Kahramangiller

Patti Smith’ten Hayata Dair Bir Güzelleme: M Treni

“Oğlan büyüdü, baba öldü, kız benden uzun, kötü bir rüyadan dolayı ağlıyor. Lütfen sonsuza dek kalın, diyorum tanıdığım şeylere. Gitmeyin. Büyümeyin.”

İçinde bulunduğumuz gerçeklikteki yaşamı deneyimlemek üzere maddi ve manevi anlamda ne çok uğraş verir insan. Doğmak, çevreyi algılamak, varoluşu anlamlandırmak, kendine toplumda bir yer edinmek, büyümek ve yaşlanmak gibi belli başlı eylemler bile kendi başlarına yeterli birer uğraş alanıyken, bir de bazı insanların çok daha büyük görevler yüklendiğini görürüz hayatta. Yaşadığımız dünyada, var olma durumunu anlamlandırmak adına, esasen kimsenin onlara yüklememiş olduğu bir misyon yüklenmiş, sürekli yaratmak, söylemek ve yazmak gereksinimi duyan özel bir insan topluluğu olduğu yadsınamaz bir gerçektir. İçinde bu heves ve istekle, adeta yaratma eylemini gerçekleştirmesi gereken bir tür hücresel yapıyla dünyaya gelen insanlar için eylemsizlik yahut (maddi manevi yetersizliklerden veya hayatta kimilerince daha önemli görülen birtakım başka misyonları gerçekleştirme gereksinimlerinden ötürü yaşanan) bir engellenme durumu en büyük felakettir. Güzele ve estetiğe inanılmaz bir aşkla bağlı olmak, hayata bağlı olmak anlamına gelir bu insanlar için. Estetiğe ve yaratma eylemine duyulan bu tutku kimi zaman bir mükâfat, kimi zaman bir lanettir onlar için. Bir şiir okumak, onu bambaşka âlemlere doğru tarifi imkânsız yolculuklara çıkarır ve alır kalemi eline. Bir romanın içine girer ve kaybolur, hayali karakterlere çılgınca âşık olur, aşkını dizelere, notalara döker. Sahnede en yoğun duygularla söyler tiradını, şarkısını. Kendinden on yıllar, yüz yıllar önce yaşamış olanlara duyulan özlem ve aşkla, onların eserlerinden aldığı hazla yaratır ve eyleme geçer. Eyleyemezse ölebilir. Bu uğurda tarifsiz engellerle karşılaşsa da eyleyemeden yaşayamayacağını bilir. Tıpkı sol ayağıyla mucizeler yaratan Christy Brown gibi. Tıpkı Beethoven gibi.

Yaratma dürtüsüne hayatı boyunca karşı koyamamış bir sanatçı: Christy Brown

Yaratma dürtüsüne hayatı boyunca karşı koyamamış bir sanatçı: Christy Brown

Patti Smith, bu özel insanlar içinde belki de en özellerinden. En azından eserlerini hâlâ hayattayken dinleyip okuyabildiğimiz için, kendisiyle doğrudan etkileşime geçebildiğimiz için bu kadar özel belki de. Patti, benim hayatımda “idolüm” olarak nitelendirebileceğim bir iki özel insandan biri. Müziği ve hayata bakışı beni derinden etkilemiş ve birçok anlamda bana yardımcı olmuş bir sanatçı. Kendisiyle yeni tanışanlar için Patti, bir müzisyen, bir yazar, bir şiir âşığı ve bir görsel sanatçı. Yani bir estetik tutkunu. Bir hayalperest. Hayata bu mükâfatla ya da bu lanetle gelmiş olanlardan. Yaratmadan, eylemeden nefes alamayanlardan. Bıraktığı eserlerle sonsuzluğu garantileyenlerden.

m-train-2

Kendisini yakından takip edenler ve sevenleri, Patti’nin dilimize kazandırılmış ilk kitabı olan biyografik eseri Çoluk Çocuk’la 2010’da Domingo Yayınları tarafından tanıştırıldı. Ardından incecik ama dopdolu bir anı kitabı olan Hayalperestler geldi. Çocuk Çocuk, Patti’nin müzisyen olarak kariyerine ilk başladığı zamanları ve basamakları bir bir tırmanışını masalsı bir şekilde anlatıp hepimizi kendine ve Robert Mapplethorpe’a âşık etmişti. Kitap tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük ilgi gördü ve NBA (National Book Award) sahibi bir eser oldu. Derken Domingo Yayınları bize bir güzellik daha yaptı ve bizlere M Treni’ni hediye etti.

Patti ve Robert Mapplethorpe

Patti ve Robert Mapplethorpe

M Treni bizi, yaratma sürecinin onca acısı içinde kendine yoldaş ettiği yazar ve şairlerle, geçmişinin (ve sevgili eşi, en büyük dostu Fred’in) hayaletleriyle, tatlı kedileri, onlar olmadan yapamayacağı bardak bardak kahveleri, seyahatleri ve vazgeçemediği Café ‘Ino’suyla karşımıza çıkan bir Patti’yle tanıştırıyor bu kez. Hem de kendi evinin dağınıklığında, kimi kez kayıp bir ceket için, kimi kez akıp giden zaman ve zamanın ondan götürdükleri için yaktığı birbirinden güzel ağıtlarla. Not defterleri ve kelimelerini üzerinde biriktirdiği kafelerden aşırma kâğıt peçetelerle. Kendi çektiği fotoğraflarla. Kendilerine boyutlarından kat kat büyük anlamlar atfettiği eşyalarıyla. Hatırlarıyla. Haruki Murakami ile. Jean Genet ile. Frida ile. Rimbaud ile.

m-train-4

M Treni bir güzelleme. Yaşama ve estetiğe yazılmış bir şiir. Bir şarkı. Başı ve sonu olmayan bir öykü.

Ben hâlâ Patti’nin soluk alıp verdiği bir dünyada yaşadığım ve onunla iletişim kurabildiğim için çok mutluyum. M Treni, hayatı böylesi değerli bir insanın penceresinden seyretmek isteyenler için başyapıt niteliğinde bir eser.

Keyifli okumalar.

Yorumlar