Perg’de Son Macera: Tanrıların Alfabesi

Seri kitap okumanın en büyük yan etkisi bütün kitaplar bittikten sonra geride kalan ortada kalmışlık hissi. Bütün o sayfalar boyunca maceradan maceraya atıldığınız karakterler son sayfadan itibaren hayatınıza veda ediyorlar ya işte, ondan bahsediyorum. Türkiye’nin ilk fantastik kitabı olan Korkak ve Canavar ile başlayan Perg Efsaneleri serisi de Tanrıların Alfabesi ile birlikte sona eriyor ve akıl almaz maceralar, hafızalarda yer edecek karakterlerin ve tanrıların yanyana olduğu yolculuk nihayete eriyor…

Guorin ve Leofold’un savaşın gölgesinde başlayan dostlukları ikilinin hayal dahi edemeyecekleri maceralara sahne olmuştu. Kimi zaman ecelin soğuk nefesi enselerinde tünellerde koşarken, kimi zaman da bir geminin güvertesinde aheste aheste devam ettikleri yolculuklarında yeni dostlar kazanmış, yeni hayatlar tanımışlardı. Ancak yolculuk ne kadar sürerse sürsün, varılacak bir son durak her zaman vardır. Kahramanlarımızın bütün Perg’i etkileyen yolculukları Tanrıların Alfabesi ile birlikte son durağına ulaşıyor.

Barış Müstecaplıoğlu

Barış Müstecaplıoğlu

Nihai Savaş 

Tüm diyarlardaki—Tanrılar dışında—en kudretli varlık olan büyücü Merderan’ın emanetini elinde taşıyan Guorin, görevini tam sonlandıracağı sırada beklenmedik bir haber alır. O ve arkadaşları sonu gelmezmiş gibi görünen deniz yolculukları sonrasında geldikleri, burfenlerin yaşadığı Fuoli’de nihayet aradıkları kişiyi bulurlar. Ancak emanet yeni sahibine ulaştırılamaz. Sebebiyse hem üzerinde yaşadıkları diyar Perg’i, hem de tabiri caizse tanrıların sürgün yeri yasak diyarları etkileyecek bir savaşın kapıda olmasıdır ve bu savaşı engellemek ihtimal dahilinde değildir. Birlikte oldukları bütün bu süre zarfında hep inandıkları şeyler uğruna savaşmış, mücadele etmiş olan kahramanlarımız ortada böyle bir tehdit varken elbette uslu durmazlar. Tüm dünyanın kaderi için hiç düşünmeden savaş meydanına atarlar kendilerini.

Ancak karşılaştıkları manzara düşündüklerinden çok daha ümitsizdir. Bu nihai savaşta insanlar ve promlardan oluşan ittifakın karşısında kötülüğün ta kendisi yer alır. Yaşayan her türlü canlı tam manası ile bir ölüm-kalım savaşının gölgesindedir. Diyarların geleceği için amansız bir savaşa girecek olan ittifakın belki de en çok ihtiyaç duyduğu güç en muhtaç zamanlarında, ordular savaş meydanında yerini almadan yanlarında bitiverir. Tanrıların emaneti bir kılıç ve onun gözüpek kullanıcısı; keskin pençelerle silahlanmış, görenlerde dehşet uyandıran bir canavar; adı kahramanlık öykülerinden eksik olmayan sıradışı bir okçu. Zaman silahları kuşanıp kozları paylaşma zamanıysa eğer, bütün Perg’de daha iyilerini bulamayacağınız bu üç kişi, karşılarında hayal dahi edemeyecekleri bir düşman bulurlar.

Kimin dost, kimin düşman olduğunu bilmenin her zaman mümkün olmadığı söylenir. Doğrudur. Bazen en çok güvendiğiniz insan arkanızdan bıçaklar sizi. Şaşkınlığınızın ölüme dönüştüğü bakışlarınızla o bıçağı tutan elden başka bir şey görmez, göremezsiniz. Gözleriniz sonsuza dek kapanmadan evvel…

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar