Kahramangiller

Üç Cisim Problemi: Çözümsüz

2015’te piyasaya birçok yeni bilimkurgu kitabı çıktı, yayınevleri bizleri bolca sevindirdi. Sağ olsunlar. Çok güzel kitaplar okudum yıl içerisinde, verimli bir on iki ay oldu diyebilirim. Bazıları diğerlerinden daha çok ön plana çıkmayı başararak tabiri caizse beni benden aldı tabi. Mesela Üç Cisim Problemi; kendi kategorisinde bu yılın en iyi kitabı kuşkusuz.

Hugo Ödülleri 1953 yılında dağıtılmaya başlandı. Altmış küsür yıldır. Tüm bu zaman içerisinde ödül çoğunlukla Avrupa ve Amerikalı yazarların çalışma odalarını süsledi. Ancak bu sene bir ilk yaşandı. Çinli yazar Cixin Liu 2015 Hugo En İyi  Roman Ödülü’nü kazanarak ülkesinden bu ödülü alan ilk yazar olmayı başardı. Üç Cisim Problemi’yle kazandığı ödülü ne kadar hak ettiğini kitabı okuyunca anlıyoruz.

1960’lı yıllar. Yer: Çin Halk Cumhuriyeti. Kültür Devrimi’nin yaşandığı zamanlar. Pozitif bilimlerin ve bu bilimlerin ortaya koyduğu teori-kuramların ayaklar altına alınmaya çalışıldığı bir dönemde başlıyor kitap. Einstein’in Genel Görelelik Kuramı’nın emperyalist devletlerce uydurulmuş bir masaldan ibaret olduğu düşünülüyor -en azından kitapta öyle yazıyor- mesela. Durum o kadar feci. Birçok bilim adamı bu koşullar altından ya tüm kariyerini kaybediyor ya da kariyeriyle birlikte hayatını da kaybediyor. Ye Wenjie de kaybedenler arasında. Ancak o babasını ve onurunu kaybediyor. Vatan haini olmakla suçlanan ve aynı zamanda alanında uzman babasının yolundan -astronomi- giden Ye, kendisini toplama kampından hallice bir çalışma kampında bulur. Burada geçirdiği birkaç yılın ardından biraz da şansın yardımıyla geri kalan hayatını hapiste geçirmek üzereyken kendisini Çin’in o dönemdeki en büyük araştırma projesinin yapıldığı Kızıl Sahil Üssü’nde bulur.

uc-cisim-problemi-1

Dönemi itibari ile Amerika ve Sovyetler Birliği’nin içerisinde olduğu uzay yarışına Çin de dahil olmak ister. Büyük yatırımlar sonunda dünya dışı yaşam araştırmaları yapabilmek için çok gizli bir proje yürütülmeye başlanır. Kızıl Sahil Projesi, dahil olanın ölene kadar herhangi bir sebeple ayrılamayacağı, girenin çıkamadığı bir projedir. Ye Wenjie ise gönüllü olur bu ömürlük projeye. Yetiştiği aile sağ olsun bu konuda birçok meslektaşıyla aşık atan Ye, yıllar boyunca aradığı uzayın derinlerindeki yaşama ulaşmayı başarır. Güneş’i de bu mesaj trafiğine alet eden Ye’nin gönderdiği mesaja kısa süre (sekiz sene!) sonra gelen cevap, işleri daha da içinden çıkılmaz bir noktaya getirir. İlk başta ortaya çıkan bu durum karşısında ne yapacağı şaşıran Ye, hem ailesi hem de kendi başına gelenler sebebiyle insanlıktan intikamını almaya karar verir. Bunu da kendisi yapamayınca işe başkaları dahil olur.

Aradan yıllar geçer. 2000’li yıllara gelindiğinde Kızıl Sahil Projesi aşırı masraflı ve sonuçsuz bir proje olarak görülür ve rafa kaldırılır. Ancak tam bu esnada dünya genelinde başta astronomi ve astrofizik olmak üzer birçok bilim dalı bir tür duraklama devrine girer. Birisi ya da birileri insan uygarlığının sahip olduğu bilimin ilerlemesine taş koyar. Wang Miao gibi birçok bilimadamının çalışmalarını etkiler bu durum. Nanoteknoloji alanında araştırmaları yürüten Wang, bir gün tesadüf eseri Üç Cisim adında bir oyunla karşılaşır. Tıpkı bizim dünyamız gibi bir gezegende geçer oyun ancak ortada çözüm bekleyen koskoca bir sorun vardır. Hatta üç sorun demek daha doğru olacaktır. Oyunda amaç tüm bu sorunlara karşın insan uygarlığını kurup yaşatmaktır. Ancak işler hiçbir zaman yolunda gitmez.

Baş gösteren tüm bu bilimsel karmaşa ve kaos durumu akıllara bir tek ihtimali getirir: Savaş. Ama kiminle?

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Cihan Türe

    Güzel tanıtım ve kitap not alındı mutlaka okunacak. Fakat yazıda katılmadığım bir yorum var.

    “Dünyayı kurtarmak için inandığın tanrıdan yardım istersin anlarım ama neye benzediği bilmediğin uzaylıdan medet ummak ne yahu?”

    Ya inandığın tanrı yoksa? Ya da tanrı adına yenilen naneleri görüyorsan?

    Mesela bu yazıya ilk yorum yapan kişi yazarla aynı fikirde, o halde o kadar da absurd bir fikir olamaz değil mi? Şahsen ben de ileri bir uzaylı medeniyeti tercih ederim bu konuda Arthur C. Clarke ile düşüncelerimiz benziyor.