Kahramangiller

Tatilde misiniz? Plaj için Kitap Tavsiyeleri #1

Bilmem siz de benim gibi okuma bağımlısı olup yaz sıcağında beyni omlete döndüğü için zorlanıp üzülenlerden misiniz? Eğer öyleyseniz, kolay hatta bir çırpıda okunan bu kitap listesini sizin için hazırladım. Ağustos geldi demeyin, asıl Ağustos sıcağında lazım böyle şeyler (Tam bunu yazarken yağmur başlaması da ayrı bir şey oldu tabii).

Bir Plaj Kitabı Nasıl Olmalı?

Her şeyden önce çok kolay okunmalı; ama insana “çerez okuyorum” duygusunu fazla da hissettirmemeli, ayrıca tabii ki sürükleyici olmalı diye düşünüyorum. Listeyi kendi zevkime göre yaptım, siz de tavsiyelerinizi yazabilirsiniz.

Yazı dizimiz şimdilik 4 yazarı ve bir kaç örnek kitabını tanıtacak. İlerde belki ekleme yaparım. Sırasıyla Philippa Gregory, Jean-Christophe Grange, David Eddings ve Clive Cussler‘ı anlatacağım. Umarım bu sıcak yaz günlerinde can sıkıntınıza bir katkım olur diyerek başlıyorum.

Açılışı listedeki -kanımca- en hafif yazarla yapayım, malum yazı dizisi ilerledikçe havalar -umuyorum ki- serinleyecek. Hafif dediğime bakmayın, kitapları küçük bir tuğla büyüklüğünde olduğu için çantanıza sığdırmakta zorlanabilirsiniz. Ama içerik bakımından -bence- kolay okunur olduğu için denemeye değer.

Önce yazar hakkında bir kaç küçük detay vereyim. Philippa Gregory 60’lı yaşlarının başında, tarihi karakterleri son derece iyi oluşturulmuş atmosferler ve kurgu eşliğinde anlatan bir hanımefendi. Yalnız not düşmeliyim ki kurgular sadece kitap başına tutarlı. Kitaplar birbirlerinin devamı gibi görünse de fazlasıyla ayrı telden çalıyorlar, yazının sonlarına doğru değineceğim. Kadın ısrarla kitaplarını “tarihi gerçekler” üzerine yazdığını iddia etse de durum pek öyle değil. Tabii biz eğlencelik kitap aradığımız için bu mevzuya girmeyeceğim, merak eden araştırabilir.

Şimdi “teyze kitabı” deyip de dalga geçmeyin. Şahsen, muadili tarihi romanları okurken sıkıntıdan bayılan biriyim. Bu tip karakterlerin işlenişi genelde pembe dizi gibi olur; ama Gregory anlatım ve kurgu olarak bunun epey üzerinde.  Tabii ben Boleyn Kızı, Boleyn Mirası, Mahkum Prenses ve Kraliçenin Soytarısı gibi kitapları için konuşuyorum. Geri kalan kitaplarına göz attım ve açıkçası çok beğenmedim.

yk1_1

Phlippa Gregory, ülkemizde ve dünyada The Other Boleyn Girl (Boleyn Kızı) adlı kitabıyla tanındı, hatta filmi de çekildi. The Other Boleyn Girl tarihin en bilinen hikayelerinden birini; uçkur davası için İspanyol Prensesi olan eşi Aragon’lu Katherine’i Katolik Kilisesi’ni karşısına almak pahasına boşayıp Anne Boleyn ile evlenen, bir kaç yıl sonra onun da kafasını kestiren 8. Henry’nin hikayesini Mary Boleyn’in bakış açısından anlatıyor.

Mary’nin 12 yaşında geldiği İngiliz sarayında kraliçenin nedimesi olarak başlayan kariyeri, 14 yaşında Kral Henry’nin ilgisini çektiğinde birden “kralın metresi” konumuna gelmesiyle birlikte tavan yapıyor. Evet, kariyer dedim; çünkü bir saray kadınının o zaman diliminde yapabileceği en önemli kariyer bu. The Other Boleyn Girl zaten bu yüzden yararlı, o dönemdeki saray entrikalarının hangi mantıkla döndürüldüğünü, kralın çevresinde oynanan oyunları, büyük ailelerin kızlarını nasıl adamın önüne attıklarını, sarayın mutfak masraflarından dahi nasıl pay çıkardıklarını envanter tutan uşak kadar öğreniyorsunuz. Özellikle tarihi senaryolara meraklı oyun yöneticileri bir baksın derim, Philippa Gregory gerek saray eğlencelerinde gerek her yıl saray eşrafının nasıl, hangi saraya taşındığı konusunda akademisyenliğinin hakkını vermiş, özellikle bu romanı İngiliz kraliyet atmosferi hakkında bilgi edinmek için biçilmiş kaftan.

Gerçek Mary ve Anne Boleyn.

Gerçek Mary ve Anne Boleyn.

Kitap, son derece özensiz ve aceleye getirildiği belli olan filmine nazaran çok daha detaylı ve güzel bir anlatım içeriyor. Filmin oyuncu kadrosu çok sağlam, Anne Boleyn’i Natalie Portman, 8. Henry’yi Eric Bana, anlatıcı karakter Mary Boleyn’i ise Scarlett Johansson canlandırıyor. Eğer Benedict Cumberbatch’i aldatılan silik koca rolünde göreceğiniz temposuz bir filme yüreğiniz dayanırsa izleyin derim.

Ancak, Philippa Gregory’nin hep yaptığı bir şey var; kitaplarının satması için tarihi karakterleri alıp da trendlere göre ters yüz etmekten çekinmiyor. Tabii ki kadın biyografi yazmadığı için bu hoş görülebilir, Tudors adlı dizide de tarihi akışa uymayan pek çok şey oldu. Ama 12 yaşında alelacele evlendirilmiş , 14’ünde hayran olduğu krala duyduğu çocuksu aşk nedeniyle çok sevdiği kraliçesine ihanet eden masum kız kalıbına sokulmuş Mary’nin gerçek hikayesi hiç de anlatıldığı gibi değil.

Gerçek Mary Boleyn İngiltere sarayına geldiğinde 19 yaşındaydı ve genç Fransa Kralı 1. Francis’in dahil olduğu pek çok erkek ile ilişkisi olmuştu, ondan sonra da bir süre 8. Henry’nin metresi oldu. Yine kitaptaki gibi “sevdiği adamı hırslı ablasına kaptıran kız” imajı da pek gerçekçi değil, Anne ile Mary Boleyn sarayda tamamen farklı çevrelerde sosyal bağlantılar kurmuşlardı ve asla kitapta anlatıldığı kadar yakın olmadılar. Kral Anne ile ilgilenmeye başladığında Mary’yle ilişkisi çoktan bitmişti.

Tek bir gerçekçi olgu var, o da Mary’nin çocukları Catherine ve Henry’nin gerçekten kraldan olabileceği. Bu hala kanıtlanmamış bir konu olmasına rağmen, özellikle resimlerini, hele de Catherine’nin kızı Laetitia Knollys’in resmini görürseniz Elizabeth ile adeta ikiz olduklarını fark edebilirsiniz. Laetitia, Kraliçe Elizabeth’in nedimesiydi ve onun çocukluk aşkı Robert Dudley ile evlendiği için saraydan sürüldüğünü de ekleyeyim, ilginç bir detay olarak.

Kraliçe Elizabeth ve Laetitia Knollys.

Kraliçe Elizabeth ve Laetitia Knollys.

Burada Elizabeth’e ve onun çağına geliyorum, evet, tanıtacağım tek kitap The Other Boleyn Girl değil. Bence ondan çok daha ilginç tarihi figürleri işlemesine rağmen fazla çıkış yapamamış The Queen’s Fool, yani Kraliçenin Soytarısı var. Benim Philippa Gregory romanlarına bulaşmamın asıl nedeni de bu, kitapta John Dee‘nin işlendiğini görünce “Paramı alın ve susun!” psikolojisine girmiş ve derhal satın almıştım.

Şimdi bilmeyenler için, John Dee bugün bildiğimiz Avrupa kültürünün temellerini atmış adamlardan biridir. Tarihi figür olarak Kraliçe 1. Elizabeth’in danışmanı olarak bilinse de, aslen kendini Hermetik felsefeye adamış bir düşünür, matematikçi, astronom ve okült uzmanıdır. Mesela, hükümdarlığı bereketli olsun diye yıldızları incelemiş ve Elizabeth’in taç giyme tarihini seçmiştir. Elizabeth’in özellikle savaş stratejilerini belirlediği de söylenir. O dönemin en geniş kütüphanelerinden birine sahip olduğunu da es geçmemek gerekir. Ulusal bir kütüphane açmak için Kraliçe 1. Mary’den izin almaya çalışıp reddedilmiş, bunun üzerine kendi kütüphanesini halka açmıştır. John Dee, Elizabeth İngiltere’sinin Leonardo da Vinci’si gibi bir şeydir, tabii filozof olarak.

Queen’s Fool’da resmedilişini kısmen başarılı buldum. Kısmen diyorum; çünkü hikaye daha çok bir Yahudi olan, ailesi İspanya’dan kaçmış Hannah’ın sırayla 8. Henry’nin oğlu Edward, 1. Mary ve 1. Elizabeth’in soytarısı olmasını anlatıyor, arada da kendi aşk hikayesine odaklanıyor (Yine John Dee’ye değinişi, Boleyn Kızı’nda Thomas Wolsey’e değinilişinden daha fazla mesela). İtiraf etmek gerekirse Boleyn Kızı’ndan daha ilginç dinamiklere sahip bir roman, çünkü Hannah’ın d’İsraeli kanından ötürü görücülüğü var ve meleklerle iletişim kurmaya çalışan John Dee ile alakası bu şekilde başlıyor, Robert Dudley ve babası tarafından saraya götürülerek “Kutsal Soytarı” unvanını alıyor. Bu sırada Prenses Mary ve Elizabeth’e hizmet ediyor ve iki kadınla da arkadaş oluyor.

John Dee.

John Dee.

Bu noktada değinmem gereken bir konu, Philippa Gregory kitaplarında 1. Elizabeth’in “başkalarının kocalarına asılan ve laf sokan bir kaltak” olarak resmedilmesi. Evet evet, Bakire Kraliçe’den söz ediyoruz. Yazarın Elizabeth’le sorunu nedir bilmiyorum, hatta belki dendiği gibi gönül ilişkileri de olmuştur, fark etmez, kadın taştan değil sonuçta. Ancak Elizabeth gibi yetkin bir hükümdarın kitaplarda aksettirildiği kadar basit hareketleri olduğuna pek ihtimal vermiyorum. Elizabeth ile ilgili iki kitabını okudum ve her ikisinde de “yosma, arsız” gibi sıfatlar var, hem de yazarın ağzından. Tabii bakış açısı edinmek için okunulabilir, ama Elizabeth sanki “kötü karakter” boşluğunu doldurması için manipüle edilmiş gibi. William Cecil gibi danışmanları tabii ki kadının hükümdarlığının devamı konusunda kritik rol oynamışlar; ama kitaplarda anlatıldığı gibi Elizabeth’in salt bu adamların yeteneğine güvenen bir uçkur düşkünü olması pek olası değil. Bana öyle geliyor ki, Gregory biraz “Babasına bak, kızını al,” psikolojisine girmiş.

Yalnız Gregory’nin kitaplarında sürekli devamlılık aramanızı önermem. Kadın bu açıdan hayli tuhaf bir yazar. Mesela Boleyn Kızı’nda Anne Boleyn ile kardeşi George Boleyn arasında gerçekten bir ilişki olabileceğini ima eden bir sürü satır var, hem de kardeşleri Mary’nin gözünden. (Anne Boleyn, 8. Henry tarafından ensest suçuyla mahkum edilmiştir, ancak Henry’nin derdi ondan kurtulmaktır ve pek çok tarihçi bunun sahte kanıt olduğuna inanır. Kanıtı bizzat görümcesi Jane Parker vermiştir). Devamı olan Boleyn Mirası’nda ise, hepsinin suçlusu olarak George Boleyn’in kıskanç karısı Jane Parker Boleyn’e atıyor suçu ve Anne’nin masum olduğunu iddia ediyor. Eğer farklı insanlar, farklı bakış açıları gibi bir görüş için yapılmışsa da pek inandırıcı olmamış, gizem değil tutarsızlık katıyor.

Kraliçe 1. "Bloody Mary" ve 1. Elizabeth

Kraliçe 1. “Bloody Mary” ve 1. Elizabeth

Hayli gizli ama satır aralarını okumayı bilen biriyseniz sizi bayıltacak kadar alttan alta Katolik hayranlığı da söz konusu. Aragon’lu Katherine ve kızı 1. Mary talihsizlikleriyle fazlasıyla yüceltilirken (ki katılıyorum gerçekten de talihsizler) , Protestan olan Elizabeth yerden yere vuruluyor. Anne Boleyn 8. Henry’ye eski bir Pagan simgesi olan, göğüslerinden  sular fışkıran altından kadın heykeli hediye ettiğinde, kızkardeşi Mary şoke oluyor ve heykeli genel geçer anlamda “çok çirkin” olarak tanımlıyor. Hannah, yasal kocası onu göz göre göre aldatıp bir de çocuk peydahladığında onu terk etmesini, yaşı ilerlediğinde “çocukluk” olarak tanımlıyor. Protestan inançtan gelen Cleves’li Anne (8. Henry’nin 4. eşi) Prenses Mary ile arkadaş olarak eski dine dönüyor filan. (Bu doğru ama kadın daha çok Papa yanlılarını teker teker astıran Henry’nin korkusuyla yapmıştır yani).

Gregory Bütün bunlardan sonra da Kraliçe Aragon’lu Katherine’nin çocukluğunu anlatan Constant Princess (Mahkum Prenses) ‘te, genç prensesin fazlasıyla Mağribi kültürü etkisi altında kalmış olabileceğini savunuyor ki, Katherine gerçek hayatta elbisesinin altına ham keçe gömlekler giyecek kadar Katolik bir kadın. Doğal olarak insanın biraz kafası karışıyor. Ama hakkını vereyim, Gregory Mağribi kültürünü öyle bir hakkını vererek anlatıyor ki, ağzınızın suyu akıyor. Kitabın en tartışılacak yanı, şüphesiz 8. Henry’nin Aragon’lu Katherine’den boşanma nedeni olan, Boleyn Kızı’nda tamamen haksız gösterilen gerekçesinin, yani Kraliçe’nin “önce ağabeyiyle evli olduğu için ona oğlan doğuramadığının” aslında gerçek olduğunun ima edilmesi. Mahkum Prenses’in öyküsünün tarihçiler tarafından hafif dalga geçilerek eleştirilmesinin nedeni bu.

Aragon'lu Katherine; gençliği ve yaşlılığı.

Aragon’lu Katherine; gençliği ve yaşlılığı.

Neyse, uzun etmeyeyim.

Artıları:

Karakterlerin işlenişi akıcı ve eğlenceli. Hele Boleyn Mirası’nda bir Katherine Howard sahneleri var ki, evlere şenlik. Vaşak ruhlu Anne Boleyn’in bence sonundaki “günahkâr” olduğunu ima eden saçmalıklar haricinde gördüğüm en iyi işlenişi. Özellikle tarihi atmosfere, o dönemin günlük yaşantılarına meraklı biriyseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu açıdan Eski Mısır’ı gözlerimizin önüne getiren Christian Jacq kadar başarılı diyemem, ama onun ancak bir gömlek altında. Rönesans senaryoları yazacak oyun yöneticileri ise mutlaka ama mutlaka okusunlar. Onlara bir tavsiye olarak da Stefan Zweig’in Marie Antoinette’sini veriyorum ama onu sakın bu yaz sıcağında okumayın, şezlongdan düşüp bayılırsınız.

Eksileri:

Tutarsız karakterler, yazarın sıkışınca karakterlerin ağzına laf vermesi ve bunu genel konu akışına yedirememesi. Thomas Howard gibi 8. Henry’nin sağ kolu olan bir generalin “Biz erkekler bugün tesadüf eseri bulunduğumuz konumdayız,” gibi bir laf edeceğini hiç sanmıyorum mesela. Bir de kitapların göz korkutan kalınlığı. Çabuk okunuyor; ama Boleyn Kızı 800 küsür sayfa. Taşımakta zorlanabilirsiniz, ne diyeyim büyük çanta alın.

Philippa Gregory hakkındaki son temennim, “Yeter bu kadar para kazandığım,” diyerek bahsettiğim tutarsızlıkları elemesi, sonra da John Dee gibi karakterlerin çok daha detaylı işlendiği, Kraliçenin Soytarısı çizgisindeki kitaplarını devam ettirmesi.

Yazı dizisine konuk olacak bir sonraki yazar, Jean-Christophe Grange. O vakte kadar size iyi tatiller ve güneşin altında iyi okumalar.

Benzer Yazılar

Yorumlar