Kahramangiller

Korkunun Yeni Mekanı: Ay’da 172 Saat

Korku edebiyatı ile aram pek yok. Bir tek arada Lovecraft açar okur, sonra türe elveda derim. Ancak işin içine bilimkurgu ögeleri karıştığı zaman işin rengi değişir. Korkuyu dünya yüzeyinde yaşadık durduk bunca zaman. En azından benim okuduklarım hep rotadaydı. Bu sefer mekan; ay yüzeyi…

Dediğim gibi; korku türüyle pek içli dışlı değilim, ama olayın ayda geçeceği fikri tüylerimi diken diken etmese de, bir hareketlendirdi. Düşünsene gözün alabildiğine kum, çorak arazi ve kiminle gittiysen başka kimse yok… Ya da olmaması gerekirdi.

Norveçli yazar Johan Harstad’ın yazdığı Ay’da 172 Saat, tam olarak bunu işliyor. 2008 yılında yazmıdığı kitapla iki ödül almış. Bragerprisen Ödülü bunlardan biri. Diğeri ve asıl dikkat çekmek istediğim Ubok/Dagbladet: Tüm Zamanların En İyi Genç/Yetişkin Kitabı Ödülü. Kitabın konusu hakkında yazıp çizdikten sonra neden bu ödüle dikkat çektiğimi de ayrıca konuşacağız. Bunu da dedikten sonra sırada ana yemek var.

Johan Harstad

Johan Harstad

Şubat 2010 yılında NASA’da yapılan toplantıyla açılış yapıyoruz. Birçok bilim adamı ve askeri yetkilinin üzerine tartışıp fikir alışverişi yaptığı konu; Ay. Daha doğrusu 40 yıl aradan sonra Ay ziyareti. Gerekçe olarak tantalum yetmiş üç diye bir madenin Ay yüzeyinde bulunabileceği düşünülüyor. Sanayi için oldukça değerli olduğunu anladığımız bu madenin mazeret olduğunu da çok geçmeden anlıyoruz. Asıl mevzu NASA’nın içinde bulunduğu finansal dar boğaz. Yıllar boyunca kamuoyunun dikkatini çekecek “gerçek” bir projeye imza atamayan kurum, halkın ilgisizliği nedeniyle sıkıntılı bir sürece girer. Bu duruma son vermek içinse çok zekice bir halkla ilişkiler kampanyası yürütmeye karar verir. Tekrar Ay’a gitmek. Anca bu sefer sadece astronotlarla değil.

Üç tane lise öğrencisini de bu işe dahil etmeye karar verirler. Amaç bu sayede Apollo görevleri sayesinde gönlünü kazandığı yaşlı ve yaşlanmakta olan kitle yerine 21. yüzyıl gençliğinin dikkatini çekebilmek. Uzaya gönderilecek bu üç genç, dünyanın her yerinden katılımın yapılabildiği bir kurayla belirlenecektir. On dört ve on sekiz yaş aralığındaki herkesin katılabildiği kuranın, yaklaşık 300 milyon civarında kişiyi geride bırakan talihlileri, Norveç’ten Mia, Japonya’dan Midori ve Fransa’dan Antoine olur. Birbirlerinden çok farklı sebeplerle kuraya katılır üçüde. Kimi eski sevgilisinin acısını unutmak için elinden geldikçe uzağa gideyim derken uzaya gitmeye karar verir. Kimisi de yaşadığı aile ve sosyal çevrenin geleceğini kısıtladığını düşünerek daha iyi bir hayat standardına kavuşma sevdasıyla yer alır grupta. 2019 yılında çıkacakları yolculuk için bir sene öncesinden eğitime alınan üç genç, her birisi kendi alanlarından uzman beş tane astronot eşliğinde Apollo görevlerinin bel kemiği Saturn 5 fırlatma roketine bağlı Ceres adındaki araçla dünyadan ayrılır. Sorunsuz geçen yolculuğun ardından sekiz kişilik ekip Ay’a ulaşır. Ulaşırlar ulaşmasına, ancak ay bekledikleri kadar ıssız olmayabilir.

Uzayla ilgili bildiklerimiz ne kadar gerçek. Söz konusu uzay olduğu zaman ne kadar bilgimiz olsa da her zaman cahil kalacağız.

Dünya Yetmemiş,

yazar Ay’da almış soluğu. Johan Harstad bize Ay’da 172 Saat ile yaklaşık 300 sayfalık bir okuma seansı sunuyor. Bilimkurgunun içine baharat kabilinden korku serpmiş. Elinin ayarını iyi de tutturmuş. Başından sonuna kadar akıcı bir dil hakim kitapta. Okurken zorluk çektiğim herhangi bir nokta olmadı. Genç / yetişkin diye kategorize edilmesinden ileri gelen bir özellik. Bu türde aldığı ödül takdire şayan. Her ne kadar ülkemizde herhangi bir şekilde karşılığı tam olarak olmasa da, son zamanlar bu türün içinde ele alınabilecek, birbirinin kopyası diyebileceğimiz bir çok kitap çıktı. Ay’da 172 Saati onlardan ayıran en büyük nokta, belki de konunun kendisiydi.

Ancak bazı yerlerde de “neden bu kadar hızlı geçti ki şimdi” dediğim oldu. Kurgunun içine bilimin dahil olduğu noktaları yazar biraz hızlı geçmiş. Bunun yerine daha çok karakterlere odaklanmayı tercih etmiş. Doğru bir tercih olduğu söylenebilir, ancak madem ki bilimkurgu, o zaman aceleye gelmez. Bilimkurgu ciddi bir iştir, emek ister. Daha da önemlisi bilimsel altyapı ister. Kitap içerisinde bilime en çok yaklaştığımız yer ünlü “Wow! Sinyali”nin adının geçtiği yerler. 1977 yılında Big Ear adlı teleskop tarafından tespit edilen ve o tarihten bu yana ne olduğu bulunamayan sinyal. Dünyadaki herhangi bir radyo vericisi tarafından kullanımı yasak olan bir frekans aralığından alınan ve 72 saniye süren sinyal -resimde daire içinde- tespit eden Dr. Jerry R. Ehman tarafından “Wow!” olarak adlandırılır ve öyle de kalır.

Wow! sinyali

Wow! sinyali

Uzaya çocuk gönderme olayının ne kadar mantıklı ya da sağduyulu bir karar orası tartışılır, diyebilmek isterdim ancak pek de mantıkla bir alakası yok. En ufak hatanın ölüm anlamına geldiği bir ortamdan bahsediyoruz ne çocuğu. Astronotların bile hepsi uzaya gitme şansı bulamazken. Bunu da kendi fikrim olarak yazmak istedim.

Malzeme Güzel Olunca,

ortaya da güzel bir şey çıkmış haliyle. Yazar Johan Harstad, elindeki malzemeyi gayet güzel kullanmış. Türü seven herkes rahatlıkla okuyabilir de, hangi iki türü? Bu manada kitabı bilimkurgudan ziyade korku/gerilim türü altında ele almak daha makul olacaktır. Okuması keyifli ve akıcı bir kitap Ay’da 172 Saat. Dilimize İthaki Yayınları etiketi ile kazandırılan bir eser ve son dönemdeki genç / yetişkin kitaplarından bir adım öne çıkıyor diyebilirim.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar