Kahramangiller

Polisiye Labirentinde: Kıyamet Günü Ustası

Kitaplığıma bakındığım zaman ekseriyetle bilimkurgu ve fantastik edebiyat eserleriyle karşılaşıyorum. Dünya edebiyatına dair -özellikle Beat Kuşağı- kitapların yanı sıra polisiye türü de kendisine yer bulmayı başarıyor. Tamam çok yok kabul ediyorum. Bu türde kitap okurken zaten yaşadığım sıkıntı ilgi çekici eser bulabilmekte. İyi polisiyeye her zaman yerimiz var. Mesela Kıyamet Günü Ustası gibi. Leo Perutz kaleme almış bu sıra dışı katil-dedektif hikayesini…

Ülkemizde polisiye edebiyata gönül vermiş yayınevlerinden bir tanesi Labirent Yayınları. Hem yerli hem yabancı bir çok güzide kitabın piyasada yer almasına vesile olan firmanın bir de çok güzel bir Pipo Serisi var. Mesela yazımıza konu olacak kitapta bu seri içerisinde yer alıyor.

Sanat Aşkına

Biraz garip başlıyor kitap, bunu ilk cümleden anlıyorsunuz. “Benim işim tamamlandı.” diyerek başlıyor Baron von Yosch başından geçenleri. “Tamam da neydi bu iş?” diye merak ediyoruz haliyle. Kendileri zamanında orduda süvari yüzbaşısı olarak görev yapmış. Görevinden azat edilince vaktinin çoğunu arkadaş ortamlarında, sohbetlerinde bulunarak geçiriyor. Bir gün yakın arkadaşı Doktor Gorski yanına gelir ve ünlü tiyatro oyuncusu Eugen Bischoff’un evinde birlikte müzik yapmayı önerir. Söz konusu klasik müzik olunca hayır diyemez Baron ve eski sevgilisiyle evli Bischoff’un evine doğru giderler.

leoPerutz

Yazar Leo Perutz

Dört arkadaş çalıp söylerken davetli olduğu ev sahibinin arkadaşı Mühendis Waldemar Solgrub’da ortama dahil olur. O dakikadan sonra ortamın havasını değişir. Beraberce gülüp eğlenilen, samimi ve dostane olan ortam Eugen Bischoff sayesinde iyice gerilir. Laf lafı açar, derken yakın zamanda bir arkadaşının başından geçenlerle ilgili anlattığı hikaye huzursuzluğu zirveye çıkartır. İntihar etmesi ihtimal dahi verilmeyen kişilerin esrarengiz ölümleri, ne delil ne de şahit bulunamaması olayları daha da içinde çıkılmaz bir hale getirir. Olaylara açıklık getirmek için kendi aralarında fikir yürüttükleri sırada Eugen Bischoff’un kan donduran çığlığı duyulur. Anlattığı hikayedeki gibi bir ölümü tadar ancak bu sefer ortada bir şüpheli bulunur. Eski bir sevgili…

Cinayet değilse bile intihara sebebiyet vermek. Tutkulu bir sevgilinin yapacağı türden olabilir belki de…

Esrarengiz…

…olaylar silsilesi olmadan polisiye düşünülemez. Ancak söz konusu olayın orijinalliği benim için daha önemli. Zira piyasada birbirine benzeyen bir dolu polisiye cirit atıyor. Leo Perutz’un kitabı da bu konuda okuyucuyu eli boş göndermiyor. Hem kurgusu, hem tarzı sayesinde dikkat çeken bir eser. Birinci kişi anlatımı kullanılmış kitapta. Daha önceki yazılarda mutlaka sözünü etmişizdir, bu tarz anlatı okuyucuyu olayların içine çekmek için birebir. Kendi adıma söyleyeyim; bu kitap için özellikle -sesli okuduğum zamanlarda, her kitapta zaman zaman yapıyorum iyi oluyor- sanki geçmişte başıma gelen bir hadiseyi seneler sonra tekrar okuyormuşum gibi geldi. Yeterince garip başlayan kitap Baron von Yosch’un günlüğü niteliğinde.

letter1

Bilinmeyene dair korku insanın her an karşı karşıya kaldığı bir vaziyet. Bildiğimiz şeylerin korkusu bilmediklerimize kıyasla deve de kulak kalır. Çocukken yatağın altında saklanan canavardan tutun, Lovecraft’ın betimlediği antik zamanlardan kalma varlıklara kadar. Edebiyat bu korkuyu yansıtmanın, bireylere ulaştırmanın en iyi yolu. Zira yazılı anlatımın gücü hiç bir zaman gücünü kaybetmedi. Kıyamet Günü Ustası’da bu tema üzerine kurulu. Anlatıcı da dahil kimse olayları mantıklı bir açıklamaya dayandıramıyor, ölümlerde açık kapı bulamıyor. Kimilerine göre polisiye değil de korku edebiyatının bir örneği kabul edilmesini yaşanan olayların ardında saklı olan bilinmezlik durumuna borçlu.

“26 Eylül’den 30 Eylül’e, yani ancak beş gün sürdü…”

Kitap içerisinde cereyan eden olaylar sadece beş gün sürüyor. Özellikle sanat ile meşgul olan insanların başına geliyor esrarengiz ölümler. Resimden tiyatroya, profesyonelce ilgilenenlerden amatörlere, seçim yapmadan. Seçimi yapanların hızlı bir ölüme yürüdükleri gözlerden kaçmıyor. Ölüme davetiye çıkarmak gibi bir izlenim bırakıyor bu durum ve olaylar iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Polisiyenin olmazsa olmaz dedektif-asistan ilişkisinin, Sherlock / Watson ikilisinin yerini kitapta Mühendis Solgrub / Doktor Gorski alıyor. Birbirinden alakasız kişiliklere sahip pozitif bilimlerle iştigal eden ikili cinayetleri çözmek, Kıyamet Günü Ustasını bulmak için kolları sıvar…

Akıcı anlatımı ve başarılı çevirisi ile okumaktan keyif aldığımız türe güzel bir örnek. Birinci Dünya Savaşı’na yakın bir dönemde yaşanan tuhaf ölümler ile ilgili olan kitap Labirent Yayınlarının Pipo Serisi ile okuyucunun karşısına çıkıyor. İyi polisiyeye her zaman yerimiz var, söylemiştik. Labirent’i takipte kalın -kaybolsanız da dert değil elbet sizi bulacak birisi çıkacaktır- ve piponuzu hazırda tutun. Ne olur ne olmaz…

Yorumlar