Kahramangiller

Mesele Din Değil, İyi–Kötü Savaşı: Kule Efendisi

İskoçya kökenli İngiliz yazar Anthony Ryan, ana karakteri Vaelin Al Sorna’nın dinler savaşı gibi gözükse de temelinde iyi-kötü savaşı macerasını “Kule Efendisi” ile anlatmaya devam ediyor. Ryan, ikinci kitabıyla orman halkı Seordah diliyle ‘Kuzgunun Gölgesi’ lakabına sahip Vaelin Al Sorna’nın hikayesini sürükleyici ve süprizlere gebe başarılı bir anlatımla sunuyor.

Öncelikle belirteyim ki “Kule Efendisi” romanı, İthaki Yayınları’nın üçlemedeki sonu okuyabileceğimiz “Queen of Fire” kitabını acilen yayınlanmasını istememizi sağlıyor. Roman, muhtemeldir ki “Ateşin Kraliçesi” olarak gelecek aylarda (umuyorum ki en kısa sürede) raflardaki yerini alacak üçüncü kitabı sabırsızca beklemeden önce derinlemesine karakterleriyle dikkat çekiyor. Anthony Ryan, “Kan Şarkısı” kitabıyla başladığı ‘Kuzgunun Gölgesi’ adlı üçlemesindeki bu ikinci kitap da temel karakter olarak belirlediği Vaelin Al Sorna’nın başka ilgi çekici yetenekleri olabileceğini de gösteriyor.

Anthony Ryan

Anthony Ryan

Orta Çağ tarihi üzerine uzmanlık eğitimini tamamlamış Ryan, üçlemesinde okuyucularına sunduğu kurgu dünyasını “Kule Efendisi” kitabında, göztaşı maden ocakları, ormanlık alanları, Lonaklar’ın toprağı ve kuzeydeki buz insanlarıyla hepsi birbirinden ilginç figürlerle zenginleştiriyor. İlk kitap “Kan Şarkısı”na kıyasla ikinci kitap, sadece efsane karakter Vaelin Al Sorna odaklı değil, Frentis, Reva ve Prenses Lyrna’nın da yaşadıklarıyla gelişiyor. “Kan Şarkısı”nda tanıştığımız karakterler yeniden karşımıza çıkarken; ilk kitapta gizemli kalmış karakterler ve olaylar her sayfada açıklamalara kavuşuyor.

Hiçbiri Masum Değil mi?

Yazar Ryan’ın üçlemesini basitçe iyi-kötü savaşı olarak düşündüğümüzde, her iki cephedeki karakterler gizemli yetenekleriyle neler yaşanacağını değiştiriyorken; mevzubahis insan olduğu kitapta aslında ne saf iyi, ne de saf kötü olmadığına da tanıklık etmek mümkün oluyor. İlk kitap “Kan Şarkısı” boyunca da kendisiyle hesaplaşmalarını gördüğümüz Al Sorna gibi diğer karakterler de “Kule Efendisi”nde sadece kişisel gelecekleri değil, yaşadıkları dünya ve zamanı değiştirecek tercihlerinde bocalıyorlar.

Kimler Geldi Geçti Ryan’ın Dünyasından…

‘Kuzgunun Gölgesi’ için yazar Ryan’ın yarattığı kurgu dünyada, bizim dünyamızdaki nesillerden nesillere sözlü kültür ürünü olan pek çok mistik hikayedeki gibi bazı gerçekler de ortaya çıkıyor. Üçlemedeki anaerkil toplumsal yapıyı benimsemiş Lonaklar’ın toprağındaki tapınak veyahutta ormandaki Seordahlar’ın taşı gibi mistik mekanlar oldukça etkileyici. Özellikle de kendi yaşadığımız dünyada dahi bugün Honduras dediğimiz topraklardaki Amazon ormanında sadece geçen yıl National Geographic ekibince gizemli antik bir kente ait taşlar bulunduğunu anımsadığımızda… Kitaptaki gizemli mekanlar arkasında unutulmuş medeniyet/medeniyetler olması ihtimali şaşırtmamalı…

Şimdi “Kule Efendisi” kitabı ardından Ryan’ın acaba üçlemesini “Queen of Fire” kitabında, nasıl tamamladığını ama özellikle de kahramanımız Vaelin Al Sorna’nın zamanından önce o mekanları kimler inşa etmişti sorusuna yanıt verip vermeyeceğini de merakla bekliyor olacağım.

kule-efendisi-1

Ah Keşke Dünya Haritamız Olsaydı

Bu kitapta en çok eksikliğini çektiğimiz detay ise kuşkusuz harita… İlk kitap “Kan Şarkısı”nda olduğu gibi “Kule Efendisi”nin de girişinde odak ülke Birleşmiş Diyar ile yakın coğrafyasını gösteren harita yer alıyor. Ancak o harita, artık, kahramanımız ‘Kuzgunun Gölgesi’ ve çevresindeki karakterleri coğrafi olarak izleyebileceğimiz bir dünya sunmuyor.

Alpir İmparatorluğu’nun güneyini, doğusunu o haritada göremediğimiz için kölelik ile yönetilen Volaria ülkesini maalesef algılamak zorlaşıyor. Oysa ikinci kitapta hikaye nasıl yeni karakterler ve yeni yerleşim yerleriyle zenginleşirken yazarımız Anthony Ryan’ın kurgu dünyasına ilişkin coğrafi bilgimizi görselleştirecek yeni bir harita gayet iyi olurdu.

Kimbilir belki İngiliz yazar John R.R. Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi nasıl çizimler ve detaylı harita ile görselleştirildiyse Ryan’ın dünyasının da görsel olarak zenginleştirilmesi düşünülür.

Bu arada yazarımız Ryan’ın, kendi kişisel internet sitesindeki röportajlarından birinde Birleşik Diyar için geç Orta Çağ-erken Rönesans dönemindeki Avrupa’dan esinlendiğini de anımsatayım. Kuşkusuz ilk kitapta daha fazla bilgi edindiğimiz Uzak Batı’nın Çin’den esinlendiğini açıklayan Ryan’ın bu kitabında topraklarında gezindiğimiz ve insanlarıyla detaylı tanıştığımız Volaria içinse esin kaynağı erken dönem Roma İmparatorluğu olmuş. Ryan, Volaria ülkesini Roma İmparatorluğu’ndan yola çıkarak kaleme aldığını ancak kurgusunda Nazi Almanyası’nın izlerinin de olduğunu söylüyor.

kule-efendisi-2

Ayrıca “Kule Efendisi”nin, “Kan Şarkısı” kitabına kıyasla örneğin gelecekte Hollywood’un ilgi alanına girecek olursa sinema açısından daha fazla görsellik sunduğunu da belirtmeliyim. Yalnız birinci kitap ağırlıkla karada geçtiği için kısıtlı olarak karşılaştığımız deniz ve nehirler, hikayede ve savaşta önemli bir rol üstlendiği için sinema perdesine aktarımı da epey masraflı olacaktır.

Yalnız harita eksik olsa da eklerdeki karakterlere ilişkin verilmiş dizin oldukça yararlı.. Dizin sayesinde karakterleri istediğimiz zaman gözden geçirmek mümkün oluyor.

Prenses Lyrna’nın Cesurluğu

İlk kitapta güzelliği ve zekasıyla tanıdığımız Prenses Lyrna, muhtemeldir ki pek çok okuyucu için favori karakter olamadı. Ne de olsa fantezi edebiyat türünde yazılmış üçlemedeki ilk kitap “Kan Şarkısı”nın savaşma ve kahramanlık işi biraz fazlasıyla erkeklere aitti. Ama bu ikinci kitapta karşımıza birbirinden güçlü kadın karakterler karşımıza çıkıyor. Benim favori karakterim Prenses Lyrna ise, güzel-zeki birleşimiyle yaratılmış olsa da bu kitapta galiba yaratıcısı yazar Ryan’ın erkek oluşundan kaynaklı “ikisi bir arada olmamalı” gazabına uğruyor. En azından Ryan, bu kitapta kadın karakterlerinden savaşma cesaretini mahrum bırakmıyor. Ama fazla detay vermeyeyim Prenses Lyrna’nın hikayesi elbette “Kule Efendisi”nde..

Son olarak İthaki Yayınları için de özel bir not düşelim. İlk kitap gibi Barış Tanyeri’nin çevirisiyle okuduğumuz “Kule Efendisi”nin 228’nci sayfasındaki minik bir yanlışlığı da yeni baskılarında düzeltilmesi amacıyla yazalım. Bu sayfadaki anlatımda, “Güney Kulesi” yazılacağı yerine yanlışlıkla “Kuzey Kulesi” ifadesi yer almış.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar