kitaplarını verebilirim.

Gormenghast serisi sırasıyla OM Yayınevi ve İthaki Yayıncılık’tan çıktı. İki basımında da çeviri Dost Körpe’ye ait. İthaki versiyonunda çevirmen bazı değişiklikler yaptığını söylemiş ancak ben OM Yayınevi’nden çıkan basımı okumadığım için net bir karşılaştırma yapamıyorum.

Mervyn Peake de Kim? Hiç Duymadık?

Tam ona geliyordum. Kendisi 1911 doğumlu bir romancı, illustratör ve şair. Kaderin ilginç bir cilvesi olarak, Çin’de doğdu. 57 yıllık kısa yaşamında iki dünya savaşı gördü. 1930’lu ve 40’lı yıllarda, hayatını zengin kişilerin portrelerini çizerek idame ettiriyor, arada bazı gazetelere savaş sahnelerini canlandıran çizimler yapıyordu. Maalesef, hiçbir zaman eserleri herkes tarafından bilinen popüler bir sanatçı olamadı. Peake, işleri her kesime hitap etmediği için ağır bulunup, daha çok meslektaşlarına ilham verenlerdendi. Meslektaşları ona çok saygı duyardı. Bir insanın işleri ulusal müzelerde boşuna sergilenmez.

Mervyn Peake ve eşi Maeve Gilmore.

Mervyn Peake ve eşi Maeve Gilmore.

İkinci Dünya Savaşı başladığında savaş ressamı olmak için başvurduğu halde reddedildi ve dönemdeki pek çok yetenekli genç gibi paketlenerek orduya gönderildi. Peake hayatta kalmayı başardı, hatta Titus Groan’ı ilk olarak orduda hizmet verirken yazmaya başladı. Gormenghast’ı devasa bir seri olarak planlamıştı, ama hayattayken sadece üç kitabını yazabildi. 57 gibi genç bir yaşta maalesef Parkinson hastalığına yenik düştü. Planlanmış en az iki kitabı daha vardı, bunlardan Titus Awakes’in, 1970’lerde dul eşi Maeve Gilmore tarafından yazılmış versiyonu ailesi tarafından bulunarak 2009’da Overlook Press tarafından, Peake’nin yüzüncü doğum gününde yayımlandı. Gormenghast Revisited ise, maalesef hayallerde kaldı. Roman serisi ilerledikçe Peake’nin hayatına çeşitli referanslar vereceğim için, şimdilik kısa kesiyorum.

Kitabı Okuyamam, Filmi Yok mu Bunun?

O da laf mı, eğer yeterli imkanınız varsa tiyatrosunu, hatta operasını bile izleyebilirsiniz. Gormenghast ülkemizde bilinmeyebilir ama yurtdışında epey kült bir eserdir. 1980’li yıllarda yayınlanmış radyo piyesleri vardır, defalarca tiyatroya aktarılmıştır, günümüzde de çeşitli ünlü salonlar tarafından sergilenmektedir. 1998’de sahne almış, besteleri Irmin Schmidt tarafından yapılmış üç perdelik bir operası da mevcuttur.

BBC için çekilmiş versiyon.

BBC için çekilmiş versiyon.

Tabii en çok bilinen, BBC için çekilmiş bir mini dizidir. Bu dizide Steerpike rolünde Jonathan Rhys Meyers’in olduğunu söylemem yeterli mi? Bence değil, Flay’i de Christopher Lee canlandırıyor diyeyim ki, koşa koşa gidip izleyin. Ayrıca özellikle Fuschia adlı karakterden ilham alan müzikleri de atlamam doğru olmaz, en ünlüsü The Cure’un Drowning Man’idir şüphesiz. Genel olarak baktığımızda, Gormenghast’ın özellikle 1960’lar ve 70’lerdeki progresif rock grupları üzerindeki etkisini görmemiz zor değil. Yeni Zelandalı rock grubu Split Enz’in “Stranger than Fiction” ve “Titus”, İngiliz progresif rock grubu Strawbs’un “Lady Fuschia”sı da bu seriden esinlenerek yazılmıştır. Hatta kutu oyunu bile var, ama onu da ilgili yazarlara bırakıyorum.

Eğer karmaşık romanları seviyorsanız, Gormenghast’ı mutlaka denemelisiniz. Emin olun, hiç kimsenin bilmediği hazineler keşfedeceksiniz.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar