Kahramangiller

Korku ve Tuhaflıklara Dair: Pusova

Son iki aydır normalin aksine peş peşe hikaye kitaplarıyla vakit geçirdim. Çok güzel şeyler geçti elime. Ancak bu kitaplar arasında kitaplığımın rafına kaldırdığım son kitabın etkisinden hala kurtulamadım. Galip Dursun’un kaleminden okuduğumuz öyküler, çılgınca olduğu kadar dahiyane de. Fantastik edebiyattan korku edebiyatına, oradan bilimkurguya doğru rota çiziyor Pusova ile…

Takip edenlerin bildiği üzere, sitemizde her hafta Gerisi Hikaye adlı bir podcast yayınlanıyor. Galip Dursun burada Işıl Beril Tetik ve Demokan Atasoy’la birlikte birbirinden güzel konularda oturup konuşuyor, meraklılarının aklındaki sorulara cevap veriyor. “Yok ben sitede yeniyim” diyenleri şöyle alalım:

Gerisi Hikaye Podcast Serisi

Kabuslardan Hayatlara… 

…bir serüven Pusova. İçerisinde bolca çılgınlık barındırıyor kitap ve onlardan ilki Ağıt. Şehrin en işlek caddesinin karanlık ara sokaklarında flüt çalarak para kazanmaya çalışan bir çocuk. Hayalleri ve dilekleri kabul olmamış, hayattan geriye sadece bir tek duası kalmış. Bu ruh haliyle çok sevdiği flütünü bu defa öyle bir çalıyor ki, o son dileği gerçek oluyor. Kimsenin tenezzül edip uğramadığı karanlıklarda Pan ile karşılaşıyor, notalar eşliğinde. Pan demişken, şu bildiğimiz Yunan mitolojisinde satirlerin ve yeşilliklerin tanrısı keçi ayaklı ve boynuzlu, insan benzeri vücuda sahip varlık. Şehrin debdebesinden ara sokaklara sığınan dilenci çocuğun dileği Pan’ın notalarıyla gerçek oluyor. Kitabın girişinde keçi-tanrı karşılıyor okuyucuyu. Galip Dursun’un dili dolmakalem mürekkebi, gibi bizi içine çekip o ara sokağa bırakıyor resmen. Hikaye, başlangıç olmak için ideal bir seçim. Anlatım tarzıyla ilgili olarak, özellikle ortaya koyduğu tasvirler takdir edilesi. Çocuğun başından geçenleri okurken flüt sesi duymayı bekledim ama olmadı…

Galip Dursun

Galip Dursun

Şehre Küsen Çocuk ile devam ediyoruz kitaba. Biraz garip bir öykü. Tamam, kitap içerisindeki hiçbir öykü tekin değil, pusuda bekliyor avını resmen, ama buradaki olay daha ilginç. Çocukluk çağında karşı karşıya kaldığı bir olayın etkisinden uzun süre kurtulamayan, yaşını başını almış ana karakterin kendi çocukluğuyla aynı masada oturup adam öldürme planları yapması, sanırım sadece bana garip gelmeyecektir. İlkokul sıralarındaki haliyle karşılıklı gazoz içip sigara tüttürüyor. Hem de olanları hiç garipsemeden. Lakin o yaşta adam öldürme fikrinin iler tutar yanı olmadığından “Hadi lan oradan!” deyip kalkmasını da biliyor. Okumaya başladığımda ilk iki sayfa “Ne oluyor burada?” diyerek başlayıp “İşe bak!” diyerek bitirdiğim bir öykü. Geçmişte yaşanan travmatik olayın anlatılış tarzı özellikle dikkat çekici. Üstünde şizofreni kokuları aldığımız ana karakterin bu olayın peşini bırakmamış olması da ruhsal bozukluk teşhisimizi haklı çıkarıyor.

İlk iki öyküyü daha sindiremeden  ‘ilacın’ dozunu artırmaya devam ediyor Galip Dursun. Kıyamet sonrası bir kenar mahallede sağ kurtulanlara bakmakla yükümlü bir ihtiyarın hayaletten bozma manav, kasap, bakkal ile muhabbetini okutuyor bize Gâvur ve Piç’te. Sen tut ölmüş adamla tavla oyna meyvesine sebzesine. Sonra da çoktan dünyadan göçüp gitmiş bakkalla husumet olsun aranda. Kıyamet sonrası senaryolara alışığız da, bu başka olmuş. O bildiğimiz kaynak sıkıntılarının giderilmesi için bulunan çözümden (tavla) sonra diyecek bir şeyim kalmıyor. Yok olmuş bir dünyadan bahsederken herkesin aklına Amerika’da yerle bir olmuş gökdelenler, alışveriş merkezleri gelirken Galip Dursun olaya İstanbul esnafı tarafından bakıyor. Küçük esnaf diye ölmediler ya. Yoksa öldüler mi?

Garipliklerin Arkası Kesilmiyor 

Daha çok korku ve fantastik edebiyat türlerinde öyküler barındırıyor kitap. Saf bilimkurgu olarak sadece Sıfır Numara Film adlı hikayeyi okuyoruz. Zaten o da bize yetiyor, bana yetti. Yıl 2107 ve toplum distopya kıvamına gelmeyi başarmış. Birlikte yaşadığı kadına yasaklı filmlerden, sıfır numara filmlerden almak için torbacı bekleyen Memo’nun içinde bulunduğu bunalımı görüyoruz. Bazen yaşadıklarına kızıyor, bazen de korkuyor başına gelenlerden. Ancak bunları belli etmesi ölüm demek. Bir şeyler hissedeceksen de kork, sadece kork. Ne de olsa “büyük biraderin” gözü kulağı her yerde. Gelişen teknoloji ile her geçen gün biraz daha yakınlaşan ‘geleceğin dünyasında’ işlerin nasıl yürüyebileceğine bir bakış açısı. İnsanın hissettiği duygulardan korktuğu, korkusunu ise belli etmemesi gereken bir dünya. Bence 2107 yılına kadar beklemeye gerek yok. İçinde bulunduğumuz zamanın da okuduğumuz öyküden pek bir farkı yok gibi. Mevzubahis halkı boyunduruk altına alıp, düşünceleri sebebiyla onlara hayatı zindan etmekse, örneklerini bolca görüyoruz.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Bay_Karamsar

    “Sıfır Numara Film” hikayesine bayıldım. Kendi içinde ürkütücü bir zincirleri kırma hikayesi gibi geldi. Korkuya dayalı mantığın işlevsellik kazanıp engellenmeye çalışılan fiillerin başka yollardan vuku bulmaya devam etmesi… Otorite ne yaparsa yapsın, insanın farkında bile olmadan onun üstesinden gelmesi…

    Gavur ve Piç: Kaçınılmaz olan gelip çatsa da, insanın gene de onu ertelemeye çalışması…

    Gezinti: Uzun ömürleri ve bilgileri ile yeryüzünün ölümlü gök ruhlarına dönüşen İhtiyarlar… Yeraltının, bedenleri ele geçiren, asıl yüzleri bilinmez ruhları…

    Anlatıdaki zaman kavramının mekansal olarak da kurgudaki kullanım şekli önemli. Öykülerin temposunu korumakla kalınmamış, gizem ve gerilime de büyük katkıda bulunulmuş bu sayede.